Babamı kaybedeli beri ailecek mektup yazma alışkanlığımız da yok oldu. İnternet ve cep telefonları bu fevkalade alışkanlığın yok olmasına katkıda bulundular. Nostalji mi yoksa bu eski beceriye hâlâ sahip miyim diye merakım mı bilmem, sana bu kısa mektubu yazmaya karar verdim.
Bizler iyiyiz ama Ankara hâlâ susuz. Korkacak bir şey yok çünkü AKP'liler susuzluğun nedenlerini buldular. Küresel ısınmanın yanı sıra en büyük kabahat Atatürk ve arkadaşlarındaymış. 80 küsur sene önce başkenti, suyu hâlâ idare eden İstanbul'dan Ankara'ya taşıdılar ya, işte bu yüzden bozkırın ortasındaki Ankara'da 4 milyonu aşan nüfusa yetecek su bulamıyorlarmış. Zaten Atatürk ve Atatürkçülük Anayasa'dan silinecek ya işte bu arada ufak bir değişiklikle belki başşehir de Ankara'dan Konya'ya falan taşınır ve böylece Türkiye'nin 21. yüzyılda dünyanın yegâne susuz başşehrine sahip olma ayıbı ortadan kaldırılır.
Çok beğendiğin belediye başkanı dâhiyane fikirlerle durumu idare etmeye çalışıyor. Her gün yıkanmak yok, yağmur duasına katılmak her Ankaralının boynunun borcu, senin gibi tatile çıkan Ankaralılar da uzun bir süre evlerine dönmezlerse başkan durumu kurtaracak. Ama sana maalesef kötü bir haberim var. Sen parkları seversin ve Ankara'ya geldiğimde hep öğündüğün parklar var ya maalesef galiba onları kurtaramayacaklar. İnsanlara su bulunamazken ağaçları, çiçekleri düşünecek değiller ya.
Hep söylersin "temizlik imandan gelir" diye. Çocukluğumuzdan beri aklımıza kazınmış. Su olmayınca temizlik de olmuyor. Temizlik olmayınca da iman biraz zor. Bugünlerde Ankara'da imanlı olmak pet şişelere kaldı o yüzden biraz pahalı. Sakın tatilini erken bitirmeye falan kalkma, hatta uzatabildiğin kadar uzat. Erdek'te hiç olmazsa suyunuz akıyor, Ankara ise sidik kokuyor.
Senin ve kamptaki bütün öğretmen amca ve teyzelerin ellerinden hürmetle öperim.
Saygılarımla,
Oğlun
Kürşad Kahramanoğlu
14 Ağustos 2007