Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

23 Mayıs 2007

Mehmet Akif Ersoy

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye


Sarko


-Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye'de köşe yazarları reyting düşkünü müdürler ne? Genellikle, sanki muhabirlermiş gibi, olayları hep güncelken yazıyorlar. Türkiye'nin genel dış politikasını ama özellikle AB'ye giriş sürecini çok etkileyecek Fransa başkanlığına Sarkozy'nin seçilmesi AKP'yi desteklemek için birbirleriyle itişen "sol" ve "liberal" yazarlarımız tarafından şöyle bir geçildi. Oysa Türkiye açısından Sarko'nun Fransa Başkanı olmasının ciddi sonuçları olacak.

 

Sarko'yu iktidara taşıyan dalgayı anlamak için biraz 68 kuşağının Fransa'da ki etkisini ve 68'den beri dış politikada gittikçe marjinalleştiğini hisseden Fransa'nın komplekslerini anlamak lazım! Sadece De Gaulle'cü bir gelenekten gelen Sarko değil ama bütün Fransız Başkanları mümkün olan her fırsatta şöyle konuşmalar yaparlar: "Güneş 14. Lui'den beri Fransa'dan doğuyor! Medeniyet demek Fransa demektir!". Bu ve bu tür cümleler Fransız halkı üzerinde bizde 10.Yıl Marşı duyulunca ne etki yaratıyorsa ona benzer etkiler yaratır: Gözler nemlenir, göğüs kabarır ve sıradan Fransız Halkı kendini bir kere daha dünyanın hakiki efendisi hisseder! Aslında günümüz Fransa'sı ırkçılıktan zenofobiye, misojeniden homofobiye kadar her türlü ayrımcılığın var olduğu; özellikle İslamafobi'nin ABD etkisiyle 11 Eylül olaylarından sonra ciddi bir yükselişe geçtiği bir ülke. Kabinesinde ki kadın sayısına bakarak sakın ha Sarko'nun şövenist bir Fransız erkeği olmadığını düşünmeyesiniz! Amaç bu kadınların arkasına saklanarak ciddi bir direniş geleneğinden gelen ve varoşlardan yükselen protestoları ezmek. Üstüne üstlük atadığı birde Müslüman adalet bakanı kadın var! Kendini yenileyemeyen solu seçim kazanamaz hale getirerek De Gaulle'ün rüyasını gerçekleştirebilmek.

 

Biliyorsunuz De Gaulle üç şey hayal ediyordu: Kominizimden arınmış bir dünya, serbest pazar ekonomisi ve Fransa'yı tekrar dünyanın en önemli milletlerarası gücü yapmak. Sarko sağın özelliklede ırkçı ve faşist aşırı sağın hemen hemen bütün oylarını alarak başkan seçildi, kendini yenileyemeyen solu yendi ya komünizme karşı bir zafer kazandığını düşünmekte. Geriye serbest pazar ekonomisi ve dünya gücü olmak kalıyor. Dünya gücü olmak için Tony Blair'den örnek alacak ve onun boşalttığı ABD'nin en has adamı olma rolüne arkadaşı Angela Merckel ile birlikte yavaş yavaş da olsa soyunacaktır. Bu "melek, Sarko" ikilisi zaten serbest pazar olma konusunda son derce de anlaşıyorlar, ülkelerinde ki solve sendikal sesleri pasifize ettikten sonra önlerinde kim durabilir? Ortak serbest pazar olma konusunda anlaşıyorlar ama bu ortak pazar öyle herkesin girip çıkabileceği bir pazar değil. "Müslüman, Asyalı ve kalabalık" bir Türkiye'ye bu pazarda yer yok. "melek, Sarko" ikilisi Türkiye'yi sadece pazar olarak istemektedirler, ortak falan değil. Birde ABD'nin söylediği gibi günümüzün teröristleri olan İslamcılara karşı 70 Milyonluk bir duvar olup Avrupa'yı ve batı medeniyetini korurlarsa fena olmaz!

 

Sarko'nun Fransa Başkanı seçilmesinden sonra ve de "solcu" bir dış işleri bakanı atamasından sonra bizde ki özellikle hükümet çevrelerince dile getirilen "başa geçince yumuşar, ahde vefa gösterir" iyimser beklentisi tamamen güvenilmezdir. Sarko sağ seçmenine olan diyet borcunu ödeyecek ve Türkiye'yi AB'den soyutlamak için elinden geleni yapacaktır çünkü verdiği sözler arasında somut olan ve en tutulabilirlerin başında bu gelmekte.

 

Türkiye'de son 6 ayda durmuş olan ve Atatürk'ten sonra en büyük çağdaşlaşma projesi olan AB'nin bir parçası olma rüyası Sarko'nun seçilmesi ile belki de onarılamaz bir yara almıştır. AKP'nin kendi zaferi olarak lanse ettiği AB yolunda ki son iki üç senenin kazanımları aslında Avrupa'da Fransa, İngiltere, Almanya, İspanya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde ki iktidar olan ortanın solu koalisyonlarının sahip oldukları Avrupa vizyonunun öngörmüş olduğu bir sonuçtur. 22 Temmuz'dan sonra Türkiye'de kim iktidar olursa olsun AB'de işi zor. Nihayet AB'nin iki ana motoru, Fransa ve Almanya sağa kaydı umarım solu bir alternatif olarak hiçbir zaman görmek istemeyen, sosyal demokrasinin kazanımlarını hiçbir zaman ülkemize layık görmeyen ve memleketimizi de hep iktidar ola gelmiş tutucu sağ kına yakar! Göreceğiz bakalım yeni ortanın sağı Avrupa ile 22 Temmuz'da seçilecek tutucu sağcı hükümet AB'de ne yapabilecek? Benim korkum ve tahminim bu yeni, tutucu, sağ AB trendi her fırsatta Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya çalışacak ve hiçbir zaman özde çağdaşlaşmaya niyeti zaten olmayan Türk sağı 22 Temmuz'da çıkaracağı yeni hükümet ile daha defansif, daha AB karşıtı olacak ve daha çıkmazlara sürüklenecek. Bu çıkmazın yegâne panzehiri İspanya'nın yaptığı gibi hakikaten 21. Yüzyıla gelmektir. Maalesef benim gözlerim seçim sathında böyle projesi olan bir parti görmüyor.

 

Seçim Notu: Seçim kampanyası gürültülü bir şekilde devam ediyor. Maşallah bütün ana aktörlerimiz her zaman ki gibi cinsellik konusunda sus puslar. Bu konuda yegâna pozitif haber hiç beklenmedik bir yerden geldi. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli yedi tane sicili karanlık ismi hiç tereddüt etmeden veto etmiş. Bunlar arasında Hortum Süleyman lakaplı Başkomiser Süleyman Ulusoy var. Süleyman Başkomiser bu lakabı tipini beğenmediği Beyoğul'luları ki bu gurubun başında transseksüeller gelmekteydi, dövmek için karakolunda bulundurduğu rengârenk hortum koleksiyonunda almıştı. Süleyman Ulusoy bu işe çok kızmış. "30 yıl polislik yaptım. Rabbime şükür, polislik yapıp ceza almayan insan azdır, tek cezam yok" diye itiraz ediyormuş. Hortum Süleyman ceza almadıysa bu Beyoğlu Başkomiserliği döneminde Türkiye'de hukukun işlememiş olduğunu gösterir. Yoksa dünyanın hiçbir demokrasisinde hortumla tutukluları döven bir polis hoş görülemez. Devlet Bey'i tebrik ediyor, bu vetosunun milliyetçi camiada MHP'de homofobiye yer olmadığı mesajı olarak algılanacağını umuyorum.

 

Kürşad Kahramanoğlu

23 Mayıs 2007



ABDullah -Kürşad Kahramanoğlu-


Gerisi detay. Demokrat(!) ABD stratejik ortaklarının iş içlerine karışmaz! Gül'müş, Tayyib'miş, karışmaz, isterse Türkiye ABD'den Hoca Efendi'yi getirir devletin başına geçirir o ABD'yi ilgilendirmez. Ama daha önce hiçbir askeri darbede, hiçbir Irak operasyonunda sesini çıkarmamış ABD birden demokrat kesilmiş, ordu müdahale etmemeli demektedir! Korkulacak veya suiistimal edilecek hiçbir şey yok, Türkiye'de bugün en ufak bir askeri darbe veya başka bir ülkenin topraklarında askeri operasyon yapma olasılığı mevcut değil. Buna ABD müsaade etmemekte ve Türk sağı seçim malzemesi olarak ve sol ve demokrat oylara baskı yapmak için tatbikatı mümkün olmayan bu senaryoları fısıldayarak kullanmakta.

Eşitlik İçin Hayır! -Kürşad Kahramanoğlu-


Hiç büyük bir yürüyüş düzenlediniz mi? Bu satırların yazarı birçok büyük yürüyüşün konuşmacısı olduğu gibi birkaçının da organizasyonuna katkıda bulunmuştur. Rekorum 1,5 milyon katılımcının yer aldığı 1994'te New York şehrindeki Birleşmiş Milletlerden "Central Park'a" yapılan yürüyüştür. En zevklisi ise Manchester'daki 1988'de organize komitesine başkanlık ettiğim 30,000 kişinin üzerindeki yürüyüştü. Bu Manchester şehrinin son 100 yılda şahit olduğu en büyük protesto hareketiydi ve İngiltere'de birçok şeyin değişmesine katkıda bulundu. Bu boyutlardaki yürüyüşleri organize etmek zordur çünkü bu kadar sayıdaki insanı tek konuda hele arkasında hükümet desteği yoksa sokağa çekmek ciddi konsensüs ister.

AKP'nin Feri Söndü -Kürşad Kahramanoğlu-


AKP hükümeti neden bütün gücü ile AB'ye girmeye çalıştı? Türkiye'de yüzde 80'leri geçen destek neden vardı? Bu iki sorunun da cevapları karmaşık ama gerek AKP hükümetinin o takdir toplayan çabasının gerekse de Türk Milleti'nin yüzde 80'ini arkasında toplayan gücün ana nedeni aynıydı: Türkiye'deki ekonomik az gelişmişlik. Fakirdik; hâlâ fakiriz, işsizlik problemimiz vardı; hâlâ da var ve zaten yıllardır bütün itilip kakılmalara rağmen Avrupa'ya ucuz işçi depoluğu yapıyorduk. Köln'de çöpçülük yapsak bile köyde tarla, ev almak mümkün. Fransa, Hollanda, İngiltere ve İskandinav ülkelerinde ırkçılıkla karşılaşsak bile çocuklar yabancı dil öğreniyorlar, iyi eğitim alıyorlar ve bu ülkelerin insan hakları standartları ırkçılığa karşı bile biraz koruma sağlıyor! Eh birçok insan için Türkiye'deki şartlarda yaşamaktansa bu çekilir ve hatta arzu edilebilir bir durum.


 

Kürşad Kahramanoğlu


Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.


 İran Türklüğü



 


.


 İran Türklüğü



 


 


 İran Türklüğü



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar