Herkesin istediğini söylediği; demokrat olmayan bir tane politikacının, babanın, subayın olmadığı Türkiye'de, politik partilerin son zamanlarda ağızlarına yüzlerine bulaştırsalar bile "Demokrat" adını alabilmek için yapmadıkları mücadelenin kalmadığı bu memlekette demokrat olmak ne demek?Bu demokrasi denen şey nasıl şeydir ki sadece Türkiye'de değil bütün dünyada herkes demokrat olma savaşında? Kırk çeşit demokrasi var! Liberal Demokrasi, Atina Demokrasisi, Sovyet Demokrasisi, Direkte Demokrasi, Cumhuriyet Demokrasisi, Katılımcı Demokrasi, Defansif Demokrasi, Demokratik Diktatörlük, Pazar Demokrasisi, Yeni Demokrasi, Sosyal Demokrasi, Radikal Demokrasi, Seçimsiz Demokrasi, Konsensüs Demokrasisi, say efendim say...
İlk komşumuz Atina'da kullanılmaya başlanan "demokrasi" kelimesi "halk tarafından idare edilmek" anlamına geliyor ama yukarıda ki paragrafta ki demokrasileri açarsanız bu "halk tarafından idare edilmenin" kırk değişik anlama getirildiğini de görürüsünüz! Ben yıllardır bu konuyu düşünmüşümdür ve çıkardığım sonuç şu: Demokrasi kelimesi aşırı kullanılmış ve anlamı artık muğlâklaşmış bir kelimedir. Yani teoriden bir fayda yok. Pratiğe bakmalı.
Türkiye'de ki demokrasinin hangi tür demokrasi olduğunu soracak olursanız, sorduğunuz insanlara göre yine kırk çeşit cevap alırsınız. Demek ki demokrasimizde kendimize göre demekten başka çare yok! Ama demokrasinin pratikte nasıl işlediğini biliyor ve yaşıyoruz. Memleketimiz de bolca siyasi parti var. Bu halkın her türlü değişik düşünce, duruş ve meylinin karşılığında bir parti bulabileceği anlamına mı geliyor? Veya en aşağısından var olan partilerin içinde sizi temsil etmesine itiraz etmeyeceğiniz adaylar mı var demek oluyor? Gerek yüzde on barajı gerekse de partilerde ki lider diktatörlüğü başka ülkelerde ki seçmenlerin kolaylıkla bulabildikleri bu iki demokratik seçeneği bizde imkânsız hale getiriyor.
Peki, bari oy verdiğimiz partileri daha doğrusu onun liderlerini bilip tanıyıp damı tercihimizi kullanıyoruz? İki haftadır her önüme gelene soruyorum "Tayyip Erdoğan'ın tahsili ne?". Bu soruyu yönelttiğim insanlar içinde büyük bir çoğunluk AKP destekçileri. Henüz bir bilene rastlamadım. İmam hatip lisesi mezunu diyenler çoğunlukta. "İyi ama Cumhurbaşkanı olmak için üniversite mezunu olmak gerekiyor, fakülteye gitmedi mi?" deyince insanlar afal afal bakıyorlar. Birkaç tanesi "İlahiyat fakültesinde okuduğunu zannetmiyorum, ekonomi mekonomidir herhalde, belki de açık öğretimdir!" dediler. Hala sormaya devam ediyorum, bir bilen vardır zahir.
Belki de Türkiye seçmeni çok bilinçli. 80 senelik Cumhuriyet deneyimi sonunda, Birleşik Krallık seçmenleri gibi uçlara taviz vermeden, birkaç istisna haricinde koalisyon çıkarmadan dönüşümlü olarak bir ortanın sağını bir ortanın solunu iktidar yapıyorlar! Yani asıl olan orta ve denge ve bu yüzden belkide yine bilinçli Türk siyasi partileri 22 Temmuz seçimleri için merkeze yöneldiler, kadrolarını aşırı uçlardan temizleyip seçmenin önüne merkez partisi olarak çıkıyorlar? İyi hoşta AKP'nin kendisi Alevi, eşi başörtülü, duruşu ve icraatları ile son 5 senelik AKP iktidarının en doğru dürüst adamlarından Abdüllatif Şener neden liste dışı kaldı? Yeterince demokrat mı değildi? Yoksa merkezden mi çok uzaklaştı?
2007 seçimlerine doğru bir iki yüzlülüktür gidiyor. AKP'nin merkeze geldiğine inanmak için AKP tarafından korunan solculardan olmak lazım zahir. AKP'nin hükümet olarak son 5 senedir ki icraatı bir ikinci 5 sene için sadece ürküntü veriyor. 22 Temmuz seçimlerinde AKP'nin ardında sadece sınıf atlatma vadiyle kandırılmış Anadolu esnaf sınıfı yok. İddia ediyorum AKP Etiler, Nişantaşı ve diğer zengin mahallerinde de fevkalade sonuç alacak! Bir yandan mağdur politikası, öte yandan Özal yağması ve susmuş solcu kalkanı. İşte 22 Temmuz'da AKP'yi yeniden iktidara taşıyacak kokteyl.
Ya demokrasi? Mahatma Gandi "Bugün işlediği şekliyle Batı Demokrasisi sulandırılmış faşizmdir" demişti. Türkiye sapına kadar demokrat valla.
Kürşad Kahramanoğlu
12 Haziran 2007