Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

24 Temmuz 2006

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 

 

 


Çaresizliğin Muhtemel Sebebleri


-Yağmur Atsız-


Erdoğan Hükumeti gerek Irak gerekse genel olarak Ortadoğu konularında sık sık mütereddid bir izlenim uyandırıyor. Sanki sol elinin yapdığından sağ eli habersizmiş gibi çelişkili bazı davranışları da buna eklenince gözlemci konumundaki şahısların gelişmeleri değerlendirme imkanları kısıtlanıyor. Tabii Babıali'nin 'özel statü sahibi' köşebazlarını kasdetmiyorum. Onlar muhtemelen bu durumun farkında bile değildirler, zira gün-be-gün kalemlerinden kan damlayarak bizleri milletçe mutlu kıldıkları yazılarında, cereyan eden hadiselerden ziyade hangi 'önemli' şahsiyetlerle al-takke-ver-külah olduklarını ballandıra ballandıra anlatmakdan sadede gelmeğe fırsat bulamadıkları, daha doğrusu yerleri dolduğundan imkanları kalmadığı için Hükumet kararlı mı? kararsız mı, gerçek bir politikası var mı? yok mu pek umurlarında bile olmadığı tahmin edilebilir. Filanya Cumhurbaşkanı bilmemkimle kahvaltı edip kuşluk kahvesini Falanya Dışişleri Bakanı Feşmekan ile içdikden sonra öğle yemeğinde BM Ettepetapüflük Dairesi Direktörü Beyefendi'yle baş başa ahval-i alemi inceler incelemez Papa Hazretleri ile ikindi namazına durup oradan kurşun işlemez limuziniyle AB Je-ne-sais-quoi Komiseri Monsieur de Mon-Cul ile randevusuna yetişirken ertesi günki yazısını yoldan telefonla Sekreteri Cimcime Hanım'a alelacele dikte etme mazhariyetine sahib olmayan benim gibi ayaktakımı ise ister istemez olayların özüyle haşır neşir olmak zorunda kalıyor.


Ne yaparsınız, mukadderat...


Ama işte bunun içindir ki Hükumet'in Ortadoğu'da niçin tereddüdlü ve çelişkili bir tablo sergilediği sualine cevab aramak da benim gibilere kalıyor.


Aslında bu sözünü etdiğim 'Zadegan Takımı' açıp o problemden sorumlu (yahut sorumsuz) kişilere 'Anacığım, şu işin içyüzünü bana bir anlat, bakiyim!' dese anında bütün sırları öğrenebilir bittabi. Lakin onca işleri arasında adamcağızları niye bir de bu tür angaryalarla taciz etsinler, n'est-ce pas? Üstelik tam tadlı tadlı yemek yer veya kahve içerken...


Selim İleri'nin belki en harikulade eseri, ilk gençlik yıllarında kaleme aldığı hikayelerden teşekkül eden 'Pastırma Yazı' adlı kitabdır. Oradaki en hoş hikayelerden biri de 'Atatürk Benimle Nasıl Dansetmişdi?' başlığını taşıyanı. Ben bu Zadegan Takımı'nın 'Sonra Orgeneral Murtaza sırtımı sıvazlayarak 'Keşke bütün gazeteciler sizin onda biriniz kadar zeki olsaydı.' diye göğüs geçirdi.' muhabbetini her görüşümde, yani haftada en az yedi/sekiz kere, o hikayeyi hatırlarım.


Eşyanın tabiatı
 

NEYSE, yerim dolup onlara benzemeden bari ben sadede geleyim:


Erdoğan Hükumeti'nin bu mütemadiyen kendi yapdığını kendi bozan davranış tarzı kanaatimce yapısından, kumaşının dokusundan ileri geliyor. Yani bir bakıma eşyanın tabiatı gereği. Şunu demek istiyorum:


Gerçi hiçbir kitle partisi mütecanis (homojen) değildir ama şübhesiz bu kategoriye giren AKP'de homojenite noksanlığı ortalamanın da üzerinde. Bir kere onu iktidara getiren 'protesto oyları' var. Daha önce iktidardayken ülkeyi talan eden zümrelerin namussuzluklarından gına getirenler... Onların ötesinde henüz 'cami avlusu'ndan çıkarak ışıklı reklam vitrinleri, cıvıl cıvıl café terasları ve rengareng trafiğiyle 'ana cadde'ye henüz ulaşamamış olanlar. Devr-i Saadet malihülyalıları... Kurun-u Vüsta artıkları... Ortadoğu ve bahusus Irak bağlamında Hükumet'in asıl ayakbağını ise bu ikincilerin yanısıra galiba Kürd kökenli parlamenterlerin bir bölümü oluşduruyor. Bunlar için de 'aşiret ve kan' bağları, feodal hırdavat, çağdaş anlamda bir 'Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı' kavramından çok daha önemli.


Bu son iki grup henüz '1789 Hattı'nın gerisinde kalmış bulunanlar. Büyük Fransız İhtilali çizgisini aşarak modern manada bir 'millet' seviyesine henüz ulaşamamış biçareler.


Ben yeni bir kamuoyu araştırmasına göre Türk Milleti'nin halihazırdaki yaşayan bölümünü teşkil eden Türk Halkı arasından yarıyı aşkın kısmı kendini 'Türklük' değil 'İslamiyet' üzerinden tarif etdiği için fazla tedirgin değilim. Ciddi” fakat trajik olmayan bir gelişme. Filistinliler ve şimdi ilaveten Lübnanlıların uğradığı kısmen son derece haksız muamelelerle ilgili bir 'sosyolojik enstantane' .


Benim miğdemi bulandıran öbür ikisi...

 

Yağmur Atsız

24 Temmuz 2006



Durumdan vazife çıkarmak (Bir Andıç)  -Yağmur Atsız-


İslâm’dan önce, İslâmî dönemde, imparatorluk ve millî cumhûriyet çağlarımızda uygulamadığımız, uygulamayı aklımızdan geçirmediğimiz, gayrı-müslimlere karşı kısıtlamalara iltifât etmeyeceğiz. Cihan şehri İstanbul’umuzun kültürünün vazgeçilmez renklerinden Patrik’in unvanlarını münâkaşaya kalkışmak gibi yaramaz, beş para etmez, gülünç, absürd bağnazlıklara düşüp dış dünyâ ile çelişmeyeceğiz. Heybeli’deki okulu eski statüsü ile açacağız. Ortodoks ruhbânını ülkemizde yetişdireceğiz. Batı Trakya’da Türkçe eğitim ve hürriyetler için aynı şeyleri isteyeceğiz. Gayrı-müslimlere vakıflarını iâde edeceğiz. Yabancılara mal-mülk satışından huylanmayacağız. Modern ülkelerde mâzîye karışan vehimlere kapılmayacağız. Sapına kadar Türk, dibine kadar çağdaş olacağız.



Ankara Brüksel ve ezik egolar  -Yağmur Atsız-


Bazı insanlara laf anlatmak imkansızdır. Ya akılları ermediği için ya da anlamaya niyetleri olmadığı için. Lakin bu kimseler bazen öyle şamatacı olurlar ki o yüzden makul çoğunluk mensublarının içine de şübhe düşürebilirler. Bilgi düzeyleri de son derece düşükdür. Zaten öyle olmasa bu bahsetdiğim türe mensub olmazlar. Velhasıl önemli meşgaleleri, işkembe-i kübradan atarak konuya pek aşina bulunmayanların zihinlerini karıştırmakdır.



Çin ve Orta Asya  -Yağmur Atsız-


Geçen hafta Sanghay'da yapılan bir zirve toplantısı (HAKLI SEBEBLERDEN ÖTÜRÜ!!!) matbuatımıza cazib gelmedi. Çünki ne kimin seneye cumhurbaşkanı olacağıyla ne CHP'nin 'Aman, sol kusur kalsın!' deyip sağı nasıl kafakola alma planları kurmasıyla ne bazı vatanperveranın 'Ben bu işin anasını, avradını...' şeklinde naralanıp Brüksel'e kuşak sarkıtma hevesleriyle ve ne de Mualla'nın evvelki akşam 'My Holy Cock' Diskosu'nun üst katında kiminle sevişdiği gibi mühim meselelerle ilgiliydi.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Tercüman Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.