Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

12 Haziran 2007

Mehmet Akif Ersoy

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye


Demokrasi


-Kürşad Kahramanoğlu-


Herkesin istediğini söylediği; demokrat olmayan bir tane politikacının, babanın, subayın olmadığı Türkiye'de, politik partilerin son zamanlarda ağızlarına yüzlerine bulaştırsalar bile "Demokrat" adını alabilmek için yapmadıkları mücadelenin kalmadığı bu memlekette demokrat olmak ne demek?

Bu demokrasi denen şey nasıl şeydir ki sadece Türkiye'de değil bütün dünyada herkes demokrat olma savaşında? Kırk çeşit demokrasi var! Liberal Demokrasi, Atina Demokrasisi, Sovyet Demokrasisi, Direkte Demokrasi, Cumhuriyet Demokrasisi, Katılımcı Demokrasi, Defansif Demokrasi, Demokratik Diktatörlük, Pazar Demokrasisi, Yeni Demokrasi, Sosyal Demokrasi, Radikal Demokrasi, Seçimsiz Demokrasi, Konsensüs Demokrasisi, say efendim say...

İlk komşumuz Atina'da kullanılmaya başlanan "demokrasi" kelimesi "halk tarafından idare edilmek" anlamına geliyor ama yukarıda ki paragrafta ki demokrasileri açarsanız bu "halk tarafından idare edilmenin" kırk değişik anlama getirildiğini de görürüsünüz! Ben yıllardır bu konuyu düşünmüşümdür ve çıkardığım sonuç şu: Demokrasi kelimesi aşırı kullanılmış ve anlamı artık muğlâklaşmış bir kelimedir. Yani teoriden bir fayda yok. Pratiğe bakmalı.

Türkiye'de ki demokrasinin hangi tür demokrasi olduğunu soracak olursanız, sorduğunuz insanlara göre yine kırk çeşit cevap alırsınız. Demek ki demokrasimizde kendimize göre demekten başka çare yok! Ama demokrasinin pratikte nasıl işlediğini biliyor ve yaşıyoruz. Memleketimiz de bolca siyasi parti var. Bu halkın her türlü değişik düşünce, duruş ve meylinin karşılığında bir parti bulabileceği anlamına mı geliyor? Veya en aşağısından var olan partilerin içinde sizi temsil etmesine itiraz etmeyeceğiniz adaylar mı var demek oluyor? Gerek yüzde on barajı gerekse de partilerde ki lider diktatörlüğü başka ülkelerde ki seçmenlerin kolaylıkla bulabildikleri bu iki demokratik seçeneği bizde imkânsız hale getiriyor.

Peki, bari oy verdiğimiz partileri daha doğrusu onun liderlerini bilip tanıyıp damı tercihimizi kullanıyoruz? İki haftadır her önüme gelene soruyorum "Tayyip Erdoğan'ın tahsili ne?". Bu soruyu yönelttiğim insanlar içinde büyük bir çoğunluk AKP destekçileri. Henüz bir bilene rastlamadım. İmam hatip lisesi mezunu diyenler çoğunlukta. "İyi ama Cumhurbaşkanı olmak için üniversite mezunu olmak gerekiyor, fakülteye gitmedi mi?" deyince insanlar afal afal bakıyorlar. Birkaç tanesi "İlahiyat fakültesinde okuduğunu zannetmiyorum, ekonomi mekonomidir herhalde, belki de açık öğretimdir!" dediler. Hala sormaya devam ediyorum, bir bilen vardır zahir.

Belki de Türkiye seçmeni çok bilinçli. 80 senelik Cumhuriyet deneyimi sonunda, Birleşik Krallık seçmenleri gibi uçlara taviz vermeden, birkaç istisna haricinde koalisyon çıkarmadan dönüşümlü olarak bir ortanın sağını bir ortanın solunu iktidar yapıyorlar! Yani asıl olan orta ve denge ve bu yüzden belkide yine bilinçli Türk siyasi partileri 22 Temmuz seçimleri için merkeze yöneldiler, kadrolarını aşırı uçlardan temizleyip seçmenin önüne merkez partisi olarak çıkıyorlar? İyi hoşta AKP'nin kendisi Alevi, eşi başörtülü, duruşu ve icraatları ile son 5 senelik AKP iktidarının en doğru dürüst adamlarından Abdüllatif Şener neden liste dışı kaldı? Yeterince demokrat mı değildi? Yoksa merkezden mi çok uzaklaştı?

2007 seçimlerine doğru bir iki yüzlülüktür gidiyor. AKP'nin merkeze geldiğine inanmak için AKP tarafından korunan solculardan olmak lazım zahir. AKP'nin hükümet olarak son 5 senedir ki icraatı bir ikinci 5 sene için sadece ürküntü veriyor. 22 Temmuz seçimlerinde AKP'nin ardında sadece sınıf atlatma vadiyle kandırılmış Anadolu esnaf sınıfı yok. İddia ediyorum AKP Etiler, Nişantaşı ve diğer zengin mahallerinde de fevkalade sonuç alacak! Bir yandan mağdur politikası, öte yandan Özal yağması ve susmuş solcu kalkanı. İşte 22 Temmuz'da AKP'yi yeniden iktidara taşıyacak kokteyl.

Ya demokrasi? Mahatma Gandi "Bugün işlediği şekliyle Batı Demokrasisi sulandırılmış faşizmdir" demişti. Türkiye sapına kadar demokrat valla.

Kürşad Kahramanoğlu

12 Haziran 2007



Sarko -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye'de köşe yazarları reyting düşkünü müdürler ne? Genellikle, sanki muhabirlermiş gibi, olayları hep güncelken yazıyorlar. Türkiye'nin genel dış politikasını ama özellikle AB'ye giriş sürecini çok etkileyecek Fransa başkanlığına Sarkozy'nin seçilmesi AKP'yi desteklemek için birbirleriyle itişen "sol" ve "liberal" yazarlarımız tarafından şöyle bir geçildi. Oysa Türkiye açısından Sarko'nun Fransa Başkanı olmasının ciddi sonuçları olacak. Sarko'yu iktidara taşıyan dalgayı anlamak için biraz 68 kuşağının Fransa'da ki etkisini ve 68'den beri dış politikada gittikçe marjinalleştiğini hisseden Fransa'nın komplekslerini anlamak lazım! Sadece De Gaulle'cü bir gelenekten gelen Sarko değil ama bütün Fransız Başkanları mümkün olan her fırsatta şöyle konuşmalar yaparlar: "Güneş 14. Lui'den beri Fransa'dan doğuyor! Medeniyet demek Fransa demektir!".



ABDullah -Kürşad Kahramanoğlu-


Gerisi detay. Demokrat(!) ABD stratejik ortaklarının iş içlerine karışmaz! Gül'müş, Tayyib'miş, karışmaz, isterse Türkiye ABD'den Hoca Efendi'yi getirir devletin başına geçirir o ABD'yi ilgilendirmez. Ama daha önce hiçbir askeri darbede, hiçbir Irak operasyonunda sesini çıkarmamış ABD birden demokrat kesilmiş, ordu müdahale etmemeli demektedir! Korkulacak veya suiistimal edilecek hiçbir şey yok, Türkiye'de bugün en ufak bir askeri darbe veya başka bir ülkenin topraklarında askeri operasyon yapma olasılığı mevcut değil. Buna ABD müsaade etmemekte ve Türk sağı seçim malzemesi olarak ve sol ve demokrat oylara baskı yapmak için tatbikatı mümkün olmayan bu senaryoları fısıldayarak kullanmakta.

Eşitlik İçin Hayır! -Kürşad Kahramanoğlu-


Hiç büyük bir yürüyüş düzenlediniz mi? Bu satırların yazarı birçok büyük yürüyüşün konuşmacısı olduğu gibi birkaçının da organizasyonuna katkıda bulunmuştur. Rekorum 1,5 milyon katılımcının yer aldığı 1994'te New York şehrindeki Birleşmiş Milletlerden "Central Park'a" yapılan yürüyüştür. En zevklisi ise Manchester'daki 1988'de organize komitesine başkanlık ettiğim 30,000 kişinin üzerindeki yürüyüştü. Bu Manchester şehrinin son 100 yılda şahit olduğu en büyük protesto hareketiydi ve İngiltere'de birçok şeyin değişmesine katkıda bulundu. Bu boyutlardaki yürüyüşleri organize etmek zordur çünkü bu kadar sayıdaki insanı tek konuda hele arkasında hükümet desteği yoksa sokağa çekmek ciddi konsensüs ister.

 

Kürşad Kahramanoğlu


Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.


 İran Türklüğü



 


.


 İran Türklüğü



 


 


 İran Türklüğü



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar