Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

4 Eylül 2007

III.Selim

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye


Göç ve Sığınma


-Kürşad Kahramanoğlu-


Yaşadığımız çağda bir ülkenin medeni olup olmadığını anlamanın en önemli ölçeklerinden birisi o ülkenin "göç ve sığınmaya" karşı olan tutumu olmalı. Kelimelerden de belli zaten göç etmek veya sığınma istemek insanların yapmak zorunda kaldıkları ama aslında gönüllü olarak kimsenin yapmak zorunda kalmaması gereken şeyler. Dikenli teller, polis ve askerler, büyük duvarlar, mayınlar, ekonomik zorluklarla insanları yaşamakta zorlandıkları coğrafyalarda tutmak insanlık ayıbı; ama maalesef sınırların olmadığı bir dünyada yaşayamıyoruz. Farklı oldukları, farklı düşündükleri veya farklı inandıkları için doğdukları coğrafyalarda yaşayamayan insanlara kucak açmak insan olmanın, en önemli göstergelerden birisi olsa gerek.

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin "göç ve sığınma" tarihi bu bahsettiğim duygularla fazla ilgili değil. Modern tarihimizde kapılarımızı açtığımız bütün göç ve sığınma dalgaları hep reel politik veya Türkiye'nin o dönemki "yüksek menfaatleri" gereği oldu. Türk veya Müslüman oldukları için bulundukları coğrafyada yaşayamayanlar dahil Türkiye Cumhuriyeti'nden birçoğu geçici olan göç ve sığınma istekleri ilk İkinci Dünya Savaşı sırasında geldi. Birçoğu Nazi Avrupası'ndan kaçan Museviler olan yaklaşık 67,000 kişi bu dönemde Türkiye'ye sığınmak istedi. Bunların büyük kısmı zaman içerisinde üçüncü ülkelere gittiler, bir kısmı Türkiye'de kaldı. Savaş sonrasında Türkiye'nin antikomünist duruşu bütün soğuk savaş döneminde Türkiye'yi transit geçiş yapmak isteyen Sovyetlerden ve Doğu Avrupa ülkelerinden kaçan mültecilerle tanıştırdı. 90'h yıllarda Balkanlardaki insanlık ayıpları oralarda ki tarihi sorumluluğumuz nedeni ile kapılarımızı açmamız gerekliliğini gündeme getirdi. Örneğin 1992-1994 tarihleri arasında Türkiye'den sığınma isteyen 25,000, Müslüman Boşnak ve onları 1999'da takip eden Kosovalı Arnavutlar gibi. 1979 İran Devrimi'nden sonra ve İran-lrak Savaşı sırasında Türkiye yaklaşık 1,5 milyon İranlı'nın geçici olarak vizesiz Türkiye'de kalmasına göz yumdu. 1988-1991 yılları arasında çoğunluğu Kürt yaklaşık 600,000 Iraklı Türkiye'den medet umdu. 91 Körfez Savaşı sırasında Kuveyt ve Irak'tan kaçmaya çalışan 60,000 yabancı işçi ve aileleri geçici olarak Türkiye'ye sığındılar. Bir NATO ülkesi olması ve Avrupa Birliği'nden beklentileri Türkiye'nin bu politikalarının ana nedenidir. Türkiye'nin yüksek sayıda sığınma ve iltica isteyen insan ürettiğini de söylemek lazım. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi'nin raporuna göre Türkiye 2002 yılında Irak ve Yugoslavya'nın ardından dünyanın gelişmiş endüstriyel ülkelerinden sığınma ve iltica isteyen insan sayısı üretmede üçüncü.

 

Türkiye 1951'de imzalanan Mültecilerin Statüleri Konvansiyonu'nun altına imza atmıştır ama bir de şerh koymuştur: Türkiye'ye iltica etmek veya sığınmak isteyenlere zaman ve tarih kısıtlaması getirilmiştir. Buna göre ancak Ocak 1951 tarihinden önce ve yalnız Avrupalı iltica etmek veya sığınmak isteyen insanların müracaatları işleme konulabilinecektir! Tarih kısıtlaması sonraları kaldırıldı ama coğrafi kısıtlama hâlâ uygulamada. Ne komik değil mi? Eğer Fransız bir yazar, Hollandalı bir eşcinsel veya Kanadalı bir komünist mağdur edilir ve Türkiye'ye sığınmak veya iltica etmek isterse kapılarımız sonuna kadar açık. Ama İranlı bir yazar, Malezyalı bir transseksüel veya Afrikalı savaştan ve açlıktan kaçan bir mağdur hayati bir tehlike içinde bile olsa ve kapımızı çalsa, ülkemizin yetkilileri müracaatlarını dikkate bile alamazlar!

 

Milyonlarca insanımızın umut bağladığı yeni bir parlamento seçildi. İkinci AKP hükümeti insan hakları konusunda birçok vaatler vererek işbaşı yaptı. Vakit kaybetmeden yapacakları işlerin başında Mültecilerin Statüleri Konvansiyonu'nun altında ki o şerhi kaldırmak gelmeli. Türkiye'nin insanların ihtiyacı olan bir göç ve sığınma politikasına ihtiyacı var. Dostlar alışverişte görsün veya günün politik ihtiyaçlarına göre ayarlanabilinen bir göç ve sığınma politikası sadece kendimizi kandırmaya yarar.

 

İnsan hakları mücadelesini karısı başörtülü bir Cumhurbaşkanı'nı Çankaya'ya çıkarmak zanneden bütün insan hakları savaşçılarına saygı ve sevgi ile duyurulur.

 

Kürşad Kahramanoğlu

4 Eylül 2007



Zenginlik -Kürşad Kahramanoğlu-


Demokrasilerde biraz böyle. Ülkede ne kadar çok seslilik, ne kadar alternatif varsa demokraside o kadar sağlıklı, hoş ve tatmin edici oluyor. Son AKP zaferinin en çekilmez yanlarından birisi de bu olacak galiba. Ülkenin dengesi bozuldu. Bu da en güzel basınımızdan anlaşılıyor. Şöyle bir bakın basınımıza: Ana akımın, iktidarın sesi kim? Bekir Coşkun'a bile tahammül edemeyen Vakit, Yeni Şafak, Zaman ve Bugün. Bunların ikisi zaten ABD'den kumandalı. Seviyeleri Gül'ü desteklemedi diye bir kadın gazeteciye "Gül'ü niye cumhurbaşkanı olmasını istemiyorsun sürtük" diye yazma düzeyinde. Bugünlerde çıkacağı programda kimin ne sorular sorabileceğini dikte eden bir başbakan...

Sevgili Anneciğim -Kürşad Kahramanoğlu-


Bizler iyiyiz ama Ankara hâlâ susuz. Korkacak bir şey yok çünkü AKP'liler susuzluğun nedenlerini buldular. Küresel ısınmanın yanı sıra en büyük kabahat Atatürk ve arkadaşlarındaymış. 80 küsur sene önce başkenti, suyu hâlâ idare eden İstanbul'dan Ankara'ya taşıdılar ya, işte bu yüzden bozkırın ortasındaki Ankara'da 4 milyonu aşan nüfusa yetecek su bulamıyorlarmış. Zaten Atatürk ve Atatürkçülük Anayasa'dan silinecek ya işte bu arada ufak bir değişiklikle belki başşehir de Ankara'dan Konya'ya falan taşınır ve böylece Türkiye'nin 21. yüzyılda dünyanın yegâne susuz başşehrine sahip olma ayıbı ortadan kaldırılır.



Uzun İnce Bir Yol -Kürşad Kahramanoğlu-


Liderin en önemli sınavı vakti geldiğinde bırakabilme kararını alabilmesidir. İnsanlara yol göstermiş, önder olmuş hakiki liderlerle hasbel kader başa gelmiş liderler arasında bu fark kolayca görünüyor. Yaşayan örnekler arasında bu fark en bariz olarak Nelson Mandela ve Robert Mugabi arasında görülmekte. Aynı yaş gurubu, benzer geçmiş, aynı ırktan ve zaman zaman omuz omuza beraber emperyalizme ve ırkçılığa karşı mücadele vermiş bu iki insandan vakti geldiği zaman iktidarı bırakan Nelson Mandela halkının ve dünyanın gönlünde vezir, devlet başkanlığını bir türlü bırakamayan Robert Mugabi ise rezil olmuş durumda hâlâ yaşamlarını sürdürüyorlar. Dünya; Nelson Mandela her ağzını açışında kulak kesiliyor, Robert Mugabi her ağzını açışında ise "yahu gariban Zimbabililer hala bu adamdan kurtulamadı mı?" diye söyleniyor!

 

Kürşad Kahramanoğlu


Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.


 İran Türklüğü



 


.


 İran Türklüğü



 


 


 İran Türklüğü



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar