Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

2 Ağustos 2008

Ivan İllich

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Mütareke Medyasından Günümüze Yansımalar


-Hüseyin Özbek-


I. Dünya Savaşı’nı bizim açımızdan yenilgiyle sona erdiren Mondros Mütarekesi’ nin Ateşkes – Silah bırakışması) imzalandığı 30 Ekim 1918’den Kurtuluş Savaşı zaferine kadar geçen süreci mütareke dönemi olarak adlandırmak bir gelenek olmuştur.

 

Bu dönemde devletin merkezi İstanbul, siyasal, düşünsel, toplumsal bir karmaşa içinde debelenmektedir. Saray ve Damat Ferit hükümetleri manda ve himayenin kabulü ile işgalin en az zararla geçiştirilebileceği, direniş yerine teslimiyetçiliğin en makul çözüm olacağı düşüncesini topluma benimsetmeye yönelik bir yaklaşım içindedirler. Mütareke sonrasında Anadolu’dan yükselen sesler ise ulusal bağımsızlığı savunur ve bu doğrultuda başlayan kongreler süreciyle İstanbul dışındaki çözüm arayışlarının yönetsel ve hukuksal temelleri atılmaya başlanır. İşgal İstanbul’unun teslimiyetçi yaklaşımıyla Anadolu’nun bağımsızlıkçı duruşu, birbirinden tamamen farklı iki anlayış ve uygulamayı temsil etmektedirler. 

 

Mütareke İstanbul’u, mütareke hükümeti, mütareke matbuatı, bu döneme ilişkin tanımlar olarak günümüzde de olumsuz bir çağrışım, itici bir simge olarak kullanılmaktadır.15 Mayıs 1919’da Yunan Ordusu tarafından İzmir’in işgal edilmesi basındaki ayrışmayı artıran bir etken olur. Bazı gazeteler olayı kınarken işbirlikçi basın işgale karşı konulmaması yolunda bildiriler yayınlar. Böylece basında çizgi ve gelenek olarak etkileri günümüze kadar sürecek olan millici anlayışla işbirlikçi-teslimiyetçi anlayış ayrışması yaşanır.

 

16 Mart 1920’ de İstanbul’un İngilizler başta olmak üzere İtilaf güçlerince fiili işgali ve Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın basılıp milletvekillerinin tutuklanması ve Malta sürgünü sonrasında basın üzerinde uygulanan sansür iyice artırılır. 7 Ağustos 1920 kararnamesiyle şiddetlenen sansür Türk Ordusu’nun zafer sonrasında İstanbul’a girişine kadar sürecektir.

 

Mondros’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte İstanbul’ da yayınlanan 200’ü aşkın gazete ve derginin çoğu Milli Mücadele  karşıtıdır. İleri, Yeni Gün, Akşam, Vakit gibi gazeteler Milli Mücadele yanlısıdırlar. İkdam, Tasvir-i Efkar, Tercüman-ı Hakikat gazeteleri de Milli Mücadele’ ye eğilim göstermektedirler.

 

Milli Mücadele’nin amansız düşmanları arasında Alemdar, Peyam-ı Sabah, Türkçe İstanbul gazeteleri başta gelmektedir. Refi Cevat’ın ( Ulunay ) sahibi ve başyazarı olduğu Alemdar gazetesi Kurtuluş Savaşı önderlerini ve TBMM mensuplarını “serseri”, “çete reisi”  olarak nitelemekte, İngilizlerin merhametine sığınmaktan başka çözüm aramanın eşkıyalık olduğunu öne sürmektedir.  İngiliz Muhibleri Cemiyeti Başkanı, İngiliz Büyükelçiliğinin maaşlı ajanı Said Molla’nın çıkardığı Türkçe İstanbul, ülkenin kurtuluşunun İngiliz mandası ile mümkün olabileceğini savunmaktadır. Peyam-ı Sabah başyazarı, I ve II. Damat Ferit hükümetlerinin Maarif ( Milli Eğitim ) ve Dahiliye ( İçişleri ) Nazırı Ali Kemal Milli Mücadele’yi yeni bir İttihatçı maceracılığı olarak görmüş, ağır saldırılarda bulunmuş, İngilizlerin eteğine yapışmaktan başka çözümün olmadığı düşüncesini savunmuştur.           

 

Teslimiyet ve köleliği kutsayan yazılarının doğurduğu tiksintiyle halkın Artin Kemal dediği Ali Kemal’in 10 Eylül 1922 tarihli makalesi çok ilginçtir. İlginç olduğu kadar da ibret vericidir. Bilindiği gibi 9 Eylül 1992 Türk Ordularının İzmir’e giriş tarihidir. Ali Kemal Yunan Ordusu’nun denize dökülüşünün ertesi günü kaleme aldığı ve “Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir “ başlıklı yazısında :” İtiraf eyleriz ki, Anadolu’nun son zaferleri kuvvetimize, kılıcımıza dayanarak dava-yı milliyi, hakk-ı hayat ve istiklalimizi kazanmak içtihadının velev pek büyük fedakarlıklarla olsa da, isabetinin tahakkuk ettiğini gösterir gibidir” diyerek, iş iyice sağlama bindikten, kazanan, kaybeden ayan beyan belli olduktan sonra Milli Mücadele safına yönelip, borsanın yükselen kağıdına yatırımda geri kalmak istememektedir!

