Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

25 Kasım 2007

Cengiz Dağcı

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Cemevleri Camilerle Eşit Statüde Olmalıdır!


-Mustafa Cemil Kılıç-


Cem evlerinin ibadethane kabul edilip edilmemesi yönündeki tartışmaların sağlıklı bir sonuca ulaşabilmesi için bilinmesi gereken kimi gerçekler vardır. Bu konuda tarafların bulundukları konum politik manevralara açık bir görünüme sahiptir. Egemen din anlayışının temsilcisi konumundaki Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri İslam'daki resmi ve genel ibadet merkezinin camiler olduğunu, bu mekanların dışındaki yerlerin ise ikincil ve özel ibadethane olabileceğini, ancak hiçbir zaman cami dışındaki yerlerin camilerle eşit statüde olamayacağını ısrarla vurgulamaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığının ve onun güdümündeki hükümetin cem evleri için tasarladığı statü bir tarikat merkezi hüviyetini içermektedir. Bu aynı zamanda Aleviliği de bir tarikat konumuna itmeyi ihtiva etmektedir. Cem evlerinin bir tarikat merkezi olarak kabul edilmesi Aleviler ve Alevilik için tam anlamıyla bir felaket olacaktır. Bu asla kabul edilmemelidir.

Sünni bilginlerin Cem evlerinin camilerle eşit statüde bir ibadethane olarak kabul edilmesinin Aleviliği zamanla İslam’dan ayrı bir din haline getireceği yönündeki iddiaları yersizdir. Zira; Şii İslam inancının camileri de Sünnilerin camilerinden farklıdır. Hiçbir Şii, Sünnilerin camilerine gidip ibadet etmez. Hiçbir Şii, Sünni bir imamın arkasında namaza durmaz. Ama bu durum hiçbir zaman Şiiliği ayrı bir din haline getirmemektedir. O halde bu yöndeki iddiaların yersizliği açıktır. Kaldı ki Aleviler, Aleviliği ayrı bir din olarak görseler buna itiraz etme hakkı da olamaz. Çünkü her dinsel topluluk, ne olduğuna ancak kendisi karar verebilir.

Alevilik, İslam’dan ayrı bir din olsa bile buna Diyanet İşleri Başkanlığı ne hakla itiraz edebilir ki ? Kaldı ki Aleviler ısrarla kendilerinin İslam dinine mensup olduklarını söyleyegelmektedirler. Nitekim doğrusu da budur.

Cem evlerinin ikincil düzeyde ibadet merkezi kabul edilmesi ile Aleviler kullanılarak tarikatlar yasallaştırılmak istenmektedir. Cem evleri üzerinden Sünni tarikatlara ait tekke ve zaviyeler de yeniden açılmaya çalışılmaktadır. Oysa Tekke ve zaviyeler, devrim yasaları çerçevesinde kapatılmış kurumlardır.

Cem evlerinin camilerle eşit statüde bir ibadethane olarak kabul edilmemesi aslında camide yapılan ibadetle cem evinde yapılan ibadetin de eşit olamayacağını dayatmak demektir.

Bu tutumla Alevilere denilmektedir ki;

“Cem evleri asla camilerle eşit olamaz. Yani Alevilik, asla Sünnilikle eşit düzeyde bir inanç değildir. Sünnilikten daha aşağı düzeyde ikincil bir inançtır. Olsa olsa Sünniliğin içinde bir tarikattır.

Cem evlerinde yapılan cem ibadetleri hiçbir zaman camideki namazla eşdeğerde değildir. Kişi camideki gibi namaz kılmadığı müddetçe cem yapmasının hiçbir dinsel değeri yoktur. Cem ancak namaz kılındıktan sonra yapılırsa bir değere sahiptir.”

Oysa bu yaklaşım son derece yanlış ve gerçeğin hilafınadır.

Sorumlu merciler bu yanlışta ısrar etmekten vazgeçmelidir.

Alevi kurumları ve Alevilerin kanaat önderleri cem evleri konusundaki taleplerini artık revize etmelidirler. “Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi” talebi “ Cem evleri camilerle eşit statüde bir ibadethane olarak kabul edilmelidir.” Biçiminde düzeltilerek daha yüksek sesle ve daha kararlı bir şekilde ortaya konulmalıdır.

Aksi halde istenen sağlıklı sonuca ulaşmak mümkün olmayacaktır. Cem evlerinin ikincil düzeyde bir ibadethane olarak kabul edilmesi, Aleviliğe vurulacak ağır bir darbedir. Hiçbir Alevi bu darbeye imkan vermemelidir.

Cem evlerini tekke konumuna iterek Alevileri asimile etmek isteyenlere karşı bir kez daha belirtelim ki, gericiliğe ve yobazlığa karşı aydınlanma yanlısı ve tarihsel bir Türkmen direnişi olan Alevilik sürmelidir.



Mustafa Cemil Kılıç

İstanbul, 16 Ocak 2008



Aleviler Hizaya Gelecek mi? -Mustafa Cemil Kılıç-


Alevilik son yıllarda tarihin hiçbir evresinde görülmediği kadar yoğun bir baskıya maruz kalıyor. Aleviler kimliklerinden koparılmaya çalışılıyor. Son dönemde Alevilere yönelik yapılan çalışmalar Alevi inancını hizaya getirme uğraşısıdır.  Alevilik hizaya gelecek mi ? Yüz yıllardır varlığını reddeden egemenler şimdi ona elbise biçmeye çalışıyorlar. Deniliyor ki; Alevilik tasavvufi bir akımdır. Yani tarikattır. Bu ne demektir ?



DİB, "Alevi-Bektaşi Klasikleri" ve Aleviliğin Teolojik Koordinatları -M. Cemil Kılıç-


Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 3 Mart 1924 tarihinde “ Şer’iye ve Evkaf vekaleti “nin kaldırılmasının ardından 429 sayılı kanunla Başbakanlığa / Başvekalete bağlı olarak kurulmuştur. Bütçesi de Başbakanlığa dahil edilmiştir. Ulusal Mücadele yıllarında büyük hizmetler vermiş, yönetsel deneyimi olan ve uzun zaman Ankara Müftülüğü görevinde bulunan Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığına getirilmiştir. En yüksek devlet memuru maaşı alan Diyanet İşleri Başkanına, bakanlara verilen kırmızı plakalı bir makam aracı tahsis edilmiş ve protokoldeki yeri de bu özelliklere göre belirlenmiştir.



Oruç Gerçekte Kaç Gün -Mustafa Cemil Kılıç-


Bizce Ramazan ayında oruç günleri sayısı on gündür. Ne var ki 29 – 30 gün oruç tutulmaktadır. On günden fazlasının tercihen yapılan bir ibadet olduğu kanısına varmak güç olmasa gerek. Bu noktada Hazreti Muhammed’in Ramazan ayında on gün süre için itikaf’a girdiği de anımsanmalıdır. Bu on günlük itikaf süresi aynı zamanda zorunlu oruç günü sayısının da işareti olarak görülebilir. Kanımızca tercihen tutulan bir aylık oruç uygulamada zorunlu hale gelmiştir. Dinde bunun örnekleri mevcuttur. Sünni inanışta Hazreti Muhammed’in 2 , 4, 8 rekatlık teravih namazı kıldığı rivayet edilmesine rağmen günümüzde teravih namazları 20 rekat olarak kılınmaktadır.


 

Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbul'da tamamladı. İstanbul'da Küçükköy İmam Hatip Lisesi'nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesi'nin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998'de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. 2007 yılında ise " Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri " adlı kitabı yayımlandı.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi/Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar