Siyaset-Türkiye | | Siyaset | | Açılımlar | | Siyasi Veri | | Kültür Algısı | | Dış Dünya Algısı | | Moral Algı | | Güncel | | Siyasi Tarih | | Siyasi Partiler | | Türkiye Tepesi | | Hükümet Prgları | | |  | | | | |  | | |  | | |  |
"Ortodokslara sorarsanız, Rusya'nın geleceğini komünist baskısının ana kiliseden koparttığı milyonların geri dönüşleri belirleyecektir."
Dünya Nöbeti,
Alev Alatlı
| Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri 
| | | 
| | |  | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi | 
| | |  | | |  | | |  | | |  | | | | | | | | |
|
Gazze
ve Filistin
İçin Hac ve Umre Boykotu
-Barak Badılı-
Gazze’de yaşanan acı olaylara duyarsız kalan
İslam dünyasını uyarmak için bütün Türkleri ve diğer dünya Müslümanlarını,
Filistin Devleti tam olarak kurulana kadar bütün hac ve umre ziyaretlerini
ertelemeye, Türk Dışişleri bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığını bu
öneriyi hayata geçirmek için gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz. Filistin
Tam Bağımsız olana kadar Hac ve Umre Yok! Türkler ve dünya Müslümanları Hac
ve umre yerine Türkistan’ın Yesi şehrindeki Ahmet Yesevi Türbesini veya
Konya Mevlana dergâhını ziyarete çağırıyoruz. Filistin Tam Bağımsız olana
kadar Hac ve Umre Yok! Bütün samimi Müslümanları önerimizi desteklemeye
çağırıyoruz! Bu çağrı uygulamaya geçen bir gerçekliğe dönüşürse bağımsız
Filistin Devleti’nin Silahlı Kuvvetlerinin eğitim maliyetlerini Türk
Ordusu’nun karşılamasının meşru zemini de oluşmuş olacaktır.
|
Nazım
İstiklal ve Filistin
-Arif Ekim-
Dolu dizgin bir süreç yaşıyoruz. Hem
dünyada, hem de ülkemizde, dolu dizgin bir gidiş… Küreselleşme,
çatır çutur, mali dedikleri krizle birlikte yeni açlar, yeni
yoksullar yaratarak, göçtü gider. ABD’nin başına oturacak olan
merak ediliyor, ama, beni hiç de ilgilendirmiyor; çünkü,
arkasındaki büyük güçlere bakarım ben: Savaş sanayi gibi dev bir
ekonomik gücün desteğiyle seçilen, ne barış getirir dünyaya ne
de huzur. Getirmeyeceğini de Filistin’de, Gazze’de göstermeye
başladı zaten…
|
Susurluk
-Ergenekon Hattının Kirli Senaryosu
-Bedri Baykam-
Atatürkçüler önce yıllarca öldürüldü, terör tehdidi
altında yaşadı. Şimdilerde ise ülkemiz gelişti. Artık cinayete kurban
gitmiyorlar, tutuklanıp cezaevine konuyorlar! İşte ben buna “medeniyet”
derim, demokratik bir hukuk devleti olma doğrultusunda demek ki bayağı
yol kat etmişiz… Nedenleri her iki “sağ ve sol ucundan” malum bu
ilerleme(!), hangi gerçeklerle yaşandı, onu zaten biliyorsunuz!
|
Gazze
Trajedisi
-İvo Molinas-
Gazze’de olanlar gerçek bir
trajedidir.
Gazze’de gerçekleşenler, insan olarak
umutlarımızın tükenişinin resmidir.
Gazze’de olanlar, yöneticileri ile onların,
saldırıya davetiye çıkardıkları ‘düşmanları’ arasında kalmış bir
halkın acı fotoğrafıdır.
|
Karhane
mi Olacak
-Arif Ekim-
17 Ağustos 1999 ve peşi sıra 12
Kasım 1999 tarihlerinde yaşanan depremlerde, depremin neden
olduğu travma sonrası ruhsal rahatsızlık içinde bulunan yüz
binlerle ifade edilen insanımıza psikolojik destek verecek
kurumsal bir yapı olmaması büyük sıkıntı yaratmış ve eleştiri
konusu olmuştu. Japon Kızılhaç’ının girişimiyle, Uluslararası
Kızılhaç tarafından temin edilen parayla, 3 Ağustos 2001
tarihinde dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SSK
Genel Müdürlüğü, Kızılay ve Kızılhaç temsilcileri arasında
imzalanan bir protokolle, öncelikle afetzedelerin ihtiyacını
“herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olma şartı
aranmaksızın” karşılamak üzere, bu tesisin yapımı kararı
alınmıştı.
|
Kitlesel
İntihar veya Mankurtlaşma
-Muharrem Kılıç-
“Mankurt”un ne demek olduğu konusunda bilgi
sahibi olmayanlar için çok kısa bir açıklama ile başlayalım
yazımıza. Mankurt, geçmiş zamanlarda, Asya’da birbirine düşman
kabilelerden birinin, diğer kabileden bir genci kaçırarak, uzun
işkencelerden sonra belleğini silmeleri ile meydana getirdikleri
yeni bir kimliktir diyebiliriz. Bu işkencenin en klasik uygulaması
şöyle yapılmaktadır: Kaçırılan gencin saçları ustura ile kazınır.
Kafasına yeni yüzülmüş bir deve derisi geçirilerek, güneşin altında
elleri ayakları bağlı şekilde yatırılır. Sadece yaşayabileceği
kadar, çok az yiyecek verilir, çok az su verilir. Bu arada,
kafasından çıkmaya başlayan yeni saçlar, taze deve derisinin içine
doğru işler. Güneşin etkisi ile kurumaya başlayan deve derisi
kafayı sıkmaya başlar. Aç, susuz, yakıcı güneş altında saçlarının ve
deve derisinin verdiği acı ile genç bilincini kaybeder. Hiçbir şey
düşünemez hale gelir. O an için ölüm bile o kişi için bir
kurtuluştur. Ancak, sahipleri(!) buna izin vermezler.
|
Kampanya:
Barış, Anlamsız Özürlerden Geçmiyor!
-Bedri Baykam-
Ayrıca birçok ek soru vardır: 1915
olaylarını kim, hangi sebeple başlatmıştır? Hoşgörüsüyle tanınan bir
ulus, yüzyıllardır barış içinde bir arada yaşadığı insanlara nasıl olur
da durup dururken en güçsüz olduğu dönemde bir ”soykırım” yapmaya
kalkışabilir? “Tehcir”, acaba hangi nedenlerle gündeme getirilip
uygulanmıştır? Yaşanan olaylar bir “soykırım” idi ise, İstanbul’daki
Ermeniler neden yok edilmemiştir? Neden ortada bir tek Nazivari karar
veya slogan yoktur? Bugüne kadar gerek 1918, gerek tarih boyunca kıyıma
uğratılan onca Türk için kim özür dilemiştir? Bu “vicdani” özürün
ardından toprak ve tazminat talepleri gelmeyeceğini kim söyleyebilir?
|
Türkiye'li
Özürlülerden Özür
-Hüseyin Özbek-
Türkiyeli aydınların, Türkiyeli
akademisyenlerin 1915 Tehcir’ i –zorunlu göç- için
Ermenilerden özür dileme kampanyası yılbaşında başlayacakmış!
Bilindiği gibi Ermenistan dışında dünyanın değişik ülkelerinde
yaşayan Ermeni topluluğu Diyaspora olarak adlandırılmaktadır.
ABD ve AB başta olmak üzere arkasındaki güçlü müttefiklerin
desteğiyle uluslararası arenadaki konumunu sağlamlaştıran
Diyaspora’nın Türkiye’ yi içerden sıkıştıracak etkili yandaşlar
bulmakta da zorlanmadığı anlaşılıyor.
|
Uluslararası
Örgütler ve Sivil Toplum Kuruluşları Artık Sorgulanmalı
-Reşat Doğru-
Uluslararası kuruluşların, devletler
arasında işbirliğinden, tutun da barışın korunmasına kadar görevler
yapması tüzüklerinde yazılmıştır. Ancak şu anda Irak yanıyor, 1,5
milyon insan ABD işgalinden dolayı öldü. Afganistan, yıkılıyor.
Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu da görevlerini tam olarak yaptıklarını
söyleyebilir imiyiz? Uluslararası kuruluşların, Tarihte bir kaç
devletin kontrolün de, istedikleri kararları çıkartan, istedikleri
ülkelere saldırtan, istedikleri yaptırımları yapan, durumdan
kurtulduklarını, tarafsızlık içerisinde olduklarını söyleyebilir miyiz?
|
Başbakan'ın
Hazinesi
-Aydoğan Kekevi-
Doktorun bekleme odasında
dergilere göz atıyorum. En üste
Bunte
dergisi var, biraz eskice, Temmuz 2008 den kalma. Sayfalarını
karıştırırken gözüme
“KANZLER’in HAZİNESİ”
başlıklı yazı ilişti. Başbakan Bayan Merkel’i
Cezayir’de Karşılama Bölüğü’nü selamlarken gösteren bir de resim, onun
altında da Başbakanların hazinesinde bulunan ve sergilenen hediyelerden
bazılarının resimleri. Bunlar Almanya Başbakanlığı’nın hazine odasında
bulunan 4.000 hediyeden 800’ü bayan Merkel’e verilen hediyelerin
bazılarıymışlar... Ötekiler de Merkel’in seleflerinin yani
öncellerininmiş.
|
Alevi
Mitingi Neye Hizmet Eder?
-Mustafa Cemil Kılıç-
İnkar edilmez bir gerçek daha kazındı
belleklere; Aleviler, Alevilik adına ilk kez bir meydanda toplanıp
kimliklerini bu denli net ve hatta yer yer sert bir şekilde haykırdılar.
Belki bu mitingi düzenleyenler, kamuoyuna ilan edilenlerin dışında da
hedefler güdüyorlardı. Belki bu mitingin bir amacı da Alevi kurumları
arasındaki taban kapma yarışında öne geçmekti. Hatta belki Alevilik
tanımlamalarındaki kimi yeni yaklaşımları tabana kabullendirme amacı da
söz konusuydu; Alisiz ve İslamsız Alevilik gibi…
|
Tombala
Vekil" mi Dediniz?
-Bedri Baykam-
“İfrata kaçmak” diye buna derler
herhalde! CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, bu sefer de “çarşaflı
bir il başkanımız olabilir” diye Posta Gazetesine röportaj vererek,
yine CHP’yi o dipsiz kuyuya doğru çekmeye devam etti. Sonuçta tabii ki
neyin manşet yapılacağına gazeteci karar verir; ama Cumhuriyetin ve
laikliğin “ödünsüz” olarak bilinen son kalesi adına söz sarf ederken, o
kişi üç kere yutkunup beş kere düşünmek durumundadır.
|
Çarşaf
ve Uçurum...
-Bedri Baykam-
Baykal, CHP’de “yaratıcı açılım” (?)
peşinde kimi örgüt üyelerinin de telkini ve ön hazırlığıyla geçen hafta
“Çarşafa Rozet” eylemiyle siyasal tarihimizde bir ilke imza attı.
Bu hamlenin yol açtığı çalkantı, 2009’a ve yerel seçimlere girerken,
uzun süre gündemde kalacak. Özellikle “çarşaf”ın CHP içinde yaşatacağı
sıkıntı küçümsenebilir mi? Bu “açılım”a büyük tepki veren Necla Arat’ın
karşısında susan kadın milletvekilleri var. Onlara Atatürk’ün ünlü
sözlerinden birini hatırlatacağım; “doğruları söylemekten hiçbir
zaman kaçınmayınız”. Dün, Ecevit’in “dine saygılı laiklik”
kavramını haklı olarak eleştirenler, bugün bu tavrı nasıl izah
edebiliyorlar?
|
Obama
Zaferi ve Bizler
-Bedri Baykam-
Dünya, Obama’nın olası bir zaferine
“güya” hazırdı. Medyasıyla, aydınlarıyla, halklarıyla… Ama siyah kökenli
adayın kazanması ortaya bambaşka boyutlarda bir “Obamania”
çıkardı. Sadece Bush rejiminin insanlık dışı saldırılarla dünyayı kana
bulayan affedilmez tavrından utandıkları için ülkesini terk eden, yüz
binlerle sokaklara dökülen Amerikan halkının demokrat kesimleri değil…
Tüm insanlık, evrensel barışa doğru atılacak umut dolu bir adıma o kadar
susamış ki! Obama’ya akıtılan sevginin kökeninde, hem Irak savaşının
büyük travmaları, hem de dünyadaki birçok ülkenin, kendi
tıkanmışlıklarını aşmak için büyük bir demokratik açılım özlemi içinde
olmaları var.
|
İtiraf
-Mustafa Cemil Kılıç-
2 yıl kadar Kur’an kursu eğitimi aldım. Arap
harflerini telaffuz etmeyi haftalar süren bir uğraş sonucunda
başarabildim. Kolay değildi. Türkmen’dim ve Türkçe dışında hiçbir başka
dil işitmemiştim. Gırtlağımız Türkçe’ye göre şekillenmişti ve Türkçe’nin
seslerini çıkarabilir biçimde yetişmiştik. Ne var ki anlamını bile
bilmediğimiz bir dilin harflerini kutsal sanarak söylemeye çabaladık ve
bunu yaparken de hocamızın telkiniyle sevap işlediğimizi düşündük
durduk… Kur’an kursunda sadece Kur’an okumayı değil
İslam dininin kimi kurallarını da öğreniyorduk. 32 farz denilen kurallar
bunların başında geliyordu. Sürekli tekrar ediyorduk aynı bilgileri. Bir
de hiçbir şey anlamadığımız Arapça cümleleri kutsal sözler diyerek
yineleyip duruyorduk… Bir gün bir arkadaşımız Arap harflerini “İslam
harfleri “ şeklinde nitelemiş ve “ Biliyor musunuz beton kemal İslam
harflerini yasaklamış ve gavur yazısını yazmayı emretmiş “ deyivermişti.
Çocukça bir saflıkla beton kemal kim, diye sormuştum. Gülüşmeler
eşliğinde heykelleri kastedilerek Atatürk’e böyle bir yakıştırma
yapıldığını o gün öğrenmiş ve uzun bir konuşmanın ardından Atatürk’e
nefret duyguları ile dolmuştum.
|
Kemálsiz
Kemalizm
-Yağmur Atsız-
Tasavvur buyrulsun ki bir Bay Baykal
çıkıp ‘Atatürk yalnız bir adam değildi.’ demek
fütursuzluğunda bulunabiliyor. 20. Yüzyıl’ın tur farkıyla En
Yalnız Türkü için bunu söyleyebilmek emînim ki ya eşi
menendi bulunmayan bir cehálet ya da derin bir foyalar meydana
çıkacak korkusuyla kaabildir. Bana inanmıyorsanız Fálih Rıfkı Bey’in
‘Çankaya’sını okuyun! İnsan biraz utanır! Ölümünden
70 sene sonra hálá mektublarını fellik fellik milletinden
saklıyorlar! Bağlayacak olursak Türkiye Cumhûriyeti bir
‘Riyá İmparatorluğu’dur. Gerek kuruluş şeması ve gerekse
terminolojisi bakımından George Orwell’in o ünlü romanı
‘1984’ ile irkiltici benzerlikler göstermekdedir. Bu
kábusdan kurtulmanın tek yolu olan demokratikleşme, saydamlık ve
hukuk devleti düzeni ise ancak, henüz tam teşekkül edememiş bulunan,
bir geniş, bir kitlesel bağdaşma ile mümkindir. Yoksa biz 2023
Yılı’nda da yine AB Komisyonu İlerleme Raporu’ndan cımbızla
‘olumlu nokta’ aramaya devám ederiz. Tabii 2023’e kadar
hálá bir Türkiye Cumhûriyeti kalırsa...
|
Aşka
Dáir
-Yağmur Atsız-
Endîşem odur ki "modern"(!)
İttihadcılarımız da Türkiye'yi severken boğacaklar. Atatürk'ü böyle
sınırsızca sevdiklerini söyleyen ve muhtemelen gerçekden de seven
kimselerin, Atatürk Fikriyátı'ndan bu derece nasibsiz olduklarını
görmek yürek burkan bir tesbît. 12 Eylül Zorbaları'nın Elebaşısı
Evren bir gün gazetecilere şu "hikmet"i
yumurtlamışdı: "Çocuklarımıza Fransız İhtiláli'ni öğretdik
ama Atatürk Devrimleri'ni öğretemedik." Tasavvur buyrulsun!
O kadar cáhil ki daha Atatürk Devrimleri'nin Fransız İhtiláli'nin
öz-be-öz evládı olduğundan ve o olmasa Atatürk Devrimleri'nin
sözkonusu bile edilemeyeceğinden bî-haber!!! Mankafa áşıklar
sevgililerini mahvederken kendileri de mahvolurlar. Bu benim
umurumda değil ama sevgili umurumda... Benim de sevgilim çünki...
|
IMF'nin
Reçetesi Hep Ümük Sıkmaktır
-Ege Cansen-
Başbakan
haklıdır! Ülkenin ümüğünü ne IMF'ye ne de başka bir kuruluşa sıktırmamak
gerek. Ümük bu; sıkılırsa insan ölebilir. Mademki IMF ile ilişkiler
"ümük sıkma ya da sıktırtmama" benzetmesine indirgendi biz de
aynı çizgiden devam edelim. Bu IMF denilen ve patronluğunu Amerika'nın
yaptığı kuruluş, aslında bir bankadır. Döviz sıkışıklığına giren
ülkelere faizi mukabilinde ödünç para verir. Bu parayı verirken de
borçlanan ülkenin, aldığı borcu geri ödeyebilmesi için yapması ve
yapmaması gerekenleri dikte eder. İşte ümük sıkma meselesi burada
devreye girmektedir.
|
Ankara
Başkent ise İstanbul Ne?
-Aydoğan Kekevi-
Şimdi bir Bilgi yarışması
düşünün, yarışmanın sorusu da “
Türkiye
Cumhuriyeti’nin Başkenti neresidir?” gibi kolay bir soru
olsa, katılımcımız da buna
“İstanbul”
dese ne olur?; ne olacak “puan”
muan alamaz değil mi ? Teorik olarak “Ankara’nın
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti” olduğu resmi kayıtlara
göre doğrudur, peki pratik de durum nasıldır?:
Sanırım sizlerin de benim gibi dikkatinizi çekmiştir; özellikle şu son
2-3 yıldır ülkemizde düzenlenen uluslararası siyasal toplumsal
etkinliklikleri bir düşünün.
|
Taraf,
Önünü Gördü mü?
-Kürşad Kahramanoğlu-
Hazır, ezber bozan durumlara değinirken, bir
de son ekonomik(!) krizle aklıma geliveren bir iki soruyu da sizlerle
paylaşayım: Adına ekonomik, global kriz diyorlar ama bu aslında bir
düzen krizi değil mi? Hani bu kapitalist sistem, kendi kendini
ayarlayabiliyordu? Yapılacak en kötü şey, devletin piyasalara
müdahalesiydi? Milyonlarca işçiyi işinden eden özelleştirme, devletin
elini özel sektörden çekmesi olarak bizlere, zorla
kabul ettirilmemiş miydi? Bu hükümet Meclis’teki büyük çoğunluğu ile
“Sosyal Güvensizlik” tasarısını geçirirken, “geleceğimizi güvenceye”
almıyor muydu? Ülkenin, fakirin, fukaranın durumlarını düşünmüyorlar
mıydı? Şimdi bu sistem krizi karşısında; sistemin gerek iç gerek dış
müdafilerinin çözüm önerilerine ne buyurulur? Gel de, Chávez’in Bush’a
“yoldaş” diye hitab etmesine kıs kıs gülme!
|
Devletini/Milletini
Arayan Millet/Devlet
-Yağmur Atsız-
Herkesin öfkesi burnunda ve herkes
herkesi sayıyla kendine gelmeye dávet ediyor. Pek ümîdim yok ama
belki tozun dumanın bir mikdar yatışmasına katkısı dokunur
düşüncesiyle bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Toz duman
yatışırsa en azındasn yumruğu nereye salladığımızı biliriz. Çünki
insanın kendi çenesine kroşe patlatması muhtemelen márifetdir ama
makbûl márifet sayılmaz. Önce yaşı müsáid olanlara bir sual: Son 40
yıl boyunca sizin kaç subay komşunuz oldu?
|
T.C.
Vatandaşı Bedri’nin, “Ankara’ya” Dilekçesidir…
-Bedri Baykam-
Ben 1957 Ankara doğumlu, sanatçı-yazar
Bedri Baykam, bir T.C vatandaşı olarak bu açık mektubu kime yollamam
gerektiğine karar veremedim. Amerikalılar bu gibi durumlarda “To whom
it may concern” derler. Yani, “her kimi ilgilendiriyorsa” gibi bir
şey yazılır. Bunun tam bir Türkçe karşılığı yok ve konumuzun kapsama
alanı da çok geniş; ben de muhatabımın bizi başkentten yöneten tüm “üst”
kurumlar olduğunu düşündüm. Bu okuduğunuz, vatandaş Bedri’nin, ilgili,
yetkili ve sorumlu her ulusal kuruma yolladığı 7 Ekim 2008 günlü
dilekçesidir.
|
Askerden
"Liboş" Olur mu?
-Arif Ekim-
Asker ve “liboş”! Yan yana gelmesi,
birlikte anılması zor, hatta olanaksız iki kavram! Liboş
denilince aklımıza geleni açıklarsak, neden bu iki kavramın
birlikte anılmasının zor olduğu da anlaşılacaktır sanırım. Bu
deyimle anlatılmak istenen, neo-liberal akımın temsilcisi,
gününü gün eden, paradan başka bir değeri olmayan, çalışmadan,
ter dökmeden kazanıp, keyifli ve lüks bir yaşam için alışveriş
merkezlerinde, eğlence mekanlarında yorulup ter döken, kendi
menfaatini ABD’nin menfaati ile bir tutan, dünyanın lanetli
bekçiliğini yapanlara sırtını dayamış ve onların her yaptığını
kutsayan bir kişilik, daha doğrusu kimliksizliktir.
|
İftihar
Değil Güven
-Yağmur Atsız-
Önce şunu belirteyim ki ben Türk
Ordusu’na düşman değilim. Tam tersine Türk Ordusu’nun son derece iyi
eğitimli, iyi donanımlı, kısaca güçlü olması kendimi bildim bileli
samîmî isteğimdir. Hem ana ve hem de baba tarafından zábit bir
áilenin çocuğu olmam bir yana o üniformayı 24 ay ben de sırtımda
taşıdım. Üstelik son derece etkin ve caydırıcı silahlı kuvvetlere
pek çok başka ülkeden daha şiddetle ihtiyaç duyduğumuzu da son
derece sarih bir şekilde görüyorum.
|
Şuurlu
Milliyetçiler
-Yağmur Atsız-
Bir insanın bir varlığı sevmesi mutlakaa
o sevilenin yararına değildir. Özellikle bizim coğrafyamızda
‘Bana yár olmayanı ben başkasına da yár etmem!’
zihniyetiyle işlenen cináyetlere hadd ü páyán yokdur. Hitler
Almanya’yı çok, ama pek çok seviyordu ama tárihde eşine ender
rastlanır bir vahşetle hem ülkeyi hem o ülkede yaşayanları mahvetdi.
Enver Paşa o meftûn olduğu Osmanlı Devleti’nin, Evren Paşa ise
deliler gibi áşık olduğu Türkiye Cumhûriyeti’nin canına okudu.
‘Márifetleri’ (!) saymakla bitmez ama ilki olmasa
bugün başımızda bir ‘1915 Belásı’ ve öbürüğ olmasa
‘PKK Belásı’ olmayacakdı.
|
Açık
ve Net Olarak: Kürt Meselesi Nasıl Çözülür?
-Mehmet Kerem
Doksat-
On senelerdir
çırpınıyorum, bu iş böyle gidemez diye! Bugün 15 şehit, yarın Taksim’de
veya Kızılay’da patlatılacak bir bombayla 150 ceset… Ankara’da
kenarından dönüldü zâten. Varoşlardan merkeze “Biji Biji” diye inecek
silâhlı militanlar, aşağıda da onları bekleyen gözü kararmış gençler…
Güvenlik güçleri de birbirine girmiş, çünkü onlar da paramparça! Daha
neyi bekliyorsunuz ey ehl-i vatan, ey bu ülkenin muktedir takımı?
Godot’u mu?
|
Üçüncü
Ermeni Dalgası Sınırları Zorlarken
-Hüseyin Özbek-
İçinden geçtiğimiz süreç halen
yaşanılan Üçüncü Dalga’ dır. Üçüncü dalga bombaların
atılmadığı, kurşunların sıkılmadığı, büyükelçiliklerin basılmadığı
bir evredir. Üçüncü dalgada işler politik platformlarda,
parlamentolarda halledilmektedir! Günün birinde dost, müttefik
devletin seçkin parlamenterlerinden biri veya birkaçı bir teklif
hazırlamakta, parmaklar kalkmakta, Türklerin soykırım yaptığı,
Ermeni soykırımının sorumlusu olduklarına ilişkin yasa tasarısı
süreç sonunda onaylanmakta ve yürürlüğe girmektedir! Türkiye
Cumhuriyeti’nin tepkisinin geçiciliğini sınama yanılma yöntemiyle
iyi bilen sıradaki müttefik devlet de benzer bir yöntemle
soykırımcılığımızı (!) tescilleyen yasayı parlamentolarından kaşla
göz arasında geçirivermektedir.
|
CHP,
AKP’yi Köşeye Sıkıştırdı…
-Bedri Baykam-
Baştan söyleyelim de aman unutmuş olmayalım: Size ve
tüm çevrenize mutlu, sağlıklı ve barış dolu bir şeker bayramı
diliyorum. Siz sakın bakmayın Tayyip Bey’in dayatmalarına: Onun adı
“Şeker Bayramı”dır, Ramazan Bayramı filan değil. Bunu aslında herkes
biliyor ama bu taktikler hep işe yaradığı için, vazgeçemiyorlar. Böylece
gündemi hep onlar oluşturmuş oluyorlar. Gericilik kendi hamlesini
saldırganlıkla yapıyor, uygar-laik insanlar ise “nasıl olur
efendim, bu ne saçmalık, nereden çıktı bu!” sendromuna
hapis kalıyorlar. Sonra dört irili ufaklı salvo aynı anda geldiğinde,
ikisinde geri adım atıyorlar, ikisi de aradan kaynayıp geçiveriyor.
|
Beş
Genelkurmay Başkanı Niçin Ergenekon'la Suçlanıyor?
-Mehmet Kerem
Doksat-
Sevgili
dostlar, Batı’nın Türkler’i ve Türklüğü dünyadan def etme plânı
çok eskidir; köklerini mâziden alan âtidir. Çin
zâten tarihî düşmanımız ve Uygurlar’a yapılanlar medyamızda minnacık yer
alabildi. Hâlen bu plânın son aşaması tatbik ediliyor. Bu “son
dalganın” hikâyesini internetten gelen ve belli ki İşçi
Partililer tarafından hazırlanmış bir metinle de tevhit edip,
tabii ki çekince ve sakıncalarımı katıp modifiye etmek sûretiyle,
sizlerle paylaşmak isterim.
| |
| | Bilgimece Hakkında
Türk Dirlik
Bilgimece, Türkleri ilgilendiren belli başlı konularda önemli gördüğümüz bilgilerin birarada sunumunu ve bu sunumu işleyerek zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma özellikle temel bilgilerin biraraya getirilmesinden başlayacakdır. Türk Dirlik, bilgi den başka, soruların, sorguların, ilişkilerin bir uyum içerisinde sunumunu da hedeflemektedir. Burada yeniden birlikte bilgi oluşturma-işleme-yaratmanın bir yöntemi denenecekdir. Bu yöntemi de sorgulanabilir ve güncellenebilir görmekteyiz. Taslak geliştikçe sizlere bilgilendireceğiz. Katılımı önemsediğimiz bilinsin isteriz. İlgili konu başlıkları ve yöntem taslakları daha sonra burada sizlerin bilgisine sunulacakdır. 
Türk Dirlik
|
|
  
Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm, Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz; Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak; Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday, Ayın onbeşi; Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi, Yani bizsiz Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi Güzel değildir. Enver Gökçe
| 
| Açılım |
 |
Ulus-Devlet
ve -Devir-Teslim Konuşması-
-İlker Başbuğ-
Küreselleşme çağında, bireyin ve
özgürlüklerin daha çok öne çıkışı doğaldır. Ancak “Devlet”, “Birey” ve
“Özgürlük” kavramları var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar.
Birinin diğerinin aleyhine genişlemesi her üçünü birden tehlikeye sokar.
Dolayısıyla, bu hassas dengenin korunması demokrasiler için özel bir
önem taşır. Bu dengeyi sağlamak ve korumak ise siyaset adamlarına düşen
önemli bir görevdir. Bu noktada kitle iletişim araçlarına, medyaya da
sorumluluk düşmektedir. Bugünün ulusal ve uluslararası politik
ortamında, medyanın sağladığı olanaklarla insanların zihinleri gerçek
anlamda bir mücadele alanıdır.
|
 |
İçerden Mırıldanmalar
-Alev Alatlı-
Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır. Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. |  | Kürt Meselesi 4 -Dünden Yarına Ne Değişecek- -Ömer Dönderici-
Bir önceki yazımda, geleceği planlarken, her şeyin geçmişteki gibi olacağını düşünmenin, Kürt sorunu için de bir handikap olduğunu söylemiştim. Bugün, ne demek istediğimi biraz daha açmak istiyorum. İnsanlığın uzun tarihinde toprak, yakın zamanlara kadar en değerli varlık olarak kaldı. Toprak, on bin yıl öncesine kadar avlamak ve toplamak için, son on bin yılda tarım için, son birkaç yüzyılda yeraltı zenginlikleri için gerekliydi. Halen de gerekli. Ama son yüzyıl veya yüzyıllara kadar bu bir varlık-yokluk sorunuydu. Verimli topraklara sahip olmamanın bedeli açlıktan ölmek demekti.
|  | "Ben Bir Kürt Aydını Olsaydım..." -Alev Alatlı-
Ben bir Kürt aydını olsaydım, Cuvier'in "Regene animal" (Hayvanların saltanatı), Gobineau'nun "Essai sur les inegalite des races" (Irkların eşitsizliği üzerine deneme), Robert Knox'un "The dark races of man" (İnsanoğlunun karanlık ırkları) gibi sömürgeciliğe bilimsel gerekçeler üreten iğrenç tezlerini dikkatlice irdeler; Doğululara yakıştırdıkları "kul olmaya mahkûm halklar" tanımına, "Kürtler hariç!" diye dipnot düşmediklerini gözden kaçırmazdım.
|  | Kürt Meselesi 3 -Arkaya Baka Baka Yürümek- -Ömer Dönderici-
Biraz ironik ama, geleceğe ilişkin planlar yaparken geçmişe bakarız. Önceki deneyimler, eskiye ait hesaplar, geçmiş kurallar yönümüzü belirler. Varsayımımız, geçmişte olanların, gelecekte de olmaya devam edeceğidir. Oysa genellikle böyle olmaz. Dünyamız sürekli evrilir ve değişir. Üstelik zaman ve buna paralel olarak değişimin hızlandığı da bir gerçektir. Günümüzde değişim, insanın uyum gücünü aşacak kertelere ulaşmıştır. Ne var ki, değişimin yönünü ve nasıl olacağını söylemek hiç de kolay değildir. Geçmiş yaşanmış ve tüm ayrıntılarıyla kaydedilebilmişken, gelecek bir sis perdesinin ardındadır. Bu yüzden geleceğe ilişkin öngörülerin hata payı yüksektir.
|  | Kürt Meselesi 2 -Vizyon Esir Düşmesin- -Ömer Dönderici-
Türkiye ivedilikle çağdaş uygarlık seviyesini aşıp; tüm halkının refah içinde rüyalarını gerçekleştirebildiği ve mensubu olmakla gurur duyduğu bir ülke haline gelmelidir. Türkiye’nin asıl savaşı budur. Her türlü kaynağını, öncelikle bu hedefe ayırmalıdır. Ülkenin fikir önderleri, Kuzey Irak’a girme senaryolarından çok, bu ülküye ulaşmayı tartışmalıdır. Tüm enerjimizi bu kavgaya hasretmek, ancak düşmanlarımızın isteyebileceği bir şeydir. Ülkeyi baştan sona ayağa kaldıran millî heyecan, hızla kalkınmanın yelkenlerini şişirmelidir. Bağırıp çağırmak, sokaklarda Apo’yu asmak için ip sallamak, insan dövmek yerine, üretimi ve ihracatı artırmalı, yeni buluşlar yapmalı, sanatın doruğuna çıkmalıyız.
|  | Kürt Meselesi 1 -Aklı Selim- -Ömer Dönderici-
Ne yazık ki, sorun, PKK ile Türk ordusunun savaşı olmanın çok çok ötesinde. Olağanüstü çok boyutlu ve çok aktörlü. Onlarca devletin, yüzlerce örgütün, çok farklı hesapları var. Apaçık görünenlerin yanında (ve arkasında), ilk bakışta görünmeyenlerle çok daha karışık. Üstelik, bu görünür ve görünmez oyuncular da, gerçekte bir bedende, birden fazlasını barındırıyorlar. Ne Kuzey Irak, ne ABD, ne Irak, ne de PKK, homojen bir yapı. Her birinde devasa çatlaklar var. Kimin elinin, kimin belinde olduğu; gerçekte kimin çıkarlarının kiminkiyle örtüşüp, kiminkiyle çatıştığının apaçık ortada olmadığı bir kaosla karşı karşıyayız.
| | | İçimizdeki Düşman -Kürşad Kahramanoğlu-
Britanya'da Blair dönemi bitti ve Brown dönemi başladı ama Birleşik Krallık'ta fazla bir değişiklik beklemek doğru olmaz. Tutucu İngilizlerin hüküm sürdüğü bu adalarda hiçbir şey iyice zorlamadan değişmez. Kilisenin iyice zayıfladığı ama alttan alta hâlâ bazı şeyleri kapalı kapılar arkasından etkilediği bu enteresan ülkede demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi bireyin hayatını koruyan ve yücelten şeylerin dinin fonksiyonlarını zaman içinde yüklendiğini görüyoruz.
|  | Asgari Ücret Belirlemek, Ülkeye İhanet Etmektir -Ömer Dönderici-
Demografistler, nüfus profilinin, azgelişmiş ülkelerde daha çok çocukları, gelişmiş ülkelerinse daha çok yaşlılarıyla biçimlendiğini söyler. Sözü edilen her iki grup da tüketim baskın gruplardır. Bu ülkelerde, çocuklar ve yaşlılar arasında sıkışmış görece küçük bir üretken grup, toplumu sırtlamaktadır. Ama gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin geçtiği, azgelişmiş ülkelerinse bir gün geçecekleri bir fırsatla karşı karşıyadır. Bu fırsat, her ülkenin, bir kez elde edebileceği bir fırsattır. Türkiye böyle bir fırsatı yaşamakta ve biraz da heba ederek yaşamaktadır. |
| 
| Bu Ülkenin Adı:Türkiye, Dili Türkçe'dir |
 | Aleviliğin Siyasallaştırılması Üstüne... -Cemal Şener-
Ülkemiz iki ay sonra bir genel seçimi yaşayacak. İktidarda 2002’de %34 oy ile meclisin %64 çoğunluğuna sahip AKP var. AKP siyaset biliminde “siyasal islamcı” denilen bir siyasal parti. Buradaki siyasal İslam, siyasal Sünnilik olarak anlaşılmaktadır. AKP, ülkemizde Sünni İslamı siyasallaştırma geleneğinden gelen Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Fazilet Partisi geleneğinden gelen, bu geleneği temsil eden bir siyasi parti. Adı geçen partilerden 3’ü Anayasa Mahkemesi tarafından laikliğe aykırı siyasal parti olduğu gerekçesi ile 3 defa kapatıldı. AKP ise değişen dünya siyasi konjoktürü neticesinde süper güç ABD ile anlaşıp ülkemizde Fazilet Partisi ve Erbakana bir operasyon uygulayarak iktidara getirilen Sünni siyasi İslamcı bir parti.
|


| "Mutedil" Kürd Milliyetçileri -Yağmur Atsız-
Bu devlet, kurulduğu 11. Yüzyıl'dan (1040!) bu yana bütün Avrupa, dolayısıyla bütün dünya tarafından 'Türkiye' (Turchia/Turquie/Türkei) olarak adlandırılmış ve resmi dili de daima Türkçe olmuşdur! İnanmayan eski metinlere bakar. Bu, elbet ülkede yaşayanlardan anadili farklı olanların kendi dillerini tamamen hürrolarak kullanmaları hakkını zerre kadar bile ortadan kaldırmaz. O konuda ben de şu moruk halimle barikadlara fırlayıp mücadeleye hazırım! Ama bu ülkenin Adı Türkiye, Dili de Türkçe'dir!
|
| 
| Siyasi Partiler Siyaseti |

| Küreselleşme ve Türk Milliyetçiliği -Devlet Bahçeli-
Türkiye, her şeyden önce, evrensel imparatorluklar kurmuş büyük bir tarih ve kültür mirasının varisidir. Bu imparatorluk mirası geçmişe dönük bir özlem veya geçmişle övünme vesilesi olarak görülmemelidir. Türkiye'nin sahip olduğu bu büyük miras, imparatorluğun sadece coğrafyasıyla değil, siyasetiyle, ekonomisiyle, uluslararası anlayışıyla ve daha önemlisi uygarlık birikimiyle yaşanan yoğun bir ilişkiyi temsil etmektedir. Türkiye'nin sahip olduğu tarihsel mirası, tarihsel olmaktan çıkarıp, bugüne taşıyan en önemli sebep de, o uygarlık birikiminin kültürümüzden siyasetimize, ekonomimizden insan anlayışımıza kadar çok yönlü boyutlarının bugün hala canlı ve diri olmasıdır.
|
|
|