Mütareke
Medyasından Günümüze Yansımalar
-Hüseyin Özbek-
I. Dünya Savaşı’nı bizim açımızdan
yenilgiyