Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

1 Mayıs 2007

Kemal Tahir

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye


ABDullah


-Kürşad Kahramanoğlu-


Eskiden solda kötü bir alışkanlık vardı. Her şeyi ABD ile açıklamak ve soğuk savaş döneminin yarattığı kamplaşmayla bütün kötülüklerin faturasını ABD'ye çıkarmak. Bu da zaman zaman sol çevrelerde Amerikalı düşmanlığına yani zenofobiye dönüşmüştür. Hâlbuki sıradan ABD vatandaşları genelde iyi niyetli, ülkesinin sınırları dışında olanlardan fazla haberdar olmasa da hükümetlerinin insanlık için iyi şeyler yaptığına inanan ahmak ama habis olmayan insanlardır. Nüfusu 300 milyonun üzerinde bir ülkenin vatandaşları için genelleme yapmak tabiî ki zor. Ama genelleme yapmadan da bir ülkenin vatandaşları hakkında konuşmak mümkün değil.

Geçmiş ABD hükümetleri Afrika'dan özellikle pamuk tarlalarında çalıştırılmak için köle olarak getirilmiş zencilerin eşit olduğuna ikna olunca, köleliğin kalkmasının hayat biçimlerine bir müdahale olduğunu söyleyen Güney ABD'lilerin itirazları nedeniyle iç savaş çıkmıştı. Savaşı Kuzey kazanmış ve siyahlara eşitlik tanınmışsa da bu hâlâ kâğıt üzerinde bir eşitlik. Leonard Cohen'in söylediği gibi "Everybody knows the deal is rotten: Old Black Joe's stil pickin' cotton for your ribbons and bows", yani "herkes biliyor ki uzlaşma yok: Yaşlı siyah Co halan senin kurdele ve fiyonkların için pamuk topluyor." En fanatik dinciler ABD'den çıkar ve ABD'de milliyetçilik çok önemli bir değer. Bu nedenle de zencilere eşitlik verildikten sonra geliştirilen orta sınıf siyahlar ülkedeki siyahlara karşı bütün ayırımcılığa rağmen neredeyse beyazlar kadar milliyetçiler. ABD ordusuna binlercesi gönüllü katılan siyah askerler beyaz askere vatandaşları ile birlikte Irak, Afganistan başta olmak üzere dünyanın dört bir köşesinde vatan(!) görevi yapmaktalar. Bu yüzden Condoleezza Rice gibi siyah politikacılar hakkında "coconut" yani hindistancevizi hakaretleri kulaktan kulağa fısıldanır. Yani dışı siyah içi beyaz!

Bu dünyamızın en güçlü ülkesinin çokta zengin olmadığını gösterir. Bu yüzden eğitim eşitliği yoksa bile en yüksek düzeyde insan yetiştirebilen öğretim kuruluşları var. Aralarında arkadaşım dediğim bir sürü iyi eğitilmiş insanların da var olduğu ABD'yi iyi anlamak lazım çünkü küreselleşmiş dünyada ABD'nin nasıl düşündüğü ve davrandığı bizler gibi küçük oyuncuların günlük hayatlarını bile etkiliyor. Kısacası bu satırların yazarı Amerikalı düşmanı değildir ve fakat en iyi Amerikalı'nın arkadaşım Theresa gibi olduğunu düşünür. San Francisco'da avukat olan arkadaşım Theresa daha bir iki hafta önce gönderdiği elektronik mesajını şöyle noktalamış: "Seni seviyor ve özlüyorum ve hâlâ bir Amerikalı olduğum için utanç duyuyorum".

Theresa'nın mutsuzluğu bir yana beni ABD'nin, yani bu son imparatorluğun, en mutsuz eden yanı sanki tarihten hiçbir şey öğrenmemiş-çesine daha önceki bütün diğer imparatorluklar gibi davranması. Dünyanın bu en güçlü ekonomik ve askeri gücünün kendisine verdiğini zannettiği moral üstünlük ve hakkaniyet duygusu ile dünyayı kendi imajında şekillendirmeyi vazife biliyor. İşte "Yeni Ortadoğu Projesi (YOP)" de bu dünyaya "the American Way" yani Amerikan hayat tarzı ve değerlerini korumak ve yaymak planının bir parçası. ABD halkını 11 Eylül saldırılarından sonra "terörizm" korkuları ile sindiren Bush yönetimi YOP'un önemli bir parçası olan başka ülkeleri işgal etmekte hiçbir sakınca görmüyor, hatta bunun bir kaba güç kullanmak yani zorbalık olduğunu bile düşünmüyor. Her gün yüzlerce insan öldürülüyormuş, ayda 50000 kişi Irak'tan kaçıp göç ediyormuş, Kyoto'yu imzalamayıp küresel ısınmaya en büyük katkıyı sağlayan ABD işgal için milyonlarca dolar harcıyormuş ne gam! Bunlar hep bu büyük planın yanında sonuca ulaşmak için mubah olan birer araç.

YOP'ta Ortadoğu halklarına öngörülmüş roller var:

Araplar; eski müttefik ve İsrail karşısında yenilmiş ama tam olarak işleri bitirilememiş. Bu yüzden Arap petrol rezervleri kontrol edilmeli ve Araplar bölünüp dışardan kontrol edilmeye devam edilmeli.

Yahudiler; ABD'nin Ortadoğu'daki sağ kolu. Her halükarda desteklenip İsrail devletine toz kondurulmamalı. Kuzey Kore ve İran üzerine nükleer silahlar konusunda baskıları artırırken İsrail'in nükleer gücünden hiç bahsedilme-meli.

İranlılar, eski düşman. Ortadoğu'nun öcüsü olarak tanıtılmaya devam.

Kürtler; yeni müttefik. Kendilerine bağımsız devlet vaat edilecek karşılığında kayıtsız şartsız ABD çizgisini takip etmeleri istenecek. Irak'taki etkinlik ve rolleri artırılacak ama kesinlikle eski sol, hatta Sovyet yanlısı geçmişleri hortlatılmayacak. Şimdilik Türkiye'yi fazla provoke etmelerine izin verilmeyecek çünkü Türkler'e YOP'ta "Ilımlı İslam" modeli öngörülmüştür bu yüzden Kürtler Türkiye'yi fazla provoke etmeden bekleyecekler ama Irak içinde bağımsızlık ve etkinleri artabilir.

Ermeniler; diaspora ABD'de güçlü ve oy potansiyelleri var. Vaatler verilecek fakat Türkler ile ters düşecek bir noktaya getirilmeyecek, ta ki ya Türkiye bir gün gözden çıkarılana kadar ya da Ilımlı İslam Modeli Ermeni sorununu tanımlayıp Türkler'e kabul ettirene kadar.

Yukarıda kabaca özetlediğim ABD devletinin YOP senaryosunu sıradan ABD vatandaşı bilmez ne de bu senaryo ile ilgilenir ama biz Ortadoğu'da yaşayan milyonlarca-mızın hayatını yakından ilgilendiriyor. Örneğin son günlerde yaşadığımız Cumhurbaşkanlığı krizi bununla yakından ilgili. ABD yönetimlerinin Türkiye'deki geleneksel müttefiki ordu bölgemizin değişen koşullarında artık ABD'nin öngördüğü Türkiye'yi yönetmek için uygun değildir. Bu işe AKP daha uygun görülmektedir. YOP için "Ilımlı İslam Türkiye" öngörülmekte bunu da en iyi AKP veya onun gibi bir partinin gerçekleştirebileceği varsayılmaktadır.

Gerisi detay. Demokrat(!) ABD stratejik ortaklarının iş içlerine karışmaz! Gül'müş, Tayyib'miş, karışmaz, isterse Türkiye ABD'den Hoca Efendi'yi getirir devletin başına geçirir o ABD'yi ilgilendirmez. Ama daha önce hiçbir askeri darbede, hiçbir Irak operasyonunda sesini çıkarmamış ABD birden demokrat kesilmiş, ordu müdahale etmemeli demektedir! Korkulacak veya suiistimal edilecek hiçbir şey yok, Türkiye'de bugün en ufak bir askeri darbe veya başka bir ülkenin topraklarında askeri operasyon yapma olasılığı mevcut değil. Buna ABD müsaade etmemekte ve Türk sağı seçim malzemesi olarak ve sol ve demokrat oylara baskı yapmak için tatbikatı mümkün olmayan bu senaryoları fısıldayarak kullanmakta.

Böyle bir tablo karşısında AKP'yi sesli veya sessiz destekleyen bir sol tarihi bir hata yapıyor demektir. Türkiye'de kendinin demokrat, liberal veya tarafsız olduğunu söyleyenlerin paşa şakşakçılığı yapmaları ne kadar ayıpsa solcu geçinip de "Bak Tayyip fedakâr, Gül ılımlı" gibi laflar etmeleri de o kadar ayıptır. Bireylerden ve liderlikten konuşacaksak; Türkiye'nin Hugo Chavez tipli veya en aşağısından Luiz Inacio Lula da Silva kadar sol bir lidere ihtiyacı var, bu da uzun vadede ve ancak bugünün iktidardan uzakta sol düşünürlerinin çabaları ve genç sol kadrolar yetiştirmek ile gerçekleşebilir. Türk solunun liderliği ve düşünenleri, yaşlı ve yenilmiş kadroları, hâlâ eşcinsel deyince kızaran yüzleri, sendika ve parti toplantılarında bugün bile kadınları çay yapmaya gönderen erkek liderliği bu kadar marjinalleşmiş-ken bile bir cephe oluşturamıyor-sa bu kadrodan omlet bile olmaz demektir. Onun için meydanlarda solcu, feminist, işçi, köylü, lezbi-yen değil "Cumhuriyetçi" kadınlar var ve hükümeti onlar sallıyor.

 

Kürşad Kahramanoğlu

1 Mayıs 2007



Eşitlik İçin Hayır! -Kürşad Kahramanoğlu-


Hiç büyük bir yürüyüş düzenlediniz mi? Bu satırların yazarı birçok büyük yürüyüşün konuşmacısı olduğu gibi birkaçının da organizasyonuna katkıda bulunmuştur. Rekorum 1,5 milyon katılımcının yer aldığı 1994'te New York şehrindeki Birleşmiş Milletlerden "Central Park'a" yapılan yürüyüştür. En zevklisi ise Manchester'daki 1988'de organize komitesine başkanlık ettiğim 30,000 kişinin üzerindeki yürüyüştü. Bu Manchester şehrinin son 100 yılda şahit olduğu en büyük protesto hareketiydi ve İngiltere'de birçok şeyin değişmesine katkıda bulundu. Bu boyutlardaki yürüyüşleri organize etmek zordur çünkü bu kadar sayıdaki insanı tek konuda hele arkasında hükümet desteği yoksa sokağa çekmek ciddi konsensüs ister.

AKP'nin Feri Söndü -Kürşad Kahramanoğlu-


AKP hükümeti neden bütün gücü ile AB'ye girmeye çalıştı? Türkiye'de yüzde 80'leri geçen destek neden vardı? Bu iki sorunun da cevapları karmaşık ama gerek AKP hükümetinin o takdir toplayan çabasının gerekse de Türk Milleti'nin yüzde 80'ini arkasında toplayan gücün ana nedeni aynıydı: Türkiye'deki ekonomik az gelişmişlik. Fakirdik; hâlâ fakiriz, işsizlik problemimiz vardı; hâlâ da var ve zaten yıllardır bütün itilip kakılmalara rağmen Avrupa'ya ucuz işçi depoluğu yapıyorduk. Köln'de çöpçülük yapsak bile köyde tarla, ev almak mümkün. Fransa, Hollanda, İngiltere ve İskandinav ülkelerinde ırkçılıkla karşılaşsak bile çocuklar yabancı dil öğreniyorlar, iyi eğitim alıyorlar ve bu ülkelerin insan hakları standartları ırkçılığa karşı bile biraz koruma sağlıyor! Eh birçok insan için Türkiye'deki şartlarda yaşamaktansa bu çekilir ve hatta arzu edilebilir bir durum.



Mevlana bizim Buda’mız -Kürşad Kahramanoğlu-


Mevlana’nın 800üncü doğum yılındayız. 800 yaşında ki bu bilge insan Anadolu’da yaşamış ve ölmüş en büyük düşünürdür. Etik konularda söyledikleri 800 yıldır dünyamızın en parlak kaynaklarından biri olmuş. Ne yazık ki Farsça yazmayı uygun gören Mevlana Türkiye’de az tanındığı gibi elimizde bulunan bütün Mevlana eserlerinin tercümeleri yetersiz. Hala en iyi tercümeler Abdülbaki Gölpınarlı’ya ait ama bunlar dahi gençlerimizi aydınlatacak ve bütün insanlarımızı gönüllerini ısıtacak lezzet ve akıcılıkta değil.


 

Kürşad Kahramanoğlu


Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.


 İran Türklüğü



 


.


 İran Türklüğü



 


 


 İran Türklüğü



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar