Yazar | 
Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Atatürk
Atatürkçü Değildi
-Yağmur Atsız-
‘arte’ adında ve kültür
ağırlıklı bir tv kanalı var. Almanya ve Fransa tarafından ortaklaşa
işletilir. 17 Temmuz akşamı bu kanalın ana haber bülteninde,
‘Atatürkçü Düşünce Derneği’ önderlerinden biri ve
ressam olarak takdîm edilen bir zát şu cümleyi sarfetdi:
‘Ben bu AKP iktidárındansa bir askerî dikta yönetimini tercîh
ederim!’
73 milyonluk bir toplum içinde pek çok aklı başında insan gibi bir
alay dangalak bulunması da normaldir. Başka toplumlarda da durum farklı
değil. Ancak bu dangalaklardan biri, kendini Türkiye Cumhûriyeti’nin
kurucusu olan şahsın düşüncelerine ‘muháfızlık’ eden bir
kuruluşun ilerigeleni olarak lanse ediyor ve o sıfatıyla bir askerî dikta
rejiminin borazanlığını yapıyorsa iş değişir. Çünki ‘Atatürkçü
Düşünce Derneği’ , devletin ‘en yüksek’
mercîlerinden de málî destek alan bir örgüt. Daha geçen hafta, Bay Sezer’in
Cumhurbaşkanlığı bütçesinden bunlara 100.000 YTL bağış yapdığı haberi
basında yer aldı. Eğer Bay Sezer bu parayı, diyelim ki gönlünden 35 YTL
kopan ‘İlhan Abi’ gibi, cebinden ödemiş bulunsaydı yine
kimsenin bir diyeceği olmazdı. Ama habere göre öyle değil.
Şahıslarla değil durumlarla uğraşmayı daha doğru bulduğumdan meseleye esas
yönünden yaklaşmayı deneyeceğim:
Önce şunu bilmeliyiz ki bugün kendilerine ‘Atatürkçü’ yáhut
‘Kemalist’ ünvanlarını uygun görenler, Yüce Önder’i ya hiç
anlamamış olanlar ya da kasden anlamaz görünenlerdir. Çünki bir insan hem
Atatürk’ün devlet felsefesine bağlı ve hem de askerî dikta rejimlerinden
yana olamaz! Bu bir ‘oxymoron’dur, yáni bir araya gelmesi
imkánsız iki kavramı bir araya getirmekdir. Siyah kırat gibi.
Atatürk ‘hákimiyet-i milliye’ prensibini kendine
vazgeçilmez yol gösterici kabûl etmiş bir devlet adamıydı. Bu prensibe
öylesine bağlıydı ki Yunan birliklerinin Polatlı’ya dayandıkları, yáni ülke
geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu o hayat-memat ánında bile kumandayı
bizzat ele almak için önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisine
‘resmen’ bu görevi tevcîh etmesini şart koşmuşdu. Yáni
millî irádenin! Hem ‘Atatürk’e bağlıyım.’
demek ve hem de ‘Askerî dikta yönetimi’ni seçimle işbaşına
gelmiş meşrû bir hükûmete tercîh etmek, ahmaklığın da ötesinde Yüce Önder’e
en ağır hakaaretdir! Atatürk sahtekárlığıdır! Atatürk bezirgánlığıdır!
Bulanık suda balık avlama yüzsüzlüğüdür!
Atatürk ömrü boyunca, başda Enver olmak üzere, bütün askerî darbecilerden
nefret etmişdir. Çünki o, ölüm döşeğinde yatarken bile hálá beş buçuk milyon
kilometrekarelik toprağa sáhib olan ve ‘Düvel-i Muazzama’dan
sayılan Osmanlı İmparatorluğu’nu o darbecilerin, o İttihadcı gürûhunun nasıl
on yılda ve üstelik iki milyondan fazla şehid vererek batırdığını görmüşdü.
Daha sonra gelen bütün darbeci máceráperestlerin Kart Babası olan Enver,
teğmenken sırf Zencî olduğu için tabur kumandanını bizzat öldürmüş, sonra
Üçüncü Ordû-yu Hümáyûn Erkán-ı Harb (Kurmay) Başkanlığı’nda görevliyken
eniştesi, yáni kızkardeşinin kocası, olan Miralay (Albay) Názım Bey’i
katletdirmiş ve daha sonra bu iş için kullandığı Jandarma Mülázimi (Teğmeni)
İsmáil Canbolat adlı rezîli Dáhiliye Názırı (İçişleri Bakanı) yapmış, ama
daha evvel ‘Báb-ı Álî Baskını’ denilen o alçakça suikasdı
planlamışdır. Sadáret (Başbakanlık) Binásı (bugünki Viláyet Binásı)
merdivenlerinde, Harbiye Názırı (Savunma Bakanı) ve (Pádişah yerine)
Başkumandan Vekîli Orgeneral Názım Paşa kendisine ‘Pezevenk, sen
bana artık siyásetle uğraşmayacağına askerî námûsun üzerine
yemîn etmedin mi?’ diye haykırınca tabancasını çekerek bu şerefli
askerin üzerine ateş etmişdir. Paşa’yı şehîd eden mermi onun tabancasından
mı başka bir alçak olan Yákub Cemil’inkinden mi çıkdı sorusu tam cevab
bulmadıysa bile bunun zerre kadar önemi yokdur.
Ne demek istediğimi hálá anlamamış olanlar bir an için Binbaşı Enver yerine
meselá bir muhayyel Binbaşı Erol’u ve Názım Paşa’nın yerine de Orgeneral
Yaşar Büyükanıt’ı koysunlar!!!
Askerî dikta yönetimi özleyen ‘Atatürkçü’ Bedri Baykam öyle
yabancı kanallarda ucuz kahramanlık edeceğine bunu yiğitse gelsin bir Türk
kanalında, söz temsîli ‘Kanal 24’de söylesin!
Atatürk Atatürkçü matatürkçü değildi!
Yağmur Atsız
20 Temmuz 2008
|
Kartlar Yeniden Dağıtılırken
-Yağmur Atsız-
Ortadoğu kökünden değişiyor ama muhtemelen Washington ve Tel Aviv'in planladıklarından farklı bir tarzda. Bölge'ye barışın ancak İsrail 1967 sınırları gerisine çekilip Kudüs'ün de Filistin Devleti ile ortak başkent olmasını kabulü ile gerçekleşeceği bence artık İsrail tarafından bile yakında anlaşılacak ki 200.000 İsraillinin Çekirdek İsrail'e geri dönmesi demekdir.
|
Çaresizliğin Muhtemel Sebebleri -Yağmur Atsız-
Erdoğan Hükumeti gerek Irak gerekse genel olarak Ortadoğu konularında sık sık mütereddid bir izlenim uyandırıyor. Sanki sol elinin yapdığından sağ eli habersizmiş gibi çelişkili bazı davranışları da buna eklenince gözlemci konumundaki şahısların gelişmeleri değerlendirme imkanları kısıtlanıyor.
|
Durumdan vazife çıkarmak (Bir Andıç) -Yağmur Atsız-
İslâm’dan önce, İslâmî dönemde, imparatorluk ve millî cumhûriyet çağlarımızda uygulamadığımız, uygulamayı aklımızdan geçirmediğimiz, gayrı-müslimlere karşı kısıtlamalara iltifât etmeyeceğiz. Cihan şehri İstanbul’umuzun kültürünün vazgeçilmez renklerinden Patrik’in unvanlarını münâkaşaya kalkışmak gibi yaramaz, beş para etmez, gülünç, absürd bağnazlıklara düşüp dış dünyâ ile çelişmeyeceğiz. Heybeli’deki okulu eski statüsü ile açacağız. Ortodoks ruhbânını ülkemizde yetişdireceğiz. Batı Trakya’da Türkçe eğitim ve hürriyetler için aynı şeyleri isteyeceğiz. Gayrı-müslimlere vakıflarını iâde edeceğiz. Yabancılara mal-mülk satışından huylanmayacağız. Modern ülkelerde mâzîye karışan vehimlere kapılmayacağız. Sapına kadar Türk, dibine kadar çağdaş olacağız.
|
| | 
Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır. Şu anda
Star Gazetesi yazarıdır.
|
| 
| Dünyada Neler Oluyor |

| Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum. "Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.
|
| 
| Türk Dünyası |

| Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.
|
| 
| Arayış |

| Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.
|
|
|