
Endişebazlar
-Yağmur Atsız-
Türkiye''nin AB'ye girmesine, dolayısıyla sağlam bir demokratik hukuk devleti düzeni kurarak ilaveten ferd başına ortalama gelirini 20.000 Avro'nun çok üzerine çıkarmasına (Yunanistan'ınki 22.500 Avro) karşı çıkanlar diyorlar ki:
- Girelim ama onurumuzla girelim.
Bu yurddaşlarımız iki bölüme ayrılır:
Bir - Gerçekden vatanperverane duygularla davranmakla beraber tam üyeliğin Türkiye'ye fevkalade büyük avantajlar sağlayacağına aklı yatmayanlar...
İki - Eğer Türkiye gerçekden demokratik bir hukuk devleti haline gelirse artık kendi borularının ötmeyeceğini ve Tarih Baba'nın çöp çukuruna atılıp gideceklerini çok iyi fark edenler...
Ben bu yazımda bu ikinci grubu bir an için yok ve bütün endişebazların samimi vatan aşıkları olduğunu farzederek kendilerine bazı sualler yöneltmek istiyorum.
Mesela benim de ayrı sebeplerden ötürü sempati duymadığım, lakin AB politikasını bayağı başarılı bulduğum AKP Hükümeti'nin bu haftabaşı Lüksemburg'da ve daha önce Brüksel'de izlediği stratejiyi onursuzca bulanlar, daha kısmen 93 yıl öncesine kadar birer vilayetimiz, hatta kazalarımız olan bugünkü bazı devletlerin bugün bizleri sollayarak önümüzde birer başöğretmen edasıyla ahkam kesmeleri ve bizlere demokrasi, hukuk ve insan hakları dersleri vermelerinden hiç onursuzluk duymuyorlar mı? Benim onurum yok! Hiç de olmadı! Ama ben bunu şerefsizlik addediyorum!
Benim dedem Selanik'in son İmparatorluk kumandanıydı. Orada bahçeli güzel bir evimiz varmış. 1912/13 Yılbaşısı bir gece hapishane kaçkınları gibi şehri terk ederken anahtarlarını 'Dönüşde alırız' diye Rum (artık Yunan!) komşularına bırakmışlar. Tesadüfen bir AB ülkesinde oturma, dolayısıyla serbest dolaşım hakkım olmasa ben bugün Selanik'e vizesiz gidemem! Yanlış anlaşılmasın, geri alalım zırtapozluğu peşinde değilim ama 74 milyon Türk'ü vize duçarı kılmak kimsenin onuruna dokunmuyor mu?
1978'de Avrupalılar Bay Ecevit'e dediler ki:
- Yunanistan tam üyelik için müracaat etdi. Gelin siz de edin ki beraberce giresiniz!
Bu teklife, gerzeklik konusunda zengin örneklerle dolu bulunan yakın tarihimiz için bile inanılmaz bir hamakat ve cehaletle, Onlar ortak, biz pazar cevabının verilmesi kimsenin onuruna dokunmuyor mu? Bizi kimlerin yönetdiğini (!) düşünerek utancından kimse yerin dibine geçmiyor mu?
Bay Denktaş 2002'de o zamanki Annan Planı'nı kabul ederek Rumları tam bir kafakola alacak yerde, bunu havsala almaz bir basiretsizlikle reddederek sevinçden göbek atmalarına ve neticeten tek başlarına AB'ye girip şimdi başımıza bela olmalarına yol açınca ve üstelik sonraki Annan Planı'na olumlu bakdığımız için Türkiye'ye ihanet suçlaması yöneltme -tabir mazur görülsün!- küstahlığını gösterince kimsenin onuruna bir halt olmadı da herkesin onuru şimdi mi aklına geldi?
Türkiye, Brüksel'in 1978'de altın tepsi içinde sunduğu tam üyelik teklifini bir budalalık abidesi gibi elinin tersiyle itmeseydi, o günden ”tibaren bağış olarak alacağı toplam (o zamanki rayiçle) 40 küsur milyar dolar bir yana, bugün AB'ye bundan sonra giriş şartlarını kaleme alan ülkelerden de biri olacakdı. Onyıllardır hiçbir endişebazın onuruna bu dokunmadı ama şimdi Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a altı saat rötarlı uçması dokunuyor, öyle mi?
Ve son bir soru daha:
- Batı Avrupalı ülkeler tarafından; üç kıt'anın kesişdiği noktada bir turnike gibi duran, üstelik bir enerji nakil-dağıtım santraline dönüşen ve kendi hatalarına rağmen hem siyaseten, hem iktisaden devleşen bir Türkiye'nin, kıytırık bir Kıbrıs Rum Devleti uğruna feda edilebileceğini sanacak kadar safdil misiniz ?
Bütün o artık illallah dedirtdiğiniz hamaset edebiyatınıza rağmen Türkiye'ye güveniniz bu kadarcık mı?
Hayır, Değerli Endişebazlar!
Türkiye Lüksemburg'da (ister hoşunuza gitsin, ister Rumlar'la aynı safda gözyaşı dökünüz) bir muharebe kazanmıştır!
Kazanmaya devam da edecekdir!
Yeter ki kendi dizine mermi sıkmakdan sakınsın! Yağmur Atsız 16 Haziran 2006
|