Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

9 Temmuz 2008

Mehmet Akif Ersoy

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Umumi

 


Dünya Ekonomisinde Yeni Denge


-Ege Cansen-


BUNDAN 50 yıl önce Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okurken Fuat Çobanoğlu hocamız İngilizce olarak bize şu soruyu sormuştu.

"Being" ile "becoming" arasındaki fark nedir? Bu iki kavramı Türkçeye çevirmek gerekse, birincisine "olmak" ikincisine "oluşmak" denebilir. Olmak, hem bir başlangıç hem de bir sonuçtur. Oluşmak ise bu iki nokta arasındaki süreçtir. Tıbbiyeyi bitiren kişinin unvanı doktordur. Aslında kişinin doktorlaşma süreci, unvanını aldığı günden başlar. Belki de hiç bitmez. Bu analiz, diploma gereken veya gerekmeyen her meslek için geçerlidir. Daha genel kapsamlı bir örnek vereyim. Çocuk doğuran kadına anne denir. Ama kadında anneleşme süreci, çocuk doğurduktan sonra başlar. Belki de bedenen anne olanlar hiçbir zaman ana olamaz.

* * *

Hayatın kendisi olan iktisatta neyin olup bittiğini ve neyin "oluştuğunu" birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü dünya ekonomisi hem sürekli bir şeyler doğurur, hem de sürekli bir şeylere gebedir. Bugünlerde "kriz" oldu mu (doğdu mu?) konuşuluyor. Ben de dünya neye gebe onu merak ediyorum. Gözlemim, yaşanan süreçte "dünya milli gelirinin yeniden dağılımı" tabi tutulduğudur. Petrol ve ham madde fiyatlarındaki artışların sebebi budur. Çünkü her yeni fiyat artışı, bazıları için gelir azalması, bazıları için gelir artışıdır. Sonunda başta Çin olmak üzere çalışkan ve üretken ülkelerle doğal zenginlikleri olanların "reel gelirleri" artacak, başkasının parasıyla yaşam düzeyini arttırmayı hedefleyen milletlerin "reel gelirleri" düşecektir. Yeni denge burada teşekkül edecektir.

* * *

Zaten insanlık kurulduğundan beri kişiler ve toplumlar, dünya nimetlerinden daha fazla pay almak için uğraşmıştır. Bütün savaşların toprak kazanma savaşı olması bu yüzdendir. Toprak, yeraltı ve yer üstü zenginliklerin tümü demektir. Toprak, geliri yaratan "dört" faktörden arzı en kısıtlı olanıdır. Geliri yaratan diğer faktörlerden emek, fakir ülkelerde boldur. Sermaye ise, sermaye hareketleri üzerindeki kısıtlamalar kalktıktan sonra en hızlı yer değiştiren üretim faktörü olmuştur. Dördüncü üretim faktörü KOT (knowledge, organization, technology) yani "bilgi, örgüt ve teknoloji" yurt dışı eğitim imkánları ve bilişimdeki gelişmelerle bollaşmıştır. Ayrıca, düşük maliyet peşinde koşan, KOT birikimi yüksek firmalar, ucuz emek sunan ülkelerde fabrika kurarak bunu yaygınlaşmıştır.

* * *

Doğal zenginlikler bir yana bırakılırsa, gelişmiş milletlerin zengin olmasının sebebi, onların geri kalmış milletlerden daha çok KOT birikime sahip olmalarıydı. Bu faktör bollaştığına göre, kıt üretim faktörü olarak geriye sadece, başta petrol olmak üzere ham madde kalmıştır. Fiyatlar bu yüzden artmaktadır. Ancak kavga bitmemiştir. Geliri azalan milletler buna tepki verecektir. Bu yüzden yeni denge noktası "daha yüksek fiyat düzeyinde" "daha düşük büyüme" noktasında oluşacaktır. Bu gidişi değiştirecek tek şey, yeni bir enerji kaynağı bulunmasıdır.

Son Söz: Siyaseti, ekonomi; ekonomiyi, teknoloji belirler.

 

Ege Cansen

9 Temmuz 2008


Merak Etmeyin Silahım Boş -Ege Cansen-


Ülkemizin siyaset gündeminin en yaşamsal maddesini, Güneydoğu Kürt meselesinin teşkil ettiği sırada, iktisadi kararların nasıl alındığını inceleyen ve irdeleyen "Mekanizma Tasarım Kuramı" Nobel ödülü aldı. İktisat sözcüğünün, maksat kökünden geldiğini hatırlayalım. İktisadi karar, maksada hizmet eden karar demektir. Dikkat etmişsinizdir, Türkiye’nin terörist eylem koyan PKK’lıları sindirmek için, Irak’ın Kuzey’ine asker yollaması tartışılırken, sıkça "bedel" kelimesi kullanıldı. Ortada ödenecek bir bedel varsa, bunun karşılığında elde edilecek bir fayda da var demektir. Yani bu siyasi karar da aslında iktisadidir. Fayda-külfet kıyaslaması, bizim için olduğu kadar karşı taraf veya taraflar (PKK, Kuzey Irak Kürtleri, Irak, ABD, AB, Suriye ve İran vb.) için de geçerlidir.



Bu Kış Şeriat Gelebilir -Ege Cansen-


Bu kişiler "Bu kış Türkiye'ye komünizm gelebilir" sözüyle alay etmeye pek bayılır. Şimdi de "bu kış Türkiye'ye şeriat gelebilir" sözünü piyasaya sürüp, onunla kafa bulmaya başladılar. Batıdan çok kuvvetli sol rüzgárların estiği 1970'lerin hiçbir kışında komünizm Türkiye'ye gelmemiştir. Gelemeyeceği için gelmemiş değil; stratejisi ve taktikleri deşifre edilip, karşı taarruzlarla, hücumları püskürtüldüğü için gelememiştir. Türkiye'de bu uğurda çok kararlı ve maalesef çok kanlı bir mücadele verilmiştir. Gelmemesi de iyi olmuştur. Yoksa Türkiye'de pekálá seçimle veya bir solcu askeri darbeyle sosyalizm adı altında komünizm gelebilirdi. Veya Arap ülkelerindekine benzer "Sosyalist-İslamcı" Baas'vari bir tek parti diktatörlüğü kurulabilirdi.


 

Ege Cansen


Ankara’da doğan Kemal Ege CANSEN, liseyi İzmit Lisesi’nde, Üniversiteyi ise ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi İşletmecilik Bölümü’nde tamamladı. 1961’de şeref mezunu olarak tamamladığı üniversite eğitiminin ardından Arçelik’te işe başladı. Arçelik’ten aldığı bursla gittiği Amerika’da, Wharton School’dan MBA derecesi aldı.

Türk sanayiine yaptığı katkılardan ötürü, 1991 yılında ODTÜ’den takdir ödülü alan CANSEN; İş hayatında Arçelik’te Genel Müdür Muavinliği, Koç Holding’te Sanayii İşleri Koordinatörlüğü, Soyer Hafriyat’ta Müdürlük, Anadolu Endüstri Holding’te Murahhas Azalık gibi görevlerde bulundu.

1987-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi master ve doktora öğrencilerine “İşletme Ekonomisi” dersleri veren Ege CANSEN, halen Yönetim Danışmanlığı yapıyor. 1983 yılında, Hürriyet Gazetesi’nde, “Oyunun Kuralı” başlıklı sütunda başladığı yazarlığa devam ediyor. Handan Hanımla evli olan Ege CANSEN, bir çocuk babasıdır.

MÜSİAD tarafından 2001 yılında düzenlenen Ekonomi Basını Ödülleri çerçevesinde Yılın Yazarı seçildi.


 Umumi Siyaset


 


 


 


  Siyaset-Türkiye



Bu Kış Şeriat Gelebilir -Ege Cansen-


Bu ülkede her zaman, arkasını büyük devletlere dayayan ve onların borazanı oldukları için de sesi gür çıkan insanlar olmuştur. Bu insanların ana fikri "Türkler, kendi kendini idare edemez. Bu ülkede iyi ne yapılmışsa, büyük devletlerin dayatmasıyla yapılmıştır" şeklinde özetlenebilir. Bu zevat günümüzde, başka bir nedenle değil, sırf yukarıda özetlediğim gerekçeyle Avrupa Birliği'nin bizi içine alması her tür bedelin ödenmesine razıdır. Bunlar veya ağabeyleri, 30 yıl önce de Türkiye'nin kurtuluşu, komünizmi kabul edip, Rusya'nın uydusu olmaktan geçer diye düşünür ve bu uğurda çalışırdı. Bugün de büyük devletlerin sözünden çıkmayalım; çünkü ABD ve AB çok güçlüdür. Eğer onlar "ılımlı İslam devleti ol" diyorsa olalım; yoksa "dayağı yersiniz" demekteler.


 Kavram


 



...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar