Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

21 Eylül 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 

 

 


Enver Paşa Yáhut Dost Acı Söyler


-Yağmur Atsız-


Enver daha binbaşı rütbesiyle Selánik’deki Üçüncü Ordû-yu Hümáyûn Erkán-ı Harb Riyáseti’nde (Üçüncü Emperyal Ordu Kurmay Başkanlığı) görevliyken Eniştesi, yáni Kızkardeşinin Kocası, Erkán-ı Harb Miralay (Kurmay Albay) Názım Bey’i vurdurtup öldürtdü. Bu alçakça iş için emir verdiği Jandarma Mülázimi (Teğmeni) İsmáil Canbulat adlı rezîli de sonra Dáhiliye Názırı (İçişleri Bakanı) nasbetdirdi. İkinci Meşrûtiyet’den sonra Berlin’e askerî ataşe táyin edilip orada tam bir Alman oyuncağı, bir ağzı açık Alman budalası háline geldi. 31 Mart Vak’ası denilen o iğrenç olayda görevini izinsiz terkederek dili bir karış dışarıda soluğu Istanbul’da aldı ve Yıldız Sarayı’nın yağmasına bizzat katıldı. İttihadcıların inanılmaz hamákati yüzünden çıkan Balkan Harbi sırası batı sınırı Adriya Denizi olan Türkiye neredeyse Istanbul’u kaybetme tehlikesiyle yüzyüzeyken ‘Báb-ı Álî Baskını’ denilen námussuzca eylemi planladı. Sadáret (Başbakanlık) Binásı (bugünki Viláyet Konağı) merdivenlerinde Harbiye Názırı (Savunma Bakanı) ve Pádişah yerine Başkumandan Vekîli olan Müşîr (Orgeneral) Názım Paşa kendisine şöyle haykırdı:

‘Pezevenk, sen bana artık siyásetle uğraşmayacağına askerî námûsun üzerine yemîn etmedin mi?’

Fakat ‘yemîn’ Enver için önem taşımazdı. Harbiye’den mezûn olurken Pádişáh’a sádık kalacağına dáir; Sancak, kılıç ve Kur’án üzerine de yemîn etmiş, sonra aynı yemîni ‘İttihad ve Terakkî Cemiyeti’ için de tekrarlamışdı. Názım Paşa’nın bu hakáreti üzerine tabancasını çekerek bu şerefli askerin üzerine ateş etdi. Aynı an bir başka kaatil, Yákub Cemil de ateş etmişdi. Gerçi Názım Paşa’nın kalbine isábet eden onun mermisi oldu ama o sádece bir tetikçiydi. Asıl kaatil Enver’dir.

İşte bu cánî, binbaşı rütbesinden kendini orgeneralliğe ‘terfî’ etdirerek kanına girdiği Názım Paşa’nın yerine Genelkurmay Başkanı oldu. Tıpkı uzatmalı başçavuşlukdan kendini mareşalliğe ‘terfî’ etdiren Uganda Kasabı İdi Amin gibi.

Henüz yine binbaşı rütbesinde olan babasını da generalliğe ‘terfî’ etdirdi.

Hem Pádişah’dan hem Sadrázam’dan hem Bakanlar Kurulu ve Parlamento’dan gizli olarak Fransız asıllı Alman Amirali Souchon’a (Suşon) yazılı emir vererek, Türk Bandırası toka edilmiş ‘Goeben’ (sonra ‘Yavuz’ ) zırhlısıyla Karadeniz’deki Rus limanlarına taarruz eden ve Birinci Cihan Harbi’ne girip mahvolmamıza sebeb olan da Enver’dir.

Esásen kindar bir adam olmayan ve nisbeten kolay affeden Atatürk Enver’den ömrü boyunca nefret etdi.

Ne tuhaf! Bizzat kanına girdiği iki şahsın adı da Názım’dır. 20. Yy.’da Türk Milleti’nin başına en büyük iki beláyı açan iki şahsın adları da hemen aynı: Enver ve Evren!!!

Harfleri tamámen tutuyor.

‘Hurûfî Tarîqi’nden olsaydım bunlara bakarak kimbilir ne derin mánálar çıkarırdım!

Peki, bunları neden anlatdım?

Bugünki mezbeleliğin ucu nerelere kadar uzanıyor bilinsin diye anlatdım. Aslı aranırsa 1622 ‘Genc Osman Trajedisi’nden bile başlayabilirdim ama çok uzardı.

Benim bu bahsetdiklerimi ‘hasmáne’ bir davranış olarak algılayan beyni şartlanmış bázı subay yurddaşlarıma iki çift lafım daha var:

Ben ve benim gibi konuşanlar sizin ‘düşmanınız’ değildir!

‘Dostunuz’ da değildir! Hele ‘en iyi dostunuz’ hiç değildir!

‘Yegáne dostunuz’uz!!!

Ve dost acı söyler!!

 

 

Yağmur Atsız

21 Eylül 2008



Názan Ölçer’e Saygı -Yağmur Atsız-


Günlerdir düzinelerce haber ve röportaj yayınlandığı için nasıl olsa biliyorsunuzdur ki Emirgán’daki ‘Sákıp Sabancı Müzesi’nde olağanüstü önemli bir sanat olayı ‘patlak verdi’ ádetá: ‘Istanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali’.  20 Eylül 2008 ve 20 Ocak 2009 tárihleri arasında ziyáret edilebilir. Şimdiye kadar İspanya dışındaki en büyük Dal¡ sergisi. Dáhî İspanyol’un 33 resmi, 113 çizimi, 111 gravürü ve 12 litografisi yer alıyor bu ‘şölen’de. Gerçi en meşhur tablolarından çoğu orada değil ama bunun sebebi, Sabancı Müzesi’nin işbirliği yapdığı ‘Gala-Salvador Dali Vakfı’nın (FundaciÓ Gala-Salvador Dali) elinde bunların bulunmayışı. Bu eserler dünyáca tanınmış başka müzeler tarafından satın alınmış çok önceleri.



Bir Yerden Başlamak -Yağmur Atsız-


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan’a gideceğini açıklayınca bunu esas olarak son derece olumlu karşıladığımı, zîrá onyıllardır Türk ve Ermeni milletleri arasındaki tárihî husûmetin giderilmesini en çok isteyenler arasında yer aldığımı yazdım. O acı ve kanlı olayları unutmak gerçi imkánsızdır ama ‘her iki tarafın da sîneye çekebileceği bir ortak payda’ bulmak benim Türkiye için en önemsediğim politik hedeflerden biriydi ve hálá da öyledir. Kanaatimce bu ortak payda bulunduğu andan îtibáren iki milletin gerçek anlamda birer komşu olacağına da hep muhakkak nazarıyla bakmışımdır.



Sola Bak! ve Solaaa Bakk!!! -Yağmur Atsız-


Memur kökenli bázı iyi áile çocukları yıllardır Türkiye’ye şöyle esaslı bir sol parti gerekdiğinden dem vururlar. Bunun için de genellikle şu málûm ‘kuş metaforu’nu kullanırlar. Sádece sağ kanadı olan bir kuş, efendime söyleyeyim, nasıl ki doğru dürüst uçamaz ise ‘sol kanadı’ bulunmayan bir politik sistem de aynen öyle uçamazmış. Hattá bázı áteşîn yurddaşlarım ‘fantasmagori’yi, yáni boş ve aldatıcı hayáláta dalma faaliyetini o raddeye vardırıyorlar ki eğer Bay Deniz Baykal’dan ‘kurtulsa’ CHP’nin ‘tekrar’ eski sol kimliğine kavuşabileceği iddiasında bile bulunuyorlar.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.