Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web |
Ekim 1910, Yusuf Akçura
-----------------------
"...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki
kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün
ehalisidir..."
-----------------------
Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 |
Maksim Gorki
-----------------------
"Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye
başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için
sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."
-----------------------
Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

Enver
Paşa Yáhut Dost Acı Söyler
-Yağmur Atsız-
Enver daha binbaşı rütbesiyle
Selánik’deki Üçüncü Ordû-yu Hümáyûn Erkán-ı Harb Riyáseti’nde
(Üçüncü Emperyal Ordu Kurmay Başkanlığı) görevliyken Eniştesi, yáni
Kızkardeşinin Kocası, Erkán-ı Harb Miralay (Kurmay Albay) Názım
Bey’i vurdurtup öldürtdü. Bu alçakça iş için emir verdiği Jandarma
Mülázimi (Teğmeni) İsmáil Canbulat adlı rezîli de sonra Dáhiliye
Názırı (İçişleri Bakanı) nasbetdirdi. İkinci Meşrûtiyet’den sonra
Berlin’e askerî ataşe táyin edilip orada tam bir Alman oyuncağı, bir
ağzı açık Alman budalası háline geldi. 31 Mart Vak’ası denilen o
iğrenç olayda görevini izinsiz terkederek dili bir karış dışarıda
soluğu Istanbul’da aldı ve Yıldız Sarayı’nın yağmasına bizzat
katıldı. İttihadcıların inanılmaz hamákati yüzünden çıkan Balkan
Harbi sırası batı sınırı Adriya Denizi olan Türkiye neredeyse
Istanbul’u kaybetme tehlikesiyle yüzyüzeyken ‘Báb-ı Álî
Baskını’ denilen námussuzca eylemi planladı. Sadáret
(Başbakanlık) Binásı (bugünki Viláyet Konağı) merdivenlerinde
Harbiye Názırı (Savunma Bakanı) ve Pádişah yerine Başkumandan Vekîli
olan Müşîr (Orgeneral) Názım Paşa kendisine şöyle haykırdı:
‘Pezevenk, sen bana artık siyásetle uğraşmayacağına askerî
námûsun üzerine yemîn etmedin mi?’
Fakat ‘yemîn’ Enver için önem taşımazdı.
Harbiye’den mezûn olurken Pádişáh’a sádık kalacağına dáir; Sancak,
kılıç ve Kur’án üzerine de yemîn etmiş, sonra aynı yemîni
‘İttihad ve Terakkî Cemiyeti’ için de tekrarlamışdı. Názım
Paşa’nın bu hakáreti üzerine tabancasını çekerek bu şerefli askerin
üzerine ateş etdi. Aynı an bir başka kaatil, Yákub Cemil de ateş
etmişdi. Gerçi Názım Paşa’nın kalbine isábet eden onun mermisi oldu
ama o sádece bir tetikçiydi. Asıl kaatil Enver’dir.
İşte bu cánî, binbaşı rütbesinden kendini orgeneralliğe
‘terfî’ etdirerek kanına girdiği Názım Paşa’nın yerine
Genelkurmay Başkanı oldu. Tıpkı uzatmalı başçavuşlukdan kendini
mareşalliğe ‘terfî’ etdiren Uganda Kasabı İdi Amin
gibi.
Henüz yine binbaşı rütbesinde olan babasını da generalliğe
‘terfî’ etdirdi.
Hem Pádişah’dan hem Sadrázam’dan hem Bakanlar Kurulu ve
Parlamento’dan gizli olarak Fransız asıllı Alman Amirali Souchon’a (Suşon)
yazılı emir vererek, Türk Bandırası toka edilmiş ‘Goeben’
(sonra ‘Yavuz’ ) zırhlısıyla Karadeniz’deki Rus
limanlarına taarruz eden ve Birinci Cihan Harbi’ne girip
mahvolmamıza sebeb olan da Enver’dir.
Esásen kindar bir adam olmayan ve nisbeten kolay affeden Atatürk
Enver’den ömrü boyunca nefret etdi.
Ne tuhaf! Bizzat kanına girdiği iki şahsın adı da Názım’dır. 20.
Yy.’da Türk Milleti’nin başına en büyük iki beláyı açan iki şahsın
adları da hemen aynı: Enver ve Evren!!!
Harfleri tamámen tutuyor.
‘Hurûfî Tarîqi’nden olsaydım bunlara bakarak
kimbilir ne derin mánálar çıkarırdım!
Peki, bunları neden anlatdım?
Bugünki mezbeleliğin ucu nerelere kadar uzanıyor bilinsin diye
anlatdım. Aslı aranırsa 1622 ‘Genc Osman Trajedisi’nden
bile başlayabilirdim ama çok uzardı.
Benim bu bahsetdiklerimi ‘hasmáne’ bir davranış
olarak algılayan beyni şartlanmış bázı subay yurddaşlarıma iki çift
lafım daha var:
Ben ve benim gibi konuşanlar sizin ‘düşmanınız’
değildir!
‘Dostunuz’ da değildir! Hele ‘en iyi
dostunuz’ hiç değildir!
‘Yegáne dostunuz’uz!!!
Ve dost acı söyler!!
Yağmur Atsız
21
Eylül 2008
|
Názan
Ölçer’e Saygı
-Yağmur Atsız-
Günlerdir düzinelerce haber ve röportaj
yayınlandığı için nasıl olsa biliyorsunuzdur ki Emirgán’daki
‘Sákıp Sabancı Müzesi’nde olağanüstü önemli bir sanat olayı
‘patlak verdi’ ádetá:
‘Istanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali’. 20 Eylül
2008 ve 20 Ocak 2009 tárihleri arasında ziyáret edilebilir. Şimdiye
kadar İspanya dışındaki en büyük Dal¡ sergisi. Dáhî İspanyol’un 33
resmi, 113 çizimi, 111 gravürü ve 12 litografisi yer alıyor bu
‘şölen’de. Gerçi en meşhur tablolarından çoğu orada
değil ama bunun sebebi, Sabancı Müzesi’nin işbirliği yapdığı
‘Gala-Salvador Dali Vakfı’nın (FundaciÓ Gala-Salvador Dali)
elinde bunların bulunmayışı. Bu eserler dünyáca tanınmış başka
müzeler tarafından satın alınmış çok önceleri.
|
Bir
Yerden Başlamak
-Yağmur Atsız-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan’a
gideceğini açıklayınca bunu esas olarak son derece olumlu
karşıladığımı, zîrá onyıllardır Türk ve Ermeni milletleri arasındaki
tárihî husûmetin giderilmesini en çok isteyenler arasında yer
aldığımı yazdım. O acı ve kanlı olayları unutmak gerçi imkánsızdır
ama ‘her iki tarafın da sîneye çekebileceği bir ortak
payda’ bulmak benim Türkiye için en önemsediğim
politik hedeflerden biriydi ve hálá da öyledir. Kanaatimce bu ortak
payda bulunduğu andan îtibáren iki milletin gerçek anlamda birer
komşu olacağına da hep muhakkak nazarıyla bakmışımdır.
|
Sola
Bak! ve Solaaa Bakk!!!
-Yağmur Atsız-
Memur kökenli bázı iyi áile çocukları
yıllardır Türkiye’ye şöyle esaslı bir sol parti gerekdiğinden dem
vururlar. Bunun için de genellikle şu málûm ‘kuş metaforu’nu
kullanırlar. Sádece sağ kanadı olan bir kuş, efendime söyleyeyim,
nasıl ki doğru dürüst uçamaz ise ‘sol kanadı’
bulunmayan bir politik sistem de aynen öyle uçamazmış. Hattá bázı
áteşîn yurddaşlarım ‘fantasmagori’yi, yáni boş ve
aldatıcı hayáláta dalma faaliyetini o raddeye vardırıyorlar ki eğer
Bay Deniz Baykal’dan ‘kurtulsa’ CHP’nin
‘tekrar’ eski sol kimliğine kavuşabileceği iddiasında bile
bulunuyorlar.
|
| |

Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn
Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel
Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha
ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha
sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve
incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program
sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve
“Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.
Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 |
Dünyada Neler Oluyor |

|
Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup
olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler
şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan
politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.
"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı
sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen
öğrenemedim.
|
|
 |
Türk Dünyası |

|
Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek
Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı
daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih
canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam
Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan
"Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e
sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret
gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir
elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 |
Arayış |

|
Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı,
Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete
erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a
uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı
aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında
olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik
etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini
biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal
münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere
verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp
da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye
mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak
kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir
devlet.
|
|
|