
Durumdan vazife çıkarmak (Bir Andıç)
-Yağmur Atsız-
Manzara-i umûmiyyeye bakarak durumdan vazife çıkarmak sâdece Askeriyye’nin inhisârında değildir. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak ben de bu hakkımı kullanmak istiyorum. Türkiye’nin en kısa zamanda kat’iyyetle halletmesi elzem sorunlardan bir bölümünü öğrenmek ister misiniz? İştiyakla evet diyeceğinizi biliyordum zâten. O halde buyrunuz! Bunları bir “andıç” hâlinde yüksek dikkatlerinize sunuyorum:
Milletimize destânî Sakarya Meydan Muhârebesi’nden fazla şehîde ve yüz misli paraya mâlolan PKK ile savaş artık çok uzamışdır ve behemehâl sona erdirilmesi gerekmektedir. Öte yandan mahallî küçük dillerin özel öğrenimine, bu dillerde her türlü basın ve yayına kısıtlama getirmeyeceğiz. Bu hususda samîmî davranacak, gösterişde kalmayacağız. Her vatandaşın Türkçe ilk öğrenim yükümlülüğü ilelebed sürecekdir.
Kıbrıs’ı, hukûkumuzu koruyarak çözümleyeceğiz. Tam olarak çözme fırsatını, uzak ve yakın geçmişdeki politikasızlığımız dolayısıyla nice defâlar kaçırdığımız için cezâsına milletçe katlanacağız.
İslâm’dan önce, İslâmî dönemde, imparatorluk ve millî cumhûriyet çağlarımızda uygulamadığımız, uygulamayı aklımızdan geçirmediğimiz, gayrı-müslimlere karşı kısıtlamalara iltifât etmeyeceğiz. Cihan şehri İstanbul’umuzun kültürünün vazgeçilmez renklerinden Patrik’in unvanlarını münâkaşaya kalkışmak gibi yaramaz, beş para etmez, gülünç, absürd bağnazlıklara düşüp dış dünyâ ile çelişmeyeceğiz. Heybeli’deki okulu eski statüsü ile açacağız. Ortodoks ruhbânını ülkemizde yetişdireceğiz. Batı Trakya’da Türkçe eğitim ve hürriyetler için aynı şeyleri isteyeceğiz. Gayrı-müslimlere vakıflarını iâde edeceğiz. Yabancılara mal-mülk satışından huylanmayacağız. Modern ülkelerde mâzîye karışan vehimlere kapılmayacağız. Sapına kadar Türk, dibine kadar çağdaş olacağız.
Eskimiş, palavra edebiyâtına ve tefelsüfe (yâni sahte/sözüm ona felsefeye) dönüşmüş, hattâ zarar verir hâle gelmiş MİLLİYETÇİLİĞİMİZİ, asrımızın seviyesine çıkaracağız.
Yeterli reform yapamadığımız, reformlarımızı öldürdüğümüz için imparatorluk batırdık. Yeterli reform yapamadığımız için cumhûriyeti de batıracak değiliz.
ANDIÇ mı demişdik? İşte size
ANDIÇ!
Çağdaşlarımın öfkesi Şimdi Zaman Tüneli’nin loş ve küflü-kaygan dehlizlerinden fırlayarak aramıza karışmış hortlaklara benzeyen bâzı “çağdaşlarım” (!) bu satırları okuyunca dehşet ve öfkeyle, hattâ muhtemelen kinle irkilerek diyeceklerdir ki “Gidinin Solcu Müsveddesi! Bunca küstahlığı yetmedi, sıra bizlere bile milliyetçiliği öğretmeye geldi!” Ama kendilerini maalesef hayâl kırıklığına uğratmak zorundayım, zîrâ bu satırlar bana âid değil. Sevgili Ağabeyim Yılmaz Öztuna’nın dünki “Türkiye” Gazetesi’nde yer alan başyazısından... Alıntı olduğu hemen farkedilerek tadı kaçmasın diye tırnak içine almadığım ve arada hafif tertib kısaltırken de parantez arası noktayla işâretleyeceğime kendimden iki üç kelime eklediğim için beni bağışlayacağını umarım. Öyle sanıyorum ki sözünü etdiğim “Zaman Tüneli Kaçkınları”, Yaşayan En Büyük Türk Milliyetçisi olduğuna inandığım Yılmaz Öztuna hakkında da “Hâin, Dönek, Satılmış” v.s. kabîlinden “tuhaf” ifâdeler kullanma cür’etini gösteremeyeceklerdir. Keşke bu kadar çok konuşmak ve yazmak yerine biraz da okumaya vakit ayırsalar... Yağmur Atsız 12 Temmuz 2006
|