Hiç büyük bir yürüyüş düzenlediniz mi? Bu satırların yazarı birçok büyük yürüyüşün konuşmacısı olduğu gibi birkaçının da organizasyonuna katkıda bulunmuştur. Rekorum 1,5 milyon katılımcının yer aldığı 1994'te New York şehrindeki Birleşmiş Milletlerden "Central Park'a" yapılan yürüyüştür. En zevklisi ise Manchester'daki 1988'de organize komitesine başkanlık ettiğim 30,000 kişinin üzerindeki yürüyüştü. Bu Manchester şehrinin son 100 yılda şahit olduğu en büyük protesto hareketiydi ve İngiltere'de birçok şeyin değişmesine katkıda bulundu. Bu boyutlardaki yürüyüşleri organize etmek zordur çünkü bu kadar sayıdaki insanı tek konuda hele arkasında hükümet desteği yoksa sokağa çekmek ciddi konsensüs ister.Doğru dürüst demokrasilerde bu düzeydeki protestoların gerek hükümet, gerek politik partiler, gerek kamuoyu gerekse de parlamento üzerinde ciddi etkileri olur. Bu nedenle nasıl Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra gösterilen spontane protesto yabana atılamazsa, atılmaması gerekirse Ankara'daki son yürüyüşte en aşağısından not edilmeli. Demokrasi anlayışınız 5 yılda seçtiğimiz milletvekillerinin dediği olurla kısıtlı değilse bu yürüyüş en aşağısından Tayyip Erdoğan'ın "birleştirici", "bütünleştirici" Türkiye'de yaşayan insanların büyük çoğunluğunun anlaşabileceği bir aday olmadığını gösterdi. Tayyip Erdoğan'ın kaderlerini ellerinde tuttuğu milletvekilleri tabiî ki "siz olun" diyecekler, o milletvekillerinin sözlerine ne kadar inanıyor ve güveniyorsam Ankara'da yürüyen insanların protestolarından da o kadar ikna oldum.
Yaratılan bu korku ortamında uzlaştırıcı bir şahsiyet olmadığı ta baştan beri belli olan Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın hiç mi sorumluluğu yok? Ama Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına itirazım şahsından veya eşinin başının örtülü olmasından ziyade AKP düşüncesinin Türkiye'de etkisini kaybetmesini arzu etmemden kaynaklanıyor. Artan bir şekilde yükselen ve hatta kamçılanan aşırı milliyetçiliğin Türkiye'de bir korku havası yarattığı doğru ama ben AKP'nin kurtarıcımız "çağdaş" bir parti olduğuna ikna olmayanların kam-pındayım. AKP binlerce gencimizi çağdaş olduklarına inandırdı. Orduyla olan sürtüşmesi ise birçok demokrasiye inanan insanı ve yüz binlerce soldaki insanı AKP'yi ehveni-şer olarak görmeye ikna etti. Daha geçen akşam sevdiğim, saydığım ve solda olan bir yazarımız: "Tabii ki AKP'ye oy vereceğim, çünkü AKP hükümetinin sağladığı koruma ile geziyorum" diye durumu özetledi.
Sovyetler Birliği'nin dağılıp, kapitalizmin sosyalizmi yendiği kabul edildiğinden beri sosyalizmin bütün fikirlerinin de iflas ettiği varsayılmakta. Bu tabi ki doğru değil. Mesela "Ekonomik özgürlüğünüz yoksa başka özgürlükleriniz de olamaz" hâlâ bir gerçek olarak hayatımızda. Bunu Türkiye'de en iyi anlayan parti AKP'dir. İktidar olageldiği son 4 küsur yıldır yeşil sermayeyi güçlü kılabilmek için elinden geleni ardına koymadığı gibi, kontrolleri altında tutmak istedikleri kadınlarımızı da ekonomik özgürlükten yoksun bırakıyorlar. Son Dünya Ekonomik Forumu'na sunulan "Küresel Cinsiyet Eşitliği 2006" raporu bu durumun AKP adına utanç verici ispat belgesi.
"Küresel Cinsiyet Eşitliği 2006" raporuna göre 115 ülke arasında ancakıos. sırada yer alan Türkiye'yi bu en sonlara yerleştiren durum kamudaki kadın erkek eşitsizliği. Çünkü Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu'nun açıklamasına göre özel sektörde 'liderlik pozisyonuna yükselebilmece Türk kadını birçok AB ülkesini dahi geride bırakarak dünyada 57. sırada! Hâlbuki 115 ülke arasında kadınların kamuda yönetici olabilmesinde Türkiye 98'inci! Tablodan çıkarılabilecek sonuç, basite indirgersek şudur: Türk kadınının çalışma hayatında erkeklerle eşit olabilmek için eksiği yok. Türkiye 105. sırada ise bu kamudaki kadınlarımıza uygulanan ayrımcılıktan kaynaklanmaktadır, yoksa özel sektörde 'liderlik pozisyonuna yükselebilme'de Çin gibi komünist, Hollanda, İsviçre, Almanya, Belçika, Fransa, İtalya, Güney Kore gibi gelişmiş ekonomileri olan ülkelerin kadınlarının önüne geçebilen kadınlarımız neden 115 ülke arasında dünya 98'incisi olsun?
Kamu atamalarını ve kamuda terfi işlerini kim yapıyor? Neredeyse 5 yıl gibi rekor bir zamandır tek başlarına bu ülkeyi yöneten AKP hükümeti bundan sorumlu değilse, sorumlusu kimdir? Eşitliği türban ve imam hatip liselerine indirmiş AKP, neden kadınlarımızın ekonomik özgürlüklerine kavuşmalarını istemiyor dersiniz? Sadece din işleri için binlerce kadro yaratan AKP hükümeti kaç tane kadın atadı? Bu kadroların yarısını değilse bile hiç olmazsa yüzde 30'unu kadınlarımızla doldursay-dı bütün İslam âlemine de örnek olabilecek, hakikaten radikal bir ileri adım olmaz mıydı?
Harvard Üniversitesi ve Londra Business School'un, Cenevre'de yapılan 2006 Dünya Ekonomik Forumu'na sunulan rapora göre Türk işletmelerinde kadın erkek eşitliği Türkiye'nin genel durumuna göre daha iyi. Rapor bunun nedeninin de politik ve kültürel olduğuna dikkat çekiyor! Yani neredeyse 5 yıldır iktidar olan AKP "Türban bizim namusumuzdur" diyip kadınlarımızı kapattırıp, kamuda para kazanan ekonomik özgürlükleri olan, eşit bireyler olmasına engel olan anlayışı Türkiye'nin normu haline getirmiş ve kadınlarımızın sırtından namuslarını korumuşlar! Gene rapora göre "Türkiye'de özel sektör, geleneksel kültürel yapının parçası değil ve Avrupalı işletmeler düzeyinde, hatta onların da üzerinde eşitlik politikası izliyor".
Şimdi bu şartlar altında kızlarının başlarını örttüren, Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmasa da karısının başı açık bir başka AKP'li Cumhurbaşkanı olsa ne fark edecek? Başları baba, koca, abi ve AKP'nin yarattığı atmosferde cemaatleri tarafından kapattırılmış kızlarımız geleceğin ekonomik özgürlükleri olmayan kadınlarımızdır. Nasıl Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki hükümetler kadın bedeni üzerinden politika yaptılar ve kadınlarımızı açılmaya ikna(!) ettilerse şimdi de AKP onları kapanmaya ikna(!) ediyor. Bunun doğru olmadığına beni ikna etmeyen hiç kimseyi veya hiçbir partiyi herhangi bir pozisyon için destekleyemem. Sadece Tayyip Erdoğan değil, hiçbir AKP'linin Cumhurbaşkanı olmasını istemiyorum. AKP'nin, önümüzdeki seçimlerde politika sahnemizden silinmesini umut ediyor, Tayyip Erdoğan'ı da Necmeddin Erbakan'ın bugünkü etki ve gücü seviyesinde görmeyi temenni ediyorum. Bu konuda benimle aynı fikirde olmayan arkadaşlarıma da "ama ötekiler daha korkutucu" argümanının kötü argüman olduğunu hatırlatmak isterim.
Solda düşünenlerin, en az korktuklarına destek yerine korkmayacağımız alternatif üretmeleri gerekmez mi?
Kürşad Kahramanoğlu
17 Nisan 2007