
Türkler İçin Neden Küreselleşme?
-Atila Demirkasımoğlu-
Türkler, yüzyılı aşan bir süreden beri içine kapanık yaşıyor. Bedence olduğu gibi zihince de ufukları giderek daralıyor. Bir parça Türkiye Türkleri, o da son yıllarda, üstelik de giderek daralan bu karanlık alanı aşma uğraşında. Oysa Türkler geniş alanda bulunmayı, bırakıp gitmeyi ve yeniden kurmayı kültürel kodlarında yaşatan bir ulus olup aydınlıklara dörtnala sevdalılar. Bozkır’ın Türklere sağladığı üstünlüklerden biri de geniş alan hakimiyetidir. Türkler bedence geniş alanda dolaşarak zihinsel genişliklerini sürekli geliştirmeyi ve diri tutmayı başarıyorlardı. Yerleşik medeniyetlerle alışverişin bir sonucu olarak yerleşik düzene geçen Türklere, Türk büyük çoğunluğunun çok iyi gözle bakmamasının bir nedeni de budur. Bu kötü bakış yerleşik düzen kenarlarında bulunan Türklerin zaman içerisinde yerleşik ulusun içinde eriyip kaybolmasıyla geçerli bir haklılığa da sahipdir. Kuzey Çin’in Han’ları, İran’ın Partları, Doğu Avrupa’nın Kıpçak ve Kumanları benzeri birçok boyun bildiğimiz sonları haklılığın geçerliliğin kanıtıdır. Türkler, Avrasya’nın bütün bozkırlarını genel olarak hep ellerinde tuttu. Türkleri Doğu’da Büyük Okyanus durdurdu. Okyanusu aşmaya bu yeni alanda belki de birikimlerinin yetersiz olması engel oldu. Türk denizcileri bir türlü okyanusta tutunamadı. Bütün Çin ve Güneydoğu Asya’yı ele geçiren Kubilay Han gibi, büyük bir yöneticinin Japonya’ya yapılan deniz seferlerinde başarılı olamadığını ve çok büyük kayıplar verdiğini biliyoruz. Daha sonra da Osmanlılar, Hint Okyanusu’na hem geç çıkıp hem de gemi teknolojilerinin yetersizliğinden bu sıcak okyanusda tutunamadı. Osmanlıların Akdeniz’de sağladıkları başarı küresel değil bölgesel olup gerçekte kara hakimiyetinin ve kıyıda sıkıştırılanların çaresizliğinin bir sonucudur. Uzak denizlere açılma ve büyük denizleri Bozkır gibi kullanabilme şansı iki kez Türklerin önüne geldiği halde bu şans kullanılamadı. Birincisi ile Doğu hakimiyetini, ikincisi ile Batı hakimiyetini kaybetmek kaçınılmaz hale geldi. Burada dile getirmek istediğimiz deniz alanında başarısızlığımız değildir. Denizci bir ulus olmadığımız için, o kültüre ait zenginlikleri devşirme ve yeniden yaratma şansımız zaten azdı. Fakat burada bizim maksadımız, küresel hakimiyetin kaçırılışının nedenini küresel bakışın kaçırılmasında gördüğümüzü anlatmakdır. Gerek Kubilay Han gerekse Osmanlılar, bozkırdan gelmenin avantajlarını, yerleşikleşerek kısa sürede harcadı. Küresel bakış, evrensel inisiyatifin, tam kazanılmasını gerektirmekteydi. Oysa Türklerin karşısında Avrasya’nın doğu ve batı kıyısında sıkışanlar bu iki ada alanı bir atlama ve zıplama üssü olarak kullandı. Doğu’da Japonya ve Batıda İngiltere ve onun devamı sayacağımız ABD bugünkü başarılarını, atlama ve zıplama adalarının doğru kullanıp yeni küresel inisiyatif alanları açmalarına borçludur. Ulama Paşa’yı yerel Kürt-Kırmanç asilerine feda eden Muhteşem Süleyman’ın Açe' lilerin yardım taleplerini kabul edecek bir uzak ufka sahip olmasını bekleyemezdik. Buna rağmen büyük avantajları vardı ve mesela Fransa elinde idi. Osmanlılar aslında iki büyük yanlış yaptılar. Bunlardan birincisi Ortadoğu'ya ve Anadolu’ya fikse olmakla batıda genişlemelerini geciktirmiş olmakdır. İkincisi de İran ve Doğu Anadolu’da yerleşik Selçuklu mirası üzerine yerleşen Doğu Türkmenleriyle Anadolu Birliği adına savaşarak küresel bakışı kaybetmekdir. Biz, Hazar’ın doğusunu Doğu Türkistan ve Karadeniz çevresini Merkezi Türkistan olarak görüyoruz. Merkezi Türkistan’ın iç mücadeleleri, onun ve daha üst platformda Türklerin, batı da ve doğu da kaybetmesine yol açdı. Merkezi Türkistan’ın güneyi yani Karadeniz-Hazar denizleri altı Türklerin iç mücadelesi, Kuzey Türklüğünün kaybetmesine de yol açdı. Avrupa’nın batısında sıkışanlar, bir yandan denizlere açılırken öte yandan Kuzey-Batı Avrupa’nın yukardan Ruslarla birlikte güneye çullanmasını sağladı ki bu onlara iki yönlü nefes alma imkanı doğurdu. Timur’la Çubuk, Uzun Hasan’la Otlukbeli ve Şah İsmail ile Çaldıran savaşları hiç yaşanmamış ve sorunlar bir başka biçimde çözülmüş olsaydı, bugün, bütün Doğu Avrupa Anadolu’dan daha da güçlü bir Türk yurdu olacakdı. Ve batı Türklüğünün başkenti muhtemelen Bulgaristan veya Romanya üzerinde inşa edilecekti. O günler geldi geçti. Bu akıl yürütmelerin asıl nedenine yeniden dönecek olursak, tarih bugün yine yeni bir dönemeçte. Denizlerin sağladığı yeni küresel inisiyatif alanını, bugün, bilgi yeniden sağlayabilir. Bilginin sağlayacağı olası yolları bulmak, içe dönük bakış açısı ve daha kötüsü içe içsel de olmayan fiksasyonunu bir an önce terkederek küresel bakış açısını yeniden inşa etmekden geçiyor. Uluslararası etkileşimlerin içinde büyüyemeden, Türklerin de Türkiye’nin de büyümesi mümkün değildir. Gelişmeleri yönlendiremiyor olmak, gelişmeleri etkilememeye yol açmaz. Gelişmelere yapacağınız her etki, yönlendiremiyor olmakta açtığınız bir gediktir. Türkler bu gediği, ne iyi ki, istemdışı olarak açıyor. Yapılması gereken, hesaplı ve hedefli gedikler açıp, enerji israfına yol açmamakdır. Uluslararası normlar, ‘ben küstüm gidiyorum’la sizin önünüzde eğilmez. Karşınızda çocuk sömürüsü ile büyüyen bir medeniyet olduğunu unutmayınız. Demokratikleşme, ‘ben korkuyorum’la bir kenara itilirse, korku çığlarının altında ezilirsiniz. Bölgenizde şikayetlerinizin bir abidesi olan düşmanlıklarla yalnızlaşmak yerine, yetiştirip büyüteceğiniz dostluk ve arkadaşlıklarla liderlik yaparak küresel bir aktör haline gelirsiniz. Düşmanlık hep oluşabilirse de hiçbir zaman sürekli kılınamaz. Ancak dostluklar sürekli kılınabilir. Bu ise kazanılarak sağlanır. Kaybettikçe çekildiğiniz iç dünyalar, bir teselli yaratsa da sizi yalnızlaştırıp giderek küçültür. Türkiye’nin küçülmeye tahammülü yoktur ve büyümekten başka yaşamak için şansı yoktur. İçlerimize kadar titremeliyiz ki uykumuzdan uyanıp kendimize gelelim. Kararımızı vermeliyiz: Kürek çekmek mi, dümen tutmak mı? Bundan sonra, dayanacağımız üzerine geleceğimizi inşa edeceğimiz kavramları, küresel dayanaklarını oluşturmadan kurma ve yaşatma şansımız bulunmamaktadır. Bu küresel kavramlar ithal edeceğimiz anlamına değil, kavramlarımıza küresel yollar icat edeceğimiz anlamına gelmektedir. Türkler buna her ulustan daha yatkın bir geçmişe sahiptir. Bu yatkınlık ciddi bir öncü başarı sağlayacakdır. "Ancak danelerin sepip göğerden, Ağaçlar, heç zaman fani olmayır. Özü çürüyürse, gedirse elden, Yeni şevkelerde durup yaşayır." Bulud Karaçorlu Sehend Atila Demirkasımoğlu 14 Ocak 2005
|