
Yeni MHP mi, Yine MHP mi?
-Mustafa Cemil Kılıç-
Türk milliyetçiliği düşüncesinin siyasal parti anlamında temsilcisi görülen MHP, kuruluşundan bugüne takip ettiği politikalar açısından büyük hataların partisi vasfıyla anılabilir mi? Evet anılabilir. Fakat bu durum MHP'ye özgü değildir. Her siyasal hareket büyük hatalar yapabilir. Hatta bu hatalar mecburiyetten neşet eden gafletin çerçevelediği, cehaletin büyüttüğü bir ihanet halini de alabilir.
Bu bağlamda geçmişten ders alma becerisi nispetinde ve hatalarından arınma istencinin belirlediği bir yenilenmeyle yeni kitlelere kucak açabilmek MHP'yi Türk ulusunun hizmetinde büyük işler başaran bir siyasal hareket konumuna taşıyacaktır.
MHP'nin geçmişte yaptığı büyük hataları ve yukarıda ifade ettiğimiz şekilde " mecburiyetten neşet eden gafletin çerçevelediği, cehaletin büyüttüğü bir ihanet halini alan " kimi yanlışları sıralamak yerinde olacaktır. Bunu yaparken sergilenen olumlu tavırları ve ortaya konan doğru politikaları da belirtelim:
1. Türk milliyetçiliği zaman zaman Osmanlıcı ve hanedancı bir çizgiye çekilmiştir. MHP kadrolarının bir bölümü tarih algılamasının bir göstergesi olarak Timur'a karşı Yıldırım'dan, Şah İsmail'e karşı Yavuz'dan yana olmuşlardır. Türklüğü Anadolu'ya ve Osmanlı'ya indirgemişlerdir. Pir Sultan'a, Hacı Bektaş'a, Şeyh Bedrettin'e karşı ilgisiz kalmış hatta yer yer olumsuzlamacı bir dil kullanmışlardır. MHP ve Ülkü Ocaklarında " Türk Büyükleri Köşesinde" Timur'un, Şah İsmail'in, Tomambay'ın, Şeyh Bedrettin'in vb. resimlerine yer verilmemiş, Türklük Osmanlılıkla özdeşleştirilmeye çalışılmıştır.
Bu bağlamda MHP'nin son büyük kurultayında Dr. Devlet Bahçeli'nin yaptığı konuşmada; " Milliyetçilik Hacıbektaş'tır, Pir Sultan'dır..." diye haykırması tarihi nitelikte sözler olarak kayıtlara geçmiştir. Bu sözleri büyük bir kıvançla alkışlamış biri olarak geçmişteki kimi yanlışların düzeltilmeye çalışıldığını görmekten sevinç duyduğumu belirtmeliyim.
2. Türk milliyetçiliği dinsel ve mezhepsel bir bir kalıba sokulmuştur. Müslümanlık ve Sünnilik Türklüğün gereği gibi algılanmış ve algılatılmıştır. Oysa başta Türkiye olmak üzere tüm Türk dünyası dinler ve mezhepler bakımından büyük bir çeşitlilik arzetmektedir. Anadolu'da Alevi/Kızılbaş Türkler Türk milliyetçiliği davasının kapsamına alınamamıştır. Şah İsmail sırf Şii/Alevi diye sanki Türk düşmanıymış gibi algılanmış ve algılatılmıştır. Türk dünyasındaki gayri müslim Türkler (Hristiyan, Musevi, Budist, Şamanist Türkler) kucaklanamamış hatta onları Müslümanlaştırma ve Sünnileştirme bağlamında yer yer gizli bir gündem ihdas edilmiştir.
Ne hazin ki Türkiye'de bir kısım Aleviler, Maraş ve Çorum'da yaşanan katliamlarda MHP'nin de sorumluluğu bulunduğunu düşünmektedir. Bu katliamlarda MHP'ye sempati duyan kimselerin rol almış olması topyekün MHP'yi ve merhum Türkeş'i direkt sorumlu kılmaz kanısındayız. Ancak yine de MHP tabanının büyük bir bölümünün Alevilere karşı o dönemde hiç de sıcak duygular beslemediği bilinmektedir. Dinci etki nedeniyle Alevilere kafir gözüyle bakıldığını ve Alevi gençlerin büyük bir bölümünün solda yer almasından dolayı dönemin siyasal koşulları sonucu Alevilerin vatan haini gibi görüldüğü bilinmektedir. Oysa kafir bile olsalar (ki değiller) milliyetçi bir hareket için asıl olan milli kimlik (Türklük) olmalı ve insanların inançları yada inançsızlıkları dikkate alınmamalıydı. Şimdilerde bu yanlışın artık düzeltilmeye çalışıldığı görülmektedir. Fakat açılan yaralar maalesef hemen kapanmıyor. Yine de tüm olumsuz koşullara karşın Aleviler arasında MHP'ye yönelik yeni bir sempatinin oluşmaya başladığı da bir gerçektir.
