Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

5 Ağustos 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 

 

 


Bundesnachrichtendienst (Federal İstihbárát Servisi)


-Yağmur Atsız-


Bundesnachrichtendienst’ (Bundesnaahrihtendiinst) bizim MİT’in Almanya’daki muádili. Rümûzu ise BND (Be-En-De).

‘Bild am Sonntag’ Gazetesi ise ‘Bild’in Pazar nüshası. Tıpkı onun gibi bir bulvar gazetesi. Yáni sansasyonalist, şamatacı, şirret, bugün söylediğinin yüzde yüz aksini ertesi gün manşete çıkarmakdan zerre kadar yüksünmeyen ve tiraj uğruna yapmayacağı şey pek bulunmayan bir gazete türü.

Evvelki gün bu ‘Bild am Sonntag’da (BamS) Alman İstihbárát Servisi BND’nin Şefi olan Bay Ernst Uhrlau (Ernst Uurlav) tarafından serdedilen bir görüş yayınlandı. Bay Uhrlau orada demiş ki Güngören’deki bombalı suikasdın fáilleri ille de PKK’lıdır denilemez. ‘nicht zwingend’ diyor Almanca’da aynen. Bu suikasd ‘Türkler arası’ örgütlerin yáhut ‘derin devlet’in işi olabilirmiş. El Qáide’nin parmağı olması da imkán dáhilindeymiş. Oysa ondan 24 saat önce Türk İçişleri Bakanı Beşir Atalay son derece kesin bir ifádeyle sanıkların ‘Bölücü Terör Örgütü’ne mensub bulunduklarını söylemişdi.

Ben aleláde bir fánî ve gazeteci olarak Beşir Bey’in mi yoksa Herr Uhrlau’un mu haklı olduğunu bilemem. Záten niyetim de bunu araştırmak değil. Bázı meslekdaşlarım gibi gözlerimden ve kalemimden kıvılcımlar saçılarak ‘Bu námussuzlar nasıl olur da bizim içişlerimize karışırlar?’ havasına ise hiç girmem, zîrá AB çerçevesi içinde artık üye yáhut üyelik yolundaki ülkelerin ‘içişleri’ diye bir şey kalmadığını da müdrîkim. Bugün artık herşey herkesin ‘içişi’ . Sırbistan gibi henüz AB’den binlerce ışık yılı uzakda, ama bu gidişle Türkiye’yi sollaması ihtimáli beliren ülkelerin bile içişi pek kalmadı artık. İşte Radovan Karaciç hikáyesi!

Benim merákımı uyandıran BND Şefi Herr Uhrlau’un neden böyle balıklama bu konu üzerine atladığı!!!

Güngören’de herhangi bir Almana herhangi bir zarar gelmedi. Záten turistlerin hiç bilmediği, uğramadığı bir semt. Doğrusu nesillerdir Istanbullu bir áilenin çocuğu olarak bu Güngören’in nereye düşdüğünü anlamak için ben bile açıp plana bakmak zorunda kaldım.

O halde bu teláşın ve ‘tehálük’ün, yáni helák olurcasına ihtirasla yönelmenin anlamı ne?

Üstelik sanıkların îtirafları ve PKK mensûbiyetleri saráhaten, apáşikáre ortadayken!

Bu konuda bir müláhazada bulunabilmek için isterseniz birkaç hafta geriye, 11 Hazîran 2008 tárihine uzanalım.

O gün Ağrı Dağı’na tırmanmak isteyen bir Alman turist kaafilesi PKK’nın tecávüzüne uğramış ve grupdan üç kişi rehine alınmışdı. Dokuz gün sonra serbest bırakıldılar. Bu olayda birtakım Alman gazete ve tv’leri Türk makamları aleyhine çok aşağılayıcı ve suçlayıcı ifádeler kullandılar. Meselá ‘Türk makamlarının tek katkısı rehinelerin serbest bırakılmasını önlememek oldu.’ gibi cümleler yazıldı çizildi ve maalesef Türk Basını bunları tahrîf ederek sanki Almanlar Türkleri öve öve bitiremiyorlarmış gibi soytarılıklarla kamuoyunu yanıltdı. Buna paralel olarak Alman medyasında Berlin Hükûmeti’nin, serbest bırakma karşılığı PKK’ya önemli távizler vaadinde bulunduğu dedikodusu da yer aldı. Bunu Alman Şansölyesi (Başbakanı) Bayan Angela Merkel’e de sordular. Müzmin sevimli Bayan Merkel bu sual üzerine o ‘her türlü hava şartlarına dayanıklı’ tebessümlerinden birini daha beşeriyetin üzerine salarak dedi ki ‘Ben sádece serbest kalmalarından çok memnûn olduğumu söyleyebilirim.’ . Halbuki kendisine kimse ‘Memnun musunuz?’ diye bir soru yöneltmemişdi. Soru kısa ve vázıhdı: ‘Para yáhut táviz verdiniz mi?’

Şimdi Bay Uhrlau Güngören Vahşeti hiç üzerine vazîfe olmadığı halde, muhtemelen aramızdaki ‘samîmiyete’ dayanarak, veyá yalnızca masaya dayanarak lafa karışdığına ve bizler de, eh, artık herşey herkesin içişidir fehvásınca bunu kabullendiğimize göre acabá bizim Hükûmet de Berlin’e aynı suali tevcîh etse fená mı olur?

‘PKK’ya, ayıbdır söylemesi, bir şeyler verdiniz mi?’ Öyle ya, artık herşey herkesin içişi değil mi?

 

Yağmur Atsız

5 Ağustos 2008



Kara Bahtım Kel Tálihim -Yağmur Atsız-


Türkiye, 1948’den 2008’e tam 50 yıldır kimsenin başaramadığı bu işi başarır ve İsráil ile Sûriye arasında barışı sağlayabilirse bunun bütün Ortadoğu’ya nasıl bir huzur ve istikrar sağlayacağını ve bir katalizatör etkisiyle, záten öbürüne bağlı bulunan Filistin Anlaşmazlığı’nın çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağını kavramak için ille dış politika uzmanı olmak gerekmez. Bakınız İsráil ve Filistin Fatah Örgütü arasında en alt düzeyde bir mutábakat sağlamak isteyen Mısır’ın çabaları akaamete uğradı. Şarme-ş-Şeyh’deki (Şarm el Şeyh) görüşmeler, uzlaşmanın imkánsız görülmesi üzerine kesildi. Halbuki Türkiye daha sekiz hafta önce, Lübnan’da 18 aydır sürüncemede kalan Cumhurbaşkanı şeçimini yine güvenilir arabulucu olarak sessiz sadásız hallediverdi. Yine iki hafta önce Sırbistan’daki Müslüman unsurlar üzerindeki dostáne nüfûzundan yararlanarak Radovan Karaciç’in Lahey’e teslîm edilmesinde muhtemelen hayátî rollerden birini oynadı. Çünki bizim tecrübemiz var.



Kemalistler ve Humeynîciler -Yağmur Atsız-


Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist, Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların ‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine ‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir. .



Atatürk Atatürkçü Değildi -Yağmur Atsız-


Atatürk ‘hákimiyet-i milliye’ prensibini kendine vazgeçilmez yol gösterici kabûl etmiş bir devlet adamıydı. Bu prensibe öylesine bağlıydı ki Yunan birliklerinin Polatlı’ya dayandıkları, yáni ülke geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu o hayat-memat ánında bile kumandayı bizzat ele almak için önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisine ‘resmen’ bu görevi tevcîh etmesini şart koşmuşdu. Yáni millî irádenin! Hem ‘Atatürk’e bağlıyım.’ demek ve hem de ‘Askerî dikta yönetimi’ni seçimle işbaşına gelmiş meşrû bir hükûmete tercîh etmek, ahmaklığın da ötesinde Yüce Önder’e en ağır hakaaretdir! Atatürk sahtekárlığıdır! Atatürk bezirgánlığıdır! Bulanık suda balık avlama yüzsüzlüğüdür!


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.