İnsanlar kendi dönemleri veya daha geniş anlamda çağlarındaki düzenlerini, baskın düşünce ve kurumları sorgulama eğiliminde olmazlar. Sorgulama yeni yanıtlar doğurmak zorundadır. Doğum ise sancılı olacağından istenmez. Sancı, kaçınma getirir. Bu durum statükonun ve muhafazakârlığın kaynağıdır. Sorgulama güven duygusunun yeniden inşasını zorunlu kılar. Güven duygusu, cesaret ve daha iyiyi arayışa tabi olmadığı sürece olanla yetinme eğilimindedir. Bu eğilim halin meşrulaştırılmasının nedenidir. Bu biçim, içe dönüklük getirir. Giderek daha çok içe dönük, -otistik- hale gelir. Bir süre sonra yanıbaşınızı görmez olursunuz. Bu bir tür toplumsal melankoli –depresyon- dur. Toplumsallığının genişliği ölçüsünde gizlenir ve farkına varılmaz hale gelir.
Böyle kalsa iyiydi. Ama böyle kalmaz!
Mağdurlar şaşkınlaşır. Şaşkınlaştıkça saklanırlar. Saklandıkça açığa düşen kısımları onları ortaya döker. Aslında saklanamadıklarını onlar da görürler. Gelene, onları saklamak zorunda bırakana yavaş yavaş teslim olurlar. Yeniçerilik genişler! Tımarlı Sipahilere uyan Yeniçeriler genişledikçe kendi düzenlerini önce kendilerine sonra da çevrelerine dayatma güdüsü gösterir. İki ileri bir geri, bir ileri iki geriye dönüşür.
Fikir çeşitlenmesi başka fikir melezleşmesi başkadır. Fikir melezleşmesinden fikir katırlığı doğar. Karar çeşitlenmesi de olur ama karar melezleşmesi olmaz. Seçim karar melezleşmesine izin vermez! Fikir ile karar melezleşmesi ise hiç olmaz! Ondan karar katırı bile doğmaz! Ama gerileyen ve yokolan bir tür seyri gösteriyorsanız çarpık eğilimler taşıma ve bunları gösterme eğilimi içerisinde olursunuz. Karar çeşitlenmesi ya da seçimin uygulama alanında belirmesi ise bütün bunlardan başka ama bunların sonrasında ortaya çıkar.
Bu işleri doğru düzgün yapmıyorsanız, edilgenleşirsiniz. Edilgenleştikçe çıkarlarınız uzun erimden kısa erime, genişlikten darlığa doğru seyreder. Şaşkınlığınız kısalıklarla yetinme ve darlık içinde sıçrama hevesleri ile yetinmenize ve melankolinizle yaşamanıza yol açar. Melankoli ilaçlarının bugün için tamamının ithal olduğunu üzülerek bilmeyenlere bildirmek zorundayız! Bunlar değişik yerlerden geliyordur. Ama kesin olan şudur ki, gelen hiçbir yer size ait değildir.
Neyi betimliyoruz? Bu ülkenin siyaset aktörlerini… Elbette bunun içinde de özellikle TSK üstyönetimini… Neden özellikle TSK üstyönetimi? Buna sebep son açıklamalardır. Özellikle de Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu…
Biz olaylara ordunun konuşması konuşmaması penceresinden bakmıyoruz. Bütün bu anlamdaki tartışmaları da yersiz ve gereksiz buluyoruz. Japonya’nın bu anlamda son 100 yılda gösterdiği o yandan bu yana salınımlar bu tartışmaların anlamsızlığını göstermektedir. Dileyenler bu süreci Edwin P. Heyt’in “Japonya Bir Asker Ulusun İntiharı” adlı kitabında izleyebilirler. Sonuçta üretme süreçleri ve üretebildiğiniz kudret konumları belirler. Gerisi bunu nasıl bir imajla süsleyeceğinizi belirleyen siyasi estetik yeteneğinizdir.
Sayın Yener Karahanoğlu’nun 29 Eylül 2006 tarihinde yaptığı bir konuşmanın Milliyet Gazetesi’nde yer alan kısmı ve DKK Web sitesindeki biçimini bir örneklem olarak aldık. Sayın Karahanoğlu şu ifadeleri kullanmış ve bu ifadeler DKK Web sitesinde yer alan metinden çıkarılmış:
“"Atatürkçü düşünce sisteminde milliyetçilik, kimilerinin hevesli olduğu ümmet, cemaat gibi kavramları reddederken, aynı zamanda yeryüzündeki bütün Türkler’i bir arada, aynı devlet kimliğinde birleştirmeyi öngören ve adına ’Türkçülük’ denen ütopik düşüncenin yaşama geçirilmesini de aynı ölçüde reddeden ve Türkiye Cumhuriyeti ile onu oluşturan ulusu, yalnızca milli sınırlar içinde ülke, ülkü ve dil birliği idealinde bağımsız bir devlet kurumu halinde yaşatmayı amaçlayan bir ilkedir. Ülkenin birliği, milletin tekliği ve tam bağımsızlık; Atatürk milliyetçiliği budur. Bu ilkenin karşıtı ise ümmetçilik, şeriat taraftarlığı, emperyalizm ve evrensel kapitalizmdir. Milliyetçilik ilkesi, üniter bir devlet yapısını içermesi açısından bölücülüğün her türünün kesinlikle karşısındadır."”
Bu ifadeyi DKK web sitesinde göremedik. Herhalde sonradan çıkarılmış olsa gerek…
Sayın Karahanoğlu’nun bu ifadeleri birçok yanlışı içinde barındırıyor. Turancılığın tanımını Türkçülük ile karıştırıyor. Üstelik Turancılığın birçok çeşidinden sadece birini kendisine esas alıyor. Aslında sayın Karahanoğlu bir tür neo-osmanlıcılık yaptığının ya da Türkiye’liliğin bir başka türünün üstüne kendisini inşa ettiğinin ya farkında değil ya da bunu itiraf edemiyor. Heriki halde katı bir devletçiliğin işaretlerini taşıyor esasında. Bu sözün en kısa özeti şu mudur acaba: “Türkler devlet için tehlikedir!” Bu çıkarım hiç de anlamsız durmuyor. TSK şimdiki hükümeti kuran partinin ideolojisiyle özdeşleşiyor. Kavga falan diyenler belki de kendini aldatıyor o zaman. Bu doğruysa kurumlararası güç savaşı özet bir çıkarım oluyor.
İşin kökeninde düşünülmesi gereken durum ise şu: Nerden icap etti şimdi bu? Kime veya kimlere selam yolluyor?
Bu ülkeye adını veren, devletin adı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kök sözcüğü Türk, 1923 yılında mı yaratılmış? Eğer öyleyse KKK neden 2000 yılını aşan bir geçmişten söz ediyor ve her yıl kutlamalar yapıyor?
Berlin Duvarı yıkılınca Batı Almanya Doğu Almanya’yı yuttu. Ama bunu Dünyada hiçkimsee Alman Turancılığı diye yorumlamadı. Yoksa bu ifadeler, Irak’ın kuzeyinde kırmızı çzigilerin mora dönüşmesinin üstünü mü örtüyor ve bu başarısızlığın meşru zemini mi “icat” ediliyor?
KKK komutanı İlker Başbuğ ise 25 Eylül 2006 tarihinde yaptığı konuşmada şunları ifade ediyor ve Yener Karahanoğlu ile benzeşen bir çizgi sergiliyor:
“Atatürk'ün düşünce yapısı üzerinde, Ziya Gökalp’in özel ve önemli bir yeri olduğu da kuşkusuzdur. Düşünceleri ve uygulamaları arasında, benzerlik ve uyumun yanı sıra, önemli ayrılıkların olduğu da bir gerçektir.
Atatürk, önemli düşünürlerden Durkheım'ın düşüncelerini yalnızca Ziya Gökalp’ten öğrenmekle yetinmeyip, doğrudan Durkheım’ın kitaplarına da eğilmiştir.”
Ziya Gökalp bir fikir adamı Mustafa Kemal ise bir eylem adamıdır. Mustafa Kemal orta katman bir aydın olarak fikri kurgusunu Ziya Gökalp’e ve onun Yusuf Akçura gibi arkadaşlarına borçludur. Bir ayrım varsa bu sadece fikreden ile eyleyen ayrımıdır. Bu ayrımı farklılaştırmakla hangi meşruiyetin temelleri atılmaya çalışılmaktadır?
Liberaller ve Türkiye'liler pek sevinmesin. Çünkü yükselen sadece Ulus karşısında Devlet’tir. Zaten Devletin yükseldiğine dair işareti yine İlker Başbuğ’un şu ifadelerinde görüyoruz:
“Atatürk'ün düşüncelerinde ve gerçekleştirdiği "Türk devrimi"nin temellerinde büyük ölçüde rasyonalizm ve pozitivizmin izleri bulunmaktadır.
Rasyonalizmin önemli temsilcilerinden Descartes’in "metot üzerine konuşmalar" kitabı, Atatürk’ün isteğiyle Türkçe’ye çevrilerek basılmıştır.
Rasyonalizmin diğer önemli temsilcisi olan Kant'ın eserlerinden "Kant ve felsefesi" adlı incelemesi de, yine O’nun döneminde yayımlanmıştır. Pozitivizmin öncüsü Auguste Comte da incelediği düşünürler arasındadır.”
Auguste Comte’un bireyi, belirlenmiş toplumsal düzenin kuklası gördüğünü hatırlatmaya bilmem gerek var mı?
Atatürk, en hakiki mürşit ilimdir derken bize göre temelde pozitivist bir algıyı yansıtmaz. O sadece tutunulacak “bir” aracı ifade etmiştir. Zaten bugün bilimin geldiği yer pozitivizmin yıkılışıdır. Determinizm ve kesinlikler ölmüştür. Ölmüş düşüncelerin peşinde gitmek ise gericiliktir.
Avrasya’da olası etkinliğinizin Petrol Zengini Suudi Arabistan veya Hindistan veya Çin’den farklanacak kaynakları nelerdir sorusuna İlker Başbuğ ve Yener Karahanoğlu’nun ne yanıt vereceğini merak ediyorum. Yanıtta Balkan-Kerkük-Telafer Türklüğünün yaşadıklarının çıkmamasını dilerim. Ama ne yazık ki korkudan titriyorum!..
AB’ne hem kabul hem red, küreselleşme-statüko arasında gidip gelmeler gibi salınımları en başta özetlemiştik, genişletme gereğini şimdilik duymadık.
En iyisi Sayın Karahanoğlu ve İlker Başbuğ’un metin hazırlayıcılarını değiştirmesi ya da zenginleştirmesi, o da olmazsa çeşitlendirmesidir. Yoksa, hiç olmazsa, milliyetçilikle devletçiliğin başka başka şeyler olduğunu ve Türkçülüğün onlardan da bambaşka bir "varolmak" ve "vargibi olmamak" çalışması olduğunu öğrenemeyeceklerdir.
İç hizmet kanunları sadece kurumlarda bulunmaz! Unutulmasın ki Türk Ulusu’nun da bir iç hizmet yasası vardır ve onun üstünde hiçbir yasa yoktur! “Ortak” yasanın gereğini yapar! “Ortak” da ne ola ki? :) “Ortak” kurucu ve sürdürücü iradedir.