MHP tarafından her yıl Kayseri'de düzenlenen Erciyes Kurultayında Pir Sultan Türküleri söylenmesi ve partililer tarafından semah dönülmesi Alevilerin kucaklanması yolunda büyük bir adım olmuştur. Bu gelişme üzerine, yıllarca MHP'ye en sert eleştiriler yönelten biri olarak www.turkcutoplumcu.com adlı sitemizde övgü dolu ifadelerle bir yazı yayınladık ve MHP'yi bu açılımından dolayı kutladık. Umarız bu açılımın gereği olarak MHP, Alevilerin en acil sorunlarından olan Cemevlerinin resmi/yasal bir statüye kavuşturulması konusunda da öncülük edecek ve böylece bölücülerin Alevileri istismar etmesine fırsat vermeyecektir. Türk bayrakları, Atatürk, Hacıbektaş Veli ve Hz. Ali'nin resimleri ile donatılmış cemevlerinin varlığı ulusal birliğimiz için asla olumsuz bir unsur olarak görülemez. Cami de cemevi de Türk ulusunun ortak değeridir.
İnanıyoruz ki MHP, Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Budist, Şamanist, Ateist, Deist, Sünni , Şii, Alevi vb. demeden bütün Türk halkını ve Türk dünyasını içtenlikle kucaklayacaktır.
3. MHP yıllarca efsanevi liderinin hoşgörü sınırlarını da zorlayarak dinci tarikat ve cemaatlere yakın olma uğraşısı içinde olmuştur. Hatta siyasetin zorlayıcı doğası gereği yani oy kaygısıyla bizzat merhum Alparslan Türkeş bile zaman zaman dinci tarikat ve cemaatlerle ilişki içerisine girmiştir. Bunun içtenlikten ziyade pragmatist bir yaklaşımdan kaynaklandığını görmek hiç de zor değildir. Merhum Türkeş'in laiklik ve Cumhuriyet devrimleri konusunda samimi olduğundan kuşku duyulamaz. Merhum Türkeş'in ölmeden önce Amasya'da yaptığı son konuşmasında laiklik konusunda samimi mesajlar verdiği bilinmektedir. Türkeş bu konuşmasında Atatürk ilke ve devrimlerine, laik cumhuriyet sistemine vurgu yapmıştır. Bu konuşma bütün Ülkücülere merhum Türkeş'in son vasiyeti olarak algılanmalı ve gereği yerine getirilmelidir.
Dr. Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP'nin laiklik konusunda merhum Türkeş'in açtığı yolda daha kararlı bir politika takip ettiği kamuoyunca malumdur. 22 Temmuz seçimlerinde MHP'nin devletten, Cumhuriyetten, laiklikten yana olan tavrı kitlelerin ilgisini cezbedecektir. Bu nedenle MHP, asla AKP'nin güdümünde dinci bir çizgiye yönelmemelidir. Sağ - sol kamplaşması yaratılarak, laiklik konusunda sergilenecek duyarlılığın CHP yandaşı olmak biçiminde gösterilme manipülasyonuna MHP düşmemelidir. Düşmeyecektir de...
4. MHP, 1980 öncesi SSCB, ÇİN güdümlü gayri milli sosyalist / komünist harekete karşı direnmiş ve bu konuda ABD ile işbirliği yapmıştır. Bu işbirliğinin her ne kadar tasvip edilesi bir şey olmasa da kaçınılmaz olduğunu her geçen yıl daha iyi anlamaktayız. Çünkü, Türk dünyasının büyük bir bölümünün SSCB ve ÇİN komünizmi tarafından ezilirken MHP'nin sanırız yapacak bir şeyi de yoktu. Bu konuda "düşmanımın düşmanı dostumdur." anlayışının egemen olduğunu görmekteyiz. Kimi çevrelerce merhum Türkeş'in sadık bir ABD yandaşı olarak nitelenmesini kesinlikle paylaşmıyoruz. Bu niteleme olsa olsa SCCB yandaşlığına bürünmüş bir ihaneti gizlemeye çalışma amaçlıdır.
Ancak 1980 öncesi dönemde Türk gençliğinin sağ - sol biçiminde kamplaşması sonucu olayın sokak çatışmaları boyutuna kadar götürülmesi ve bu olayda MHP'nin de payının olması, MHP gençliğinin kendini devlet yerine koyup polis ve asker rolüne soyunması her ne kadar iyi niyetlerle de olsa kabul edilebilir bir şey değildir. Yapılanın yanlış olduğunu artık dönemin ülkücü gençlik liderleri bile söylemektedir. Buna karşın MHP bu konuda da geçmişten ders çıkarmış olduğunu kanıtlarcasına 1980 sonrası dönemde PKK ihanetine karşı devlet rolüne soyunmamış ve gençliği sokaktan uzak tutmuştur. Bu konuda merhum Türkeş'in ve Dr. Devlet Bahçeli'nin kararlı tutumu milletten takdir görmektedir.
5. DSP, MHP, ANAP hükümeti döneminde Dr. Devlet Bahçeli ve ekibinin edilgen politikası başta MHP'ye gönül veren kitleler olmak üzere bütün milliyetçi/ulusalcı kesimleri üzmüştür. Bu üzüntü yer yer öfkeye de dönüşmüştür. Nitekim Yüzde 18 olan oy oranı yüzde 8.30'a düşmüştür. Yaşanan pek çok gelişmenin ardından Dr. Devlet Bahçeli ve ekibinin bu edilgenlikten dersler çıkardıkları görülmektedir. yeni bir iktidar deneyiminde aynı hataları tekrarlamayacakları yönünde güçlü bir beklenti, umut ve inanç vardır. Bizde aynı umut ve inançtayız. Kemal Derviş politikalarına karşı sergilenen ve bugün bakıldığında mecburiyetten kaynaklandığı görülen tutum ve davranışların telafi edilme imkanı mevcuttur. MHP yeni bir iktidar deneyimiyle bunu başaracaktır. Bu yönde bir işaret olarak Dr. Devlet Bahçeli'nin daha geçen hafta küresel güçlerin güdümündeki TÜSİAD adlı derneğin davetini reddetmesi toplumcu ve ulusalcı duyarlılığı bulunan kesimleri sevince boğmuştur.
Yine aynı dönemde Abdullah Öcalan'nın idamı konusunda MHP'den beklenen politikanın icra edilememiş olması da bugün anlaşılmaktadır ki, MHP'nin gücünün ötesinde bir kısım odakların etkin baskılarından ve Abdullah Öcalan'ın teslimi sırasında Türkiye'ye dayatılan şartlardan kaynaklanmaktadır. Küresel güçlere karşı MHP'den tek başına direnmesini beklemek haksızlıktır. Üstelik MHP, 1999 seçimlerinde sınırlı bir seçmen desteğine ulaşabilmişti.Türk halkının o dönemde MHP'den gereğinden fazla büyük bir beklenti içine girdiğini ifade etmek gerekmektedir.
Yeni bir seçim arefesinde MHP, tekrar halkın teveccühüne muhatap olmaktadır. Bu teveccühün MHP kadrolarınca iyi okunacağına inanıyoruz. Bu cümleden olarak MHP'ye bir seçmen olarak tavsiyemiz odur ki; eski hataların tekrarına düşülmemelidir. Aşırılıktan uzak siyasal merkezin adresi olarak Türkiye ve dünya gerçeklerine uygun politikaların takipçisi olmalıdır.
Yetmiş milyonluk Türkiye'yi kucaklayan, laik cumhuriyetten yana, ulusun birliği, ülkenin, devletin, bayrağın ve resmi dilin tekliği ilkelerinden ödün vermeyen, Alevi - Sünni, dinli - dinsiz, inançlı - inançsız ayrımına düşmeden tüm Türk halkını kucaklayan, Türk dünyasıyla ilişkilere önem veren, İslam dünyasının parçası bir ülke olduğumuz gerçeğini unutmayan, Batı dünyası ile de onurlu ve barışçıl bir siyaset düzleminde buluşan, Kıbrıs, Irak, Kafkasya ve Orta Asya'da Türkiye'nin ve kardeş toplulukların haklarını gözetici bir politika takip eden YENİ MHP olarak yani eski hataları ve tecrübesizlikleri düzleminde YİNE MHP dedirtmeden Türkiye'nin bugününe ve yarınına damga vuracak bir MİLLİYETÇİ HAREKET'i selamlamak istiyoruz. Mustafa Cemil Kılıç
İstanbul, 27 Mayıs 2007
|