Yazar | 
Kürşad Kahramanoğlu |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Dünya, Dünya Maniki Dünya…
-Kürşad Kahramanoğlu-
Türkiye’nin hakiki efendisi kim olacak kavgasını seyretmeye, milletçe angaje olduğumuz bu günlerde, dünyada neler olup bittiğine basınımız fazla vakit ayıramıyor. Ama iki gelişme var ki, üzerinde biraz durmak gerekir, diye düşünüyorum: Birincisi; herkesin ABD’den sonra geleceğin imparatorluğu olarak gördüğü Çin’in, Tibet’te yaptıkları. İslamiyet kadar eski olan Tibet Budizm’i Kırgızlar’da, Kalmuklar’da ve çeşitli Türk kavimlerinde de rastlanan Lamaizm’in, Tibet’te 7.yy.’dan önce mevcut olan Şamanî, özellikli Bon dininin Budizm ile karışmasından oluşmuş. Günümüzde, aynı ruhun yeniden doğmasıyla dünyaya geldiklerine inanılan 14. Dalai Lama’nın Hindistan’dan liderliğini yaptığı bu inanışta, ahlak üstünlüğü, nefisle mücadele ve tefekküre çok önem verilir. 14. Dalia Lama, bütün dünyada sayılan ve ülkesi için mücadele eden yaşayan en saygın dini lideri. 1959’dan bu yana, barış için çabaları nedeni ile 84 ödül ve doktora almış bir insan.
Hikâyesi uzun ama 1950 -51 de Çin Tibet’i işgal edip Pekin’e bağladıktan sonra, Dalia Lama’nın önce imzalamak zorunda kaldığı, Hindistan’a kaçtıktan sonrada kabul etmediğini söylediği anlaşmayla, bu ülke asker zoruyla Çin’in bir parçası oldu. Bu bütün dünyada barışın simgelerinden olan kutsal insan Dalia Lama ülkesi için, bağımsızlık istemediğini, Çin’in geri kalmış bir ülke olan Tibet’e yararlı olduğunu ve medeniyetin birçok nimetlerini getirdiğini söylüyor. Onun sadece istediği şey, ülkesindeki askeri işgale son verilmesi ve insanlarına dini özgürlükler dâhil olmak üzere insan haklarının verilmesi. ABD’den sonra, ondan daha kötü bir imparatorluk olarak dünya sahnesinde yerini alması beklenen Çin’in, böyle bir niyeti yok. Bütün dünya Dalia Lama’yı sayıyor, ona destek olmak istiyor ama kimsenin de Çin’le gittikçe artan ticari ilişkilerini tehlikeye atmaya niyeti yok. Bu nedenle ikiyüzlü Batı, Dalia Lama’ya bir yandan barış ödülleri yağdırırken, öte yandan bir Çin reklâmına dönüşecek olimpiyatlara gitmeye hazırlanıyor. Etik bir dış politika güden ülkeler, Çin’deki olimpiyatları boykot etmeli veya en aşağısından açılış seremonisine katılmamalı.
İkincisi; ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin yaptığı orta doğu ziyareti kapsamında, Türkiye’yi ziyaret etmesi. Bilenler biliyor: Dick Cheney baba Bush döneminde savunma bakanı iken, sadece tutucu bir savunma bakanı idi. Hatta bildiğimiz gibi, Baba Bush yönetimi 1999’da ki birinci Körfez savaşından sonra Saddam Hüseyin’i Irak diktatörü olarak bırakmıştı. İki Bush arasında “Project of New American Century – Yeni Amerikan Yüzyıl Projesi” (PNAC) gelişti ve Dick Cheney bu projeye angaje olmuş en önemli ABD liderlerinin başında gelmekte. PNAC gittikçe yükselen Çin karşısında zamanın daraldığını düşündüğü için, Latin Amerika’da yaptıkları gibi, stratejik değeri yüksek olan Orta Doğu’yu da, garantili bir şekilde ABD menfaatleri doğrultusunda organize etmek istemekte. Petrol menfaatleri garanti altına alınsın ki Çin, ABD gibi yeni süper güç olduğunda dünya üzerinde, özellikle stratejik bölgelerde faza manevra kabiliyetine sahip olamasın. İşte ABD’nin oğul Bush dönemlerinde, nerdeyse kutsal yönlendiricisi haline gelen PNAC düşünme şeklinin baş uygulayıcısı Dick Cheney’dir.
Bir de Dick Cehney’nin Lezbiyen kızı Mary var! Bu güçlü kız babasının bütün tutuculuğuna rağmen lezbiyenliğini saklamadığı gibi, sevgilisi ile birlikte bir bebek sahibi olarak, ABD tutucularını şok etmişti. Başkan yardımcısı, lezbiyen kızından olan torununu da, bütün torunları gibi seveceğini söyleyip korumaya almıştı. Bu da ABD başkan yardımcısının, nasıl ikili oynayabileceğinin bir kanıtıdır. İkinci adamı olduğu ABD Başkanlığı, bir yandan anayasa ile eşcinsel evliliği yasaklamaya çalışırken ve Orta Doğu’yu bir dama tahtası gibi hallaç pamuğu gibi atarken, diğer yandan lezbiyen kızına destek çıkmıştı.
Bilmem bütün bunları, şu anda eski tutucularla başı belada olan devlet ve hükümet başkanlarımıza anlattı mı? Toplantılarda Kuzu’da hazır bulundu mu? Çifte standart nasıl olurmuş iyice öğrendiler mi? Kürşad Kahramanoğlu 25 Mart 2008
|
ABD’leri ve onun Ortadoğu planları ve dünyayı kendi imajında şekillendirme iradesi olmasa, bu “kader”, bu ‘eziklik’ değiştirilip biraz olsun hafifletilebilir. ABD’nin, Ortadoğu’daki çoktandır değiştirmeye karar verdiği dengeler ve dünyanın almasını istediği şekil, İsrail ve Türkiye’yi (değişik oranlarda olsa bile) vazgeçilmez ortaklar haline getirdiği gibi, Filistinlileri ve Kürtleri de (yine değişik derecelerde olsa bile) gerektiğinde harcanabilir birer piyon durumuna düşürüyor.
|
Şef -Kürşad Kahramanoğlu-
Çok tatsızdır bu şark kurnazlığı, birazda eksikliğin verdiği bir aşağılık kompleksi ile akıllı olduklarını sandıkları bir zavallılık vardır şark kurnazlığında. Politikadan falan anlamak gerekmiyor; on bir gün bekleyip ordusunu yabancı bir ülkeye gönderdiği gün, ülkesinin gündemindeki 'en ihtilaflı kanun tasarısını' onaylayıveren bir cumhurbaşkanı, attığı imzayı ne kadar "başkalarının haklarını da verin, Avrupa Birliği'ni unutmayın", diye yumuşatmaya çalışsa da, nasıl bir kurnazlık hesabında olduğunu görmemek mümkün mü? Ortadaki anlaşmayı hepimiz görüyoruz, anlıyoruz: Ordu, ABD istihbaratı ile Irak'ta operasyon yapacak ve böylece iç politikada pasifize edilecek, muhalefetin milliyetçi kanadı 'Müslüman oyları kaçırmayım' korkusu ile yandaşlaştırılacak, ana muhalefet ise zaten Allahlık! Anayasa Mahkemesi "sadece şeklen inceleyebilirsiniz", diye baskı altına alınılacak.
|
Öf! -Kürşad Kahramanoğlu-
Yaz yaz insana gına geliyor. Ama ne yapalım, mintan dikmek için elimizdeki malzemeler bunlar. Türkiye'nin hiç değişmeyen kaderi tutucu bir ülke olması. Oyların yüzde 47.5'i ile iktidar olmuş dinci bir hükümet iş başında. Ona muhalefet etmesi beklenen, Meclis'teki muhalefet partileri ya 'biz bu dincilerden daha tutucuyuz' iddiasındalar ya da milyonların umudunu söndürmüş politik hayatımızda, devamlı muhalefete mahkûm, etkisiz ve politik olarak ne olduğu pek belirsiz bir grup işe yaramaz temsilciler! Meclis dışındaki muhalefet olmasını beklediğiniz entelektüel, aydın, solcu insanlar ise asker, Kemalist korkusunu bahane ederek 6 yıldır İslamcı iktidara destek veriyor.
|
| | 
Kürşad Kahramanoğlu
Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.
|
| 
| İran Türklüğü |

|
.
|
| 
| İran Türklüğü |
| 
| İran Türklüğü |
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|