 

Mustafa Kemal Paşa ulusal kurtuluş açısından basının, iletişimin öneminin bilincindedir. Sivas Kongresi sürecinde Milli Mücadele’nin sözcülüğünü yapacak olan  İrade-i Milliye gazetesi yayınlanmaya başlanır. İlk sayısı 14 Eylül 1919” da Sivas Vilayet Matbaası’nda basılır. Mustafa Kemal 27 Aralık 1919’da Ankara’ ya gelişiyle birlikte yeni bir gazetenin çalışmalarına başlar. 10 Ocak 1920’ de Hakimiyet-i Milliye yayın hayatına başlar. Ardından Milli Mücadele’nin sesinin ülkede ve dünyada duyurulması ve kamuoyu oluşturulması açısından ulusal bir basın ajansının gerekliliğinden hareketle TBMM’nin açılışının öncesinde 20 Nisan 1920’ de Anadolu Ajansı kurulur.

 

Mütareke İstanbul’unun işbirlikçi hükümetlerinin, mütareke medyasının ve işgalci emperyalistlerin yaydığı bilgi kirliliğinin ve Anadolu’ya da aşılamak istedikleri teslimiyetçi düşüncenin engellenmesi amacıyla 6 Mayıs 1920’ de bir kararname yayınlanır. Kararnamenin ilk maddesi: “İstanbul’la her nevi resmi muhaberat memnudur. Dersaadet’ten gelecek evrak-ı resmiye ve İstanbul matbuatı derhal iade olunacaktır. Evrak-ı varideyi ve matbuatı kabul eden veya iade etmeyen memurlar hıyanet-i vataniye mucibince ittiham edilecektir”  hükmünü içermektedir. Milli direncin onurlu sesi, karşı koyma iradesi Anadolu’yu ve dünyayı dolanırken uyuşturucu, bozguncu, teslimiyet aşılayan işbirlikçilerin Anadolu’yu zehirlemesine bu önlemlerle engel olunmuştur.

 

Ankara’nın yanında, Anadolu’nun birçok yerinde bin bir  zorluğu aşarak çıkan gazeteler, milli direnişin mahalli sesleri olarak çok önemli sorumluluklar üstlenmişlerdir. 15 Haziran 1919’ da  Kastamonu’ da Hüsnü  (Açıksöz ) Bey tarafından yayınlanmaya başlayan Açık Söz gazetesinin Erzurum ve Sivas kongrelerinin henüz yapılmadığı bir tarihte çıkan ilk sayısının manşetinden bu gün için de alınacak dersler  vardır: “ Mandadan Evvel İstiklal ! “

Hüsnü Açıksöz I.Dünya Savaşının değişik cephelerinde çarpışmış bir kahramandır. Cepheden dönen birkaç arkadaşıyla birlikte, ayaklarının tozuyla Açıksöz’ ü  çıkarmaya başladıklarında genç bedenlerinde  Harb-i Umumi’nin kapanmamış kurşun, şarapnel izlerini taşımaktadırlar!

 

Günümüz Türkiye’sinde görünürde fiili bir işgal yoktur. Boğaz’da, İzmir Körfezinde silahlarını kente çevirmiş zırhlılar da yoktur! Ama işgal günlerinin mütareke medyasına rahmet okutacak, Ali Kemallere, Refi Cevatlara pes dedirtecek kalem erbapları yerleştikleri medya köşelerinden her gün, her an topluma mütareke şırıngası yapmaktadırlar!

 

Mütareke İstanbul’unun İngiliz Şeriatçısı Sait Mollasını, yıllarını Avrupa’da geçirmiş Ali Kemal’ini,  Kürdistan Emirliği düşleri gören Seyit Abdülkadir’ini teslimiyet paydasında birleştiren İngiliz emperyalizmi onlara aynı sözleri söyletip, aynısını yazdırıyordu. Günümüzün Türkiyeli medyasının kalem ve kelam sahiplerinin, kürtçüsünden, ılımlı islamcısından entel-liboşuna kadar uzanan bir yelpaze içinde aynı şeyleri yazıp söylemesine de şaşmamak gerekir! Küresel emperyalizm 1920’lerin mütareke münevverlerinin günümüzdeki mirasçılarını istihdam etmekte zorlanmamışa benziyor. Mütareke İstanbul’unun satılık kalemleri İngiliz Devleti Fehimanesine kapılanmaktan başka çıkar yolun bulunmadığı düşüncesini halka aşılama yarışındaydılar. Mütareke kalemlerinin günümüze klonlanmış kopyaları asri Sait Mollalar, çağdaş Ali Kemaller, Refi Cevatlar ABD’ye secde etmekten, GOP’ un, BOP’ un gönüllü taşeronluğuna soyunmaktan başka çözümün olmadığını yemin billah her gün yazılı ve görsel medyadaki köşelerinde tekrarlıyorlar.

