Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

24 Ekim 2006

Abdulvaris Kaşgari

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Kürd Zaferi


-Mustafa Cemil Kılıç-


Batılı emperyalistlerce dünyadaki devletsiz en kalabalık " ulus " olarak nitelenen Kürtler, bu vasıflarını yitirmek üzereler. Yaklaşık yüz yıllık bir proje son aşamaya gelmiş bulunuyor. Emperyalizmin malumlar dünyasındaki üç büyük devletleştirme projesinin son halkası olan KÜRDİSTAN DEVLETİ doğmak üzere… Deyim yerindeyse emperyalizmin bir kukla devleti daha olsun diye “ KÜRT ULUSU “ doğum sancıları çekiyor.

 

Kürdistan, mazlumların Ortadoğu coğrafyasındaki üçüncü büyük yenilgisi olacaktır.

 

(Bizce diğer iki büyük yenilgi 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması ve SSCB’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Ermenistan Devleti ve bu devletin Azerbaycan topraklarının dörtte birini 15 yıldır işgal altında bulunduruyor olmasıdır. Irak’ın işgalinin İsrail’in güvenliği ve Kürdistan’ın tesisi için olduğu malumdur ) Ne hazin ki bu acıyı yaşayacağız. Bu beladan bizi ancak bir mucize kurtarır. Aslında yaşanmakta olan süreci Kürdistan Demokratik Patisi ( KDP ) ‘nin internet sitesindeki bir yazı çok çarpıcı bir biçimde özetliyor:

 

“ Kazandıklarımız, kazanacaklarımızın yanında hiçbir şeydir ! “

 

Öyleyse bir bakalım neler kazanmış Kürtler ?

 

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan döneminde elde ettikleri özerk beyliklerle Doğu ve Güneydoğu’da gerçekleştirdikleri etnik temizlik sayesinde Türkmen varlığını soykırıma uğratan ve bu konuda soyca Türkmen olan Osmanlı’dan da inanılmaz bir destek gören Kürtler inişli çıkışlı da genel anlamda yükselen bir çizgiyle uluslaşmalarını sürdürdüler.

 

20. yüzyılın başlarında çeşitli Kürt cemiyetleri ve batılı ülkelerde kurulan Kürt Enstitüleri yoluyla yürütülen çalışmalar, Kürt kimliğinin teşekkülü noktasında yadsınamaz sonuçlar elde etti. Zira Kürtlük davası zaman zaman entellektüel düzeyden halkça desteklenen kitlesellik düzeyine yükseldi. Kısa süre yaşamış da olsa İran’da “ Mehabat Devleti “ nin kurulması, Anadolu’da gerçekleştirilen kimi Kürt isyanları hiç kuşku yok ki bunun göstergelerindendir. Soyca Türk olmalarına rağmen KOÇGİRİ İSYANI’nın Kürtlük adına gerçekleşmesi ve yine çoğunluğu soyca Türk olmalarına rağmen Dersimlilerin 1937 isyanı Anadolu coğrafyasında Kürt uluslaşmasının Türkmen karşıtlığı koşutunda ne derece yakıcı ve iç burkucu bir vasfa sahip olduğunu vicdanlar önüne seriyor. İşin en trajik yönü ise bizce genetik olarak devletleşme ve uluslaşma noktasında zaafiyeti olan Kürtlerin bu zafiyetlerini Alevilik yoluyla devşirip Kürtleştirdikleri / Zazalaştırdıkları Türkmenler sayesinde gideriyor olmalarıdır. Bilimsel yollarla genetik olarak Türkmen olduklarının ispatlanması kesin olan Alevi inançlı fakat Zazaca yahut Kırmançça konuşan “kayıp Türkmenler “ genetiklerindeki teşkilatçılık özelliklerini Kürt uluslaşmasının hizmetine sunmuş durumdalar.

 

( Bundaki en büyük günah maalesef Osmanlı Devleti’ne ve Osmanlıcı bir çerçeveye sıkıştırılmış Türk – İslam ülkücülüğü adı verilen Sünnici / mezhepçi sözde Türk milliyetçiliği hareketine aittir. Bu, tarih boyu Türklüğe yapılmış en büyük ihanetlerden biri olarak kaydedilmelidir. Türk milliyetçiliğini din ve mezhep merkezli kolaycı bir çizgiye sokan hastalıklı yapı, ya hatasını itiraf edip kendini revize etmeli yada tasfiye edilmelidir.Milliyetçiliğin dinsel unsurlarla başarılı olabileceğine ilişkin iddianın ne denli yanlış olduğu dünyadaki pek çok laik karakterli milliyetçi akımların başarısıyla ortadadır. Ancak dünyadan örnek vermeye bile gerek yok. Bunun en büyük örneği konumuzu oluşturan Kürt milliyetçiliğidir. Sol, sosyalist ve laik karakterli bir çizgide yükselen Kürt milliyetçiliği, milliyetçiliğin dinsel unsurlarla mümkün olabileceği tezini çökertmeye yetiyor. O halde Türk – İslam sentezi yada ülküsü adı verilen ucube milliyetçiliğin düşünsel mağlubiyeti de ortaya çıkıyor. )

 

Kürt uluslaşmasının en büyük katalizörü hiç kuşku yok ki PKK olmuştur. Bir zamanlar varlığı bile kabul edilmeyen Kürt kimliği PKK’nın silah zoruyla kabul ettirdiği bir realite olarak tescil edilmelidir. Kürt kimliğinin Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal erki tarafından resmen ( hukuken değil ) kabul edilmesi itiraf edelim ki PKK nedeniyle olmuştur. Kürt kimliğinin kabulü Kürt uluslaşmasına inanılmaz boyutta sosyal ve siyasal bir zemin kazandırmıştır.

 

20 – 25 yıl önce dağ Türkleri denilen Kürtlere artık hiç kimse “ Türklerin bir kolu “ olarak bakmıyor. Ülkücü milliyetçiler bile artık Kürtlerin Türklerden ayrı bir grup olduğunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. “ Türk – Kürt kardeştir !” sloganları bile aslında BİR KÜRT ZAFERİNİ HAYKIRIYOR ! Bu haykırış ne acı ki aynı zamanda bir Türk mağlubiyetidir.

 

Şimdi acı içerisinde soralım:

 

Sözde Türk milliyetçiliğinin temsilcisi olan bir partinin Diyarbakır il başkanı kongrede katılımcılara Kürtçe konuşma yapabiliyorsa ve bu olaya sözde milliyetçi partinin yetkilileri sahip çıkabiliyorsa bu bir Kürt zaferi değil midir ?

 

Artık yüz binlerce, milyonlarca insan meydanlara çıkıp “ BİZ KÜRDÜZ ! “ diye bağırıyorsa bu bir Kürt Zaferi değil midir ? Kürtlerden çekindikleri ve hatta korktukları için doğu ve güneydoğudaki pek çok Türk / Türkmen köyünün terk edildiği gerçeği Kürt zaferinin bir diğer yüzü değil midir ?

 

Onlarca dergi, gazete, tv ve radyo Kürt kültürünün hizmetinde yayın yapıyorsa ve üstelik bunlara hiç kimse müdahale edemiyorsa, milyonlarca Türk vatandaşının evine roj tv, mmc tv, kürdistan tv, zagros tv uydu antenler yoluyla da olsa girebiliyorsa ve üstelik Türk devleti bunları engellemek konusunda tam bir acziyet içerisindeyse bu bir Kürt zaferi değil midir ?

 

Alevilik adına yola çıkıp Aleviler için değil de Kürt kültürünün hizmetinde pervasızca yayınlarını sürdüren ve bu yolla Alevi halkı Kürtçülüğe eklemlemeye çalışan kimi tv kanallarına sırf Alevilik adına bir kısım aymaz Türkmenler bile sahip çıkabiliyorsa bu bir Kürt zaferi değil midir ?

 

Türk ulusunun verdiği vergilerle maaş alan onlarca belediye başkanı PKK yanlısı faaliyetlerine devam edebiliyorlarsa, üstelik Diyarbakır belediye başkanı pek çok batılı ülkede ve kurumda neredeyse başbakan yada devlet başkanı edasıyla karşılanabiliyor ve kabul edilebiliyorsa ve aynı şahıs, AP’de, güneydoğu petrolleri ve bölgedeki barajlar bize verilmelidir, şeklinde küstahça konuşabiliyor ve hiç kimse kalkıp “dur !” diyemiyorsa bu bir Kürt zaferi değil midir ?

 

“Artık bölünmeden yana değiliz, misak – ı milli sınırlarını biz de savunuyoruz, İstanbul en büyük Kürt kentidir. “ vb. sözleri bölücü başının ağzından bu halk sakince dinleyebiliyorsa, yani bölücüler ülkemizin bir kısmına değil artık tümüne talip olabiliyorlarsa bu bir Kürt zaferi değil midir ?

 

Gözlerimizin önünde Kerkük talan ediliyorsa, Iraklı Türkmenler katlediliyor ve göçe zorlanıyorsa, bayrağı ulusal marşı, parasıyla Irak’ın kuzeyinde ilan edilmemiş bir devlet teşekkül etmişse, bu devletin sözde yöneticileri Türk devletine ve Türk ulusuna deyim yerindeyse kafa tutabiliyorlarsa, buna karşın evvelki Türk genel kurmay başkanı

“ bölgedeki yeni gerçekleri kabul etmek zorundayız “ diyebiliyorsa bu bir Kürt zaferi değil midir ?

 

 

Bilindiği üzere Kürt uluslaşması bölgedeki üç ulusun ulusal varlığının aleyhine gelişiyor. Türkler, Araplar ve Farslar…

 

Söz konusu üç ulusun da kendi içlerinde uzlaşmazlıkları olsa da ortak tehlike olarak Kürt uluslaşması onları müşterek bir işbirliği zeminine götürebilir mi ?

 

Bu soruya evet diyebilseydik Kürt zaferinin her an mağlubiyete dönüşebileceğini de öngörebilirdik. Lakin diyemiyoruz. Yaklaşık iki yıldır www.turkcutoplumcu.com adlı sitemizde gerçekleri anlatmaya çalışıyoruz.

 

Unutulmamalıdır ki, Kürt devleti hareketi ve Kürt uluslaşması batılı emperyalistlerin petrol bekçiliği görevini Kürtlere vermiş olması nedeniyle hızla ilerliyor. Bu nedenle Kürtçülük Ortadoğu’da emperyalizmin adaşıdır. O halde Kürtçülüğe karşı mücadele etmek aslında emperyalizme karşı mücadele etmektir. Kürt orijinli olup bu emperyalist oyunu fark eden ve safını mazlumlardan yana belirleyen doğulu halklar dünyasının kahraman mensuplarına büyük bir sevgi duymaktayız. Lakin bu sevgi genel durumu başkalaştırmıyor.

 

O halde soruyoruz:

 

Çare nedir ?

 

Mustafa Cemil Kılıç

İstanbul 24 Ekim 2006



Aleviler Olmasaydı Ne Olurdu -Mustafa Cemil Kılıç-


Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir. Bu öyle bir gerçektir ki, bu gerçek olmasaydı belki de bu ülke ve bu halk diye bir gerçek de olmayacaktı. Türk ulusal varlığı Alevi varlığıyla öylesine bir ilişki içerisindedir ki Alevilik ulusal kimliğin hayat sahası durumundadır. (Her ne kadar Türk kökenli olmayan Aleviler varsa da Alevilerin yüzde doksandan fazlası Türk / Türkmendir.)



Sarı Saçlı, Mavi Gözlüm Nerdesin -Mustafa Cemil Kılıç-


Bulutlar geliyor, kara bulutlar
Sarı saçlı, mavi gözlüm nerdesin?
Tükendi mi yoksa umutlar
Sarı saçlı, mavi gözlüm nerdesin?



Yedi Kızılbaş Öldür Cennete Git  -Mustafa Cemil Kılıç-


Ulusumu bölmesin hiçbir inanç
Ne cami ne kilise ne mescit ?
Türklüğedir bizde en yüce kıvanç
Hayır diyorsan hemen çek git !


 

Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar