“Beni yıkamayan şey beni güçlendirir.” Güzel fakat izafi bir tespit. Ne sosyal bilimlerde ne de doğa bilimlerinde kanun mertebesine erişebilecek bir önerme değil. Aksini misallerle kanıtlayabilirsiniz. Ancak bir çok sosyal olaya ya da doğa olayına bakarsanız genel – geçer bir kabul olarak nitelenebilir. Mikroplar bedeni yıkmazsa vücut antikor üretir ve güçlenir. Verem tedavisi, mikropları yenemeyip yarım kalırsa mikroplar direnç kazanır ve tedavi güçleşir. Ortada yok edilmesi gereken bir unsur varsa ve ortadan kaldırılmadan mücadele yarım bırakılırsa, unsur mukavemet gücü kazanır.
Türk Devleti, kanlı “ Dağlıca Baskını“ akabinde bundan sonraki terör politikasının ipucunu “Sözün bittiği yerdeyiz “ ifadesiyle verdi. Artık konuşabilecek tek varlık silahlardı. Toplumsal refleks had safhaya ulaştı. İnsanların teröre karşı olan öfkesi kötü niyetli kişilerce iç savaş ortamı yaratacak bir zemine aktarılabilirdi. Toplumdaki bu negatif enerjinin daha büyük sorunlara mahal vermemesi açısından, sınır ötesi operasyona karşı olması muhtemel Baskın Oran bile Kuzey Irak'a girilip dağın taşın bombalanıp geri dönülmesi gerektiğini söyledi. Ya birileri kendi kafasına göre Dağlıca'nın intikamını almaya kalksaydı. İşte PKK'nin en temel stratejisi olan halkı bir birine düşürme planı önemli bir mesafe kat etmiş olacaktı.
Kuzey Irak'a harekat tezkeresi çıkarma sürecindeki tartışmaları bir kenara bırakırsak, AKP artık askeri, siyasal, psikolojik... açıdan mecburi bir hal alan sınır ötesi müdahale için, tam bağımsız hareket edip daha sonra uluslararası baskıya göğüs germek yerine, uluslararası mutabakatı sağlayıp diplomatik açıdan eli güçlü bir şekilde Kuzey Irak'a müdahale politikasını seçti. Masa da neyin alınıp neyin verildiği meçhul olmakla beraber, uluslararası destek sağlama operasyonunda amaca muvaffak olundu. ABD ile “ anında istihbarat “ gibi askeri ortaklıklarda sağlandı. AB'nin de desteğiyle uluslararası platformda, müdahale büyük oranda meşruiyet kazandı. Yurt içerisinde de DTP dışında meclis, ordu, medya genel manada uyum içerisinde hareket etti. Ve nitekim önce hava sonra kara operasyonları gerçekleştirildi.
Askeri uzman olmadığımızdan harekatın başarısı hakkında kati bir yorum yapamıyoruz. Sadece elimizdeki istatistiki verilere dayanarak yorum hakkını kullanabiliyoruz. Kuzey Irak'a günümüze kadar ve bu derece patırtı çıkarmayan bir dizi operasyon gerçekleştirildi. Özellikle 97deki en büyük operasyonda etkisiz hale getirilen 3.000 üzeri teröristle beraber, sınır ötesi müdahalelerimizde toplam 8.000 üzeri teröristin etkisiz hale getirildiği belirtiliyor. Bilindiği üzere 97 müdahalesinden sonra örgüt dağılma noktasına gelmiş, eylem kabiliyetini büyük oranda yitirmişti. Fakat askeri önlemlerin sosyal reformlarla, iktisadi teşebbüslerle pekiştirilmemesi hem devletin bu soruna hala sadece güvenlik açısından yaklaştığını doğrulamış, hem de terörün tekrar palazlanmasına yol açmıştı. Bu son operasyon istatistikler açısından önceki operasyonlar kadar başarılı gözükmüyor. Operasyonu zaman ve şartlar açısından değerlendirirsek başarılı sayılabilir ancak sorunun çözümüne katkı açısından yeterli görünmüyor. Bu da bize operasyon süresinin kısalığını sorgulama hakkı doğuruyor. Tabi ki stratejik şartları ordu bizden daha iyi bilir, belki müdahaleler sürecek ama olayın siyasi görünümündeki bize göre sıkıntıları gözler önüne sermemiz gerekir.
Operasyonun ABD'li yetkililerin beyanatlarının hemen ertesinde noktalanmış olmasının mide bulandırıcılığının yanında, farklı cephelerde müdahalenin başlayış ve bitişinin nasıl algılanıp yorumlandığı, bu algılanış ve yorumlanışın nasıl bir siyasi, diplomatik sonuçlar doğuracağı vahamet konusu. Olaya Kuzey Irak Kürtleri açısından bakarsak; halkla yapılan konuşmalarda belirtilen kaygı; müdahalenin muhatabının kendileri olmasına yönelikti. Kuzey Iraklı Kürt liderler operasyonun durdurulması gerektiğini toplumun gözü önünde defalarca tekrarladılar. Müdahalenin erken sona ermesi; Irak Kürt halkı açısından Merkezi Irak ve yerel yönetimin başarısı olarak algılanacaktır. Bu da yerel yönetimin siyasi karizması açısından artı puan demektir ki bağımsızlığa doğru yol alan bir yönetim birimi için çok gerekli bir kazanımdır. Üstüne üstlük artık yerel Kürt yönetimi Kuzey Irak'daki Türk varlığını tamamen kaldırmaya niyetlenmiştir. Yerel meclisten Türkiye'nin Kuzey Irak'daki üslerinin kaldırılmasına yönelik bir karar geçirilmiş ve bu karara diplomatik meşru zemin yaratılmaya çalışılmaktadır. Dağdaki teröriste giderken ovadaki üslerden olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktayız.
Biz askerli, sivilli operasyonu zafer sözcükleriyle anlatmaya devam ede duralım, Murat Karayılan teröristlerini, tam teçhizatlı, arkasına dünyayı almış Türk Ordusu'nu Zap ve Zagros'da kahramanca geri püskürttüğünden dolayı kutladı bile. Kutup yıldızı PKK olan halk kitleleri de bu geri çekilişi böyle algılayacak silahlı mücadeleye olan inanç aynen devam edecektir. Bir de buna intikam duygusuyla yapılacak olan reaksiyon eylemleri de eklenince seyreyleyin karmaşayı. Bundan sonraki süreç için metropoller de büyük sivil kaybına yol açacak bombalı saldırılar beklense de PKK tezlerinin uluslararası desteği koruyabilmesi açısından ben bunu pek mantıklı görmüyorum. Çünkü Mehmetçik'e kurşun sıkıldığında bunu önemsemeyen, emperyalizmin entelektüel hayattaki kolları olan beyinler, şehirlerdeki saldırılara bir zahmet tepki göstermek zorunda kalıyorlar. Terör şehirlere taşınsa bile bu daha çok şiddet içerikli kitlesel gösteriler, polisle çatışmalar, kundaklama olayları şeklinde seyredebilir. Tabi terör örgütünün her türlü şiddet yolunu deneme kapısı her zaman açık olduğundan bombalı eylemlerde ihtimal dışı değildir.
Bundan sonraki süreçte devletin yurt içinde alabileceği sert tedbirlerde uluslararası camiada, özellikle AB konusunda irtifa kaybetmemize yol açabilir. Böyle bir kaybı göze alması pek beklenmeyen hükümet sosyal reform, iktisadi teşebbüs ve af seçeneklerini kullanmak isteyebilir. Zaten sorunun çözümü için şart olan bu adımlar eğer güvenlik problemi büyük oranda halledilmeden ve milli menfaatler gözetilmeden gerçekleştirilmeye kalkılırsa bu teröre prim vermek anlamına gelir ki bu da şiddet seçeneğini her zaman canlı tutacaktır. Şiddet kanalları tıkanmadan siyasal yolları açarsanız “ Kürt Sorunu “ öncelikli partiler terör örgütünün borazanı olmaktan öteye gidemezler. Müdahale boyunca DTP kof “ Savaşa Hayır “ hamasetiyle destek toplamaya çalışmıştır. PKK sebebiyle, DTP hareketi de önceki hareketler gibi siyasi çözüm noktasında politika üretemeyerek başarısız bir teşebbüs olmuştur.
Umarız harekat, tamamen askeri sebeplerden dolayı geçici olarak durmuş ve PKK'yı askeri olarak işlemez hale getirene kadar devam edecek olsun. Uluslar arası camiadan gelen tepkilere genel olarak bakılırsa müdahale konusunda diplomatik bir kredimiz kısmen de olsa var gözüküyor. Beklentimiz birilerine şirin gözükmek maksadıyla bu kredinin bağışlanması değil tepkilere göğüs gererek bu krediden de öteye geçip Irak'daki işbirlikçileri de dahil PKK'nın işlevsiz hale getirilmesidir. Bu şekilde “Kürt Sorunu” bir güvenlik sorunu olmaktan çıkacak, demokratik zemine taşınacak, problemi daha kompleksiz bir şekilde ele alıp çözüm arayabileceğiz.
Mustafa Tetik