
Çaresizliğin Muhtemel Sebebleri
-Yağmur Atsız-
Erdoğan Hükumeti gerek Irak gerekse genel olarak Ortadoğu konularında sık sık mütereddid bir izlenim uyandırıyor. Sanki sol elinin yapdığından sağ eli habersizmiş gibi çelişkili bazı davranışları da buna eklenince gözlemci konumundaki şahısların gelişmeleri değerlendirme imkanları kısıtlanıyor. Tabii Babıali'nin 'özel statü sahibi' köşebazlarını kasdetmiyorum. Onlar muhtemelen bu durumun farkında bile değildirler, zira gün-be-gün kalemlerinden kan damlayarak bizleri milletçe mutlu kıldıkları yazılarında, cereyan eden hadiselerden ziyade hangi 'önemli' şahsiyetlerle al-takke-ver-külah olduklarını ballandıra ballandıra anlatmakdan sadede gelmeğe fırsat bulamadıkları, daha doğrusu yerleri dolduğundan imkanları kalmadığı için Hükumet kararlı mı? kararsız mı, gerçek bir politikası var mı? yok mu pek umurlarında bile olmadığı tahmin edilebilir. Filanya Cumhurbaşkanı bilmemkimle kahvaltı edip kuşluk kahvesini Falanya Dışişleri Bakanı Feşmekan ile içdikden sonra öğle yemeğinde BM Ettepetapüflük Dairesi Direktörü Beyefendi'yle baş başa ahval-i alemi inceler incelemez Papa Hazretleri ile ikindi namazına durup oradan kurşun işlemez limuziniyle AB Je-ne-sais-quoi Komiseri Monsieur de Mon-Cul ile randevusuna yetişirken ertesi günki yazısını yoldan telefonla Sekreteri Cimcime Hanım'a alelacele dikte etme mazhariyetine sahib olmayan benim gibi ayaktakımı ise ister istemez olayların özüyle haşır neşir olmak zorunda kalıyor. Ne yaparsınız, mukadderat...
Ama işte bunun içindir ki Hükumet'in Ortadoğu'da niçin tereddüdlü ve çelişkili bir tablo sergilediği sualine cevab aramak da benim gibilere kalıyor.
Aslında bu sözünü etdiğim 'Zadegan Takımı' açıp o problemden sorumlu (yahut sorumsuz) kişilere 'Anacığım, şu işin içyüzünü bana bir anlat, bakiyim!' dese anında bütün sırları öğrenebilir bittabi. Lakin onca işleri arasında adamcağızları niye bir de bu tür angaryalarla taciz etsinler, n'est-ce pas? Üstelik tam tadlı tadlı yemek yer veya kahve içerken...
Selim İleri'nin belki en harikulade eseri, ilk gençlik yıllarında kaleme aldığı hikayelerden teşekkül eden 'Pastırma Yazı' adlı kitabdır. Oradaki en hoş hikayelerden biri de 'Atatürk Benimle Nasıl Dansetmişdi?' başlığını taşıyanı. Ben bu Zadegan Takımı'nın 'Sonra Orgeneral Murtaza sırtımı sıvazlayarak 'Keşke bütün gazeteciler sizin onda biriniz kadar zeki olsaydı.' diye göğüs geçirdi.' muhabbetini her görüşümde, yani haftada en az yedi/sekiz kere, o hikayeyi hatırlarım.
Eşyanın tabiatı
NEYSE, yerim dolup onlara benzemeden bari ben sadede geleyim: Erdoğan Hükumeti'nin bu mütemadiyen kendi yapdığını kendi bozan davranış tarzı kanaatimce yapısından, kumaşının dokusundan ileri geliyor. Yani bir bakıma eşyanın tabiatı gereği. Şunu demek istiyorum:
Gerçi hiçbir kitle partisi mütecanis (homojen) değildir ama şübhesiz bu kategoriye giren AKP'de homojenite noksanlığı ortalamanın da üzerinde. Bir kere onu iktidara getiren 'protesto oyları' var. Daha önce iktidardayken ülkeyi talan eden zümrelerin namussuzluklarından gına getirenler... Onların ötesinde henüz 'cami avlusu'ndan çıkarak ışıklı reklam vitrinleri, cıvıl cıvıl café terasları ve rengareng trafiğiyle 'ana cadde'ye henüz ulaşamamış olanlar. Devr-i Saadet malihülyalıları... Kurun-u Vüsta artıkları... Ortadoğu ve bahusus Irak bağlamında Hükumet'in asıl ayakbağını ise bu ikincilerin yanısıra galiba Kürd kökenli parlamenterlerin bir bölümü oluşduruyor. Bunlar için de 'aşiret ve kan' bağları, feodal hırdavat, çağdaş anlamda bir 'Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı' kavramından çok daha önemli.
Bu son iki grup henüz '1789 Hattı'nın gerisinde kalmış bulunanlar. Büyük Fransız İhtilali çizgisini aşarak modern manada bir 'millet' seviyesine henüz ulaşamamış biçareler.
Ben yeni bir kamuoyu araştırmasına göre Türk Milleti'nin halihazırdaki yaşayan bölümünü teşkil eden Türk Halkı arasından yarıyı aşkın kısmı kendini 'Türklük' değil 'İslamiyet' üzerinden tarif etdiği için fazla tedirgin değilim. Ciddi” fakat trajik olmayan bir gelişme. Filistinliler ve şimdi ilaveten Lübnanlıların uğradığı kısmen son derece haksız muamelelerle ilgili bir 'sosyolojik enstantane' .
Benim miğdemi bulandıran öbür ikisi...
Yağmur Atsız 24 Temmuz 2006
|