MHP, Türk siyasi hayatının ilginç partilerinden birisidir. MHP’ni en ilginç kılan onun serüveninin Türk tarihini andırmasında yatar. İlerleme ve kudret tutkusu kökleşme gösterememiştir hükmü MHP ve Türk Tarihi için ortak biçimde konulabilir. Türk Tarihine uzanmadan MHP’ne odaklanalım.
MHP, Cumhuriyetin kurucu ilkelerinden sapma üzerine Türkçü entelektüel ve aydınların oluşturduğu dalganın ifadesi olmak üzere kurgulanmıştır. İfade olmayı hak edip etmediğine dair tartışmalar, onun yapısı anlaşılamadan yanıtlanamaz. MHP’nin biri halktan güç alan diğeri de devletten güç alan iki beslenme damarı vardır. Bu iki damarın kökten gelen farklılıkları MHP’nin taşıdığı açmazların ifadesidir. Bu damar birbirinden tamamen kopuk değildir. Her iki damarın da yerli yerine oturmuş teorik bir temeli yoktur. Daha ziyade orta ve ortaltı katman aydınların pratiği üzerinden kendini ifade eden bu damarlar arasında çeşitli bağlantılar ve ortak beslenme depoları vardır.
MHP temsil noktasında halkı, işlev noktasında devleti nirengi noktası seçmiştir. Gerek Osmanlı gerek Cumhuriyet Türkiyesi halk-devlet ilişkilerinin problem dolu olduğu dönemleri ifade eder. Ne Osmanlı ne de Cumhuriyet bu problemlere çözüm getirememiştir. Çözümsüzlük, her daim bir dış müdahale zemini oluşturmuştur. Müdahaleler, yerel bir dirençle karşılaşsa bile Türkiye’nin biçimlenmesinde etkin olmuştur. Hâlâ da olmaktadır.
Türk Milleti, devlet üzerinde doğrudan ve gerektiği her koşulda kendini ifade imkânını bulamamıştır. Bulamadığı durumlarda Sünni ve Alevi Türkmenlerin büyüklü küçüklü sayısız isyanı ortaya çıkmıştır. Bu denemeler doğru araçlar bulunamadığı için başarısız olmuştur. Bu araç arayışını sonuçsuz bırakan ise devletin dış güçler tarafından tehdit edilmesi, bu tehditlerin somut biçimde saldırıya dönüşmesi ve devletin toprak kayıpları ile geri çekilmesinden doğan bir varolma savaşına girmesidir. Bu savaşta Türk Milleti kendi dertlerini bir yana koymak zorunda kalmıştır. Bunun yanısıra Gökalp, Akçura, Enver, Mustafa Kemal gibi Türkçü aydınların teorik önerileri pratik araçlarla donatılıp çeşitlendirilememiştir. Bu eksiklik Cumhuriyet sonrasına taşmış ve günümüzde de devam etmektedir. Tanzimat’dan Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’ten günümüze temsil, Türk Milleti’nin temel sorunudur.
MHP, devlet ve millet’in yan yana geldiği ama birarada olamadığı bir serüvenin adıdır. MHP, devlet ve millet arasında bir ebru başaramamıştır. Bu başarıyı gösteren siyasi partimiz henüz yoktur. Başarı yolunda bir süreç kendiliğinden işlemektedir.
Temsil sorununu aşıp yönetimin sahibi olmayı başaramayan Türk Milleti, hastalıklı temsil araçlarıyla karşı karşıyadır. Komünizm, Anti-komünizm, siyasal islam, Laikçi-Cumhuriyetçi devletçilik, liberal AB’ci ve ABD’ci yaklaşımlar üzerinden edinilen siyasal araçlar, hastalıklı ve müdahale çağıran biçimlerdir. Bu biçimlerin kimi tecrübe edilmiş ve binlerce cana mal olmuş kimi de denenmekte ve bu ülkenin kaynaklarını başkalarının hesabına ciro etmektedir. Türkiye’nin çeşitli siyasal arayışında yer alan bütün samimiyet sahibi kişileri yenilgi, çaresizlik içinde ve hevesi kursağında “vazgeçme” eşiğinde her geçen gün daha da çok yalnızlaşmaktadır.
Yaşanan bu süreçte MHP, hem devletin temel araçlarından biri hem de milletin temel araçlarından biri olmak konumunu, her iki anlamda yetersizliklerine ve başarısızlıklarına rağmen sürdürmektedir. Türk Siyasetinin geleceğinde MHP’yi var kılan asıl konumlardan biri bu duruştur. Bu duruşun nedenleri üzerine şimdilik konuşmayacağız. MHP’nin bir tür bu askıda konumu onun için hem avantajlar hem de dezavantajlar içermektedir. Bu konumda önemli bir etken de dış konjonktür ve aktörlerdir. Onların rolleri MHP’nin iradesine göre şekilleneceğinden söz konusu edilmeyecektir. Ancak MHP’nin iradesinin oluşumunda gözetilecek temel unsurlardan birisi de budur. Bugüne kadar MHP bu unsuru irdelememiştir. Bunun temel nedeni de devletin duruşunu kopyalamaktır. Bu kopya aynı zamanda MHP’nin açmazlarından birisidir. Gördüğünüz gibi birbiri içine geçmekte olan bir sistem karşısında bulunuyoruz. Bu yeni değil ve Osmanlı’dan yana böyle. Ve tarih ve siyaset de bu aslında.
Alparslan Türkeş, MHP’nin devlete bakan damarıdır. Ve Alparslan Türkeş’li MHP’nin hiçbir zaman %10’ları aşamayan oy oranı bunun tescilidir. Devlet Bahçeli’yi MHP Genel Başkanlığına taşıyan topluluk iradesi de devlete halkçı-milletçi itirazın tescilidir. Halk, Türkeş’siz MHP’yi iktidara taşımıştır. MHP, Türkeş’siz girdiği ilk seçimde tarihinin en yüksek oy oranlarına ulaşmış olmasına rağmen MHP’nin devletçi refleksi devreye girmiş ve MHP’yi 28 Şubat sonrasının konjonktürüne mahkûm kılmıştır. Bu mahkûmiyet MHP’nin halkçılaşma ve demokratik kültüründe yükseliş şansını da yaralamıştır.
MHP’nin iktidar ortaklığında yıpranma süreci kaçınılmazın gerçekleşmesidir. Devlet ve millet olarak Türkiye’nin çözüm beceri ve başarısındaki yetersizlikler, yine, dış müdahale getirmiştir. Türkiye’nin koymak zorunda olduğu ancak hazırlanamadığı için koyamadığı inisiyatifler, yerini irade gösteren inisiyatiflere bırakmıştır. Türkiye’ye her zaman etki etmiş dış müdahalelerin, dünyanın yeniden biçimlendirilme sürecinde gözlenen zaruri hızlanma nedeniyle yeniden ve etkin olarak gözlenmesi ve Türkiye’nin muhataplığı MHP’nin de dolaylı muhataplığını getirmiştir. Türkiye ile birlikte MHP’de gerilemiştir. Bu MHP’nin eksiklerini görmezden gelmemize neden olmamalıdır. Ama onu anlamamıza neden olmalıdır. Çünkü Türkiye’nin siyasi partilerini de ve hatta devlet yönetimini de ancak böyle anlayabiliriz. MHP, kurban olmuştur. Tıpkı DSP’nin kurban olduğu gibi ve AKP’nin kurban olacağı gibi! Temelde kurbanlık kuzu olmamak veya kurt olmak çözümlerin çeşitlenmesiyle mümkündür. Türkiye’de, MHP’de henüz buna uzaktır.
MHP’den kopan ve kopmakta olan aydınların savrulmaları, MHP’nin çözümlerine işaret etmemektedir. Zaman Gazetesi’ne yönelenler, kıyısında duranlar veya BBP-AKP içinde bulunanlar, CHP ve DSP’ye ve hatta İşçi Partisi’ne yönelenler MHP’nin olası yönlerini göstermemektedir.
Sağ-İslamcı çizgi, MHP’liliğin tükenişidir. Sol-devletçi çizgi MHP’liliğin teslimiyetidir. Sağ ve sol liberal çizgi MHP’liliğin bulanışıdır. Ve her birinin başarılı örneği yoktur. Ama Turgut Özal’ın olumluluğu-olumsuzluğu tartışılabilir ama kesin olan başarısı başka birşeydir ve bu MHP ayrılışlarından bağımsızdır. Bu içeriksiz veya hastalıklı içerik taşıyan yer değiştirişler, çözüm noktasında Türkiye ve onun siyasi arayışları adına gerilik işaretleri olup parti değiştirmenin kötülenmesine indirgenmemelidir.
Devlet Bahçeli, MHP’yi demokratik bir zemine çekme rüzgârı üzerinde geldiğini ve bunun gereklerini yapmak için, artık kendisini ortaya doğrudan sürmesi gerektiğini, bilmelidir. MHP Genel Başkanlığı’na Devlet Bahçeli dışında birisi gelecek ise, bu gelecek kişinin de önünde bu gerçeklerin durduğunu bilmesi gerekir.
Başbuğ olmaktan çok çok önce Başbakan olunma gereğini en çok taşıyan tecrübe olarak Devlet Bahçeli -veya seçilecek bir başka genel başkan-, MHP’nin örgütlenme biçimini kararlı bir irade içinde yenilemeli, parti söylemini zenginleştirmeli, Türkiye’nin küresel konumuna dair, daha önce ifade ettiği gerçeklikleri, siyasi proje ve politik strateji ve taktiklere dönüştürmelidir. Bu değişimi taşıyacak birikimi MHP içine ve onun derinlerine ekmelidir. Bu ekim, geleceğin çiçeklerinin açtığı bir zemin olacaktır. Bu çabanın ardından çiçekleri sulayacak yağmur yağacaktır. Çünkü ‘Yada Taşı’, çabadır!
Sözümüzü şu hatırlatma ile bağlayalım: Alparslan Türkeş’le ilgili ifadeler ne Alparslan Türkeş’in antidemokratik olduğuna ne de Alparslan Türkeş’in halkçı olmadığına işaret etmektedir. Söylem biçimimiz, dengenin göstergesi ve kurulabildiği yere parmak basmaktadır. Kişiler iradelerini koyma ya da koyabilme şans ve imkânları açısından değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, Alparslan Türkeş’in ölümü üzerine halkın gösterdiği ilgi ve o günün Türkiye’sinin gerçekleri herkes tarafından bilinmekte olduğunu belirtmekle ifade edilebilir. Aydınlar daha derin analizleri zamanla daha çok yapacaktır.
İfadelerimizden diğer siyasi parti taraftarları alınmasın. MHP, Türk siyasi hayatında özellikli bir partidir. Bunun nedeni kurucu Türkçü iradenin dolaylı da olsa zemin bulabildiği bir yer olmasıdır. Kurucu iradenin taşıyıcılığına layık olmak ise Türk Milleti'nin teveccühü ile ispatlanabilir.