 

İstanbul’un ufuklarını çepeçevre sarmış, halkı teslimiyete yönlendiren zehirli  mütareke atmosferinin  serpintilerinin Anadolu kentlerini, kasabalarını etkilememesi için millici Ankara gerekli önlemleri almıştı. Mütareke medyasının uyuşturucu söylemleri o günün iletişim olanaklarıyla Anadolu’nun köylerine, obalarına, yaylalarına zaten ulaşamazdı. Günümüzde emperyalizme eklemlenmiş Türkiyeli sermayenin medyası iletişimin en son olanaklarını kullanarak 24 saat kesintisiz, özgür ve özgün düşünceyi, milli duyarlılığı çözücü, çökertici kampanyaları ısrarla sürdürmektedir. Amaç Türk milletinin derin bilinçaltında yaşattığı ulusal kodları, milli kimliği, mazlumdan yana, sömürüye ve zalime karşı doğal duruşunu çözmek, gönüllü köleleşmenin düşünsel altyapısını inşa etmektir.

 

Ulusal bilincini yitirmiş, milli duyarlılığı sulandırılmış ve bulandırılmış bir toplumun sürüleştirilebileceğinin, istenilen yer ve zamanda, istenilen amaçla sokağa salınabileceğinin, Atlantik ötesinden tayin edilen, Soros ödenekli liderlerin peşinde toplumsal intihara, toplu teslimiyete yönelebileceğinin ibretlik örnekleri ortadadır.

 

İnsanlık değerlerini, ulusuna olan inancını kaybetmemiş onurlu kalemler sömürüye, soyguna karşı insanlığın ortak vicdanını  sese, söze, yazıya dönüştürmekteler. Halkından, emek safından kopan, insana, insanlığa yabancılaşan sahibinin sesi kalem ve kelam sahipleriyse utanılası bir misyonun utanmaz  sürdürücüleri olarak tarihteki layık oldukları yeri almaktalar.  

 

Tolstoy’un dediği gibi  sonuçta olması gerekenler olacak, coğrafyayı vatan yapan inanç ve iradenin günümüzdeki mirasçıları epeyce örselenecekleri bu amansız kavgadan yine galip çıkacaklar. Havasına, suyuna, toprağına sinmiş, atmosferle kaynaşmış 1920’ lerin Milli Mücadale ruhu bu ülkede yaşamaya devam ediyor. Hem de sonsuza kadar yaşama iradesinden hiçbir şey eksilmeden!  

                                                                                                                  

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri

2 Ağustos 2008



Orduya Saldırmanın Dayanılmaz Ağırlığı -Hüseyin Özbek-


Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal yapısına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki anayasal ve yasal statüsüne, Türk milletinin derin bilinç altında yaşattığı ordu algısına yönelik kampanya hız kesmeksizin sürüyor. Atlantik ötesindeki ana karargahta oluşturulan stratejiye AB’nin de sıcak baktığı anlaşılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına yönelik stratejik saldırının içerdeki uygulayıcısının müttefiki Türkiyeli sermayenin yazılı ve görsel medyasının da kampanyada özel bir sorumluluk üstlendiği anlaşılıyor.



Devletin Defterini Dürmek -Hüseyin Özbek-


Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet olarak kuruldu. Kurtuluş Savaşı’nın önder kadroları Osmanlının çok dinli, çok milletli yapısının yol açtığı çöküşe tanık olmuşlardı. Yapay Osmanlı söylemini Türklerin dışındaki imparatorluk uyruklarının ciddiye almadığını, her etnik unsurun kendi devletini kurma amacıyla davrandıklarını görmüşlerdi. Sorunların nedeni olarak II. Abdülhamit’in despotik yönetimini görüp, meşrutiyet gelince her şeyin düzeleceğine inanan Osmanlı aydınları1908 II. Meşrutiyetiyle gelen özgürlüğün Balkan uluslarını özgürleştirmekten başka bir sonuca yol açmadığını şaşkınlıkla görmüşlerdi!



Emperyalizmin Hukuk Silahı -Hüseyin Özbek-


Irak, ABD’nin başını çektiği, koalisyon güçleri olarak tanımlanan çok uluslu bir ordu tarafından işgal edildi. Irak’a tek başına girme yeteneğine sahipken, İngiltere başta olmak üzere bazı müttefiklerini de yedeğine alma konusundaki ABD ısrarı, egemen bir devletin toprağının hukuk dışı işgaline uluslar arası meşruiyet arayışından ve suç yelpazesini genişletilmekten öte bir anlam taşımamaktadır.


 

Hüseyin Özbek


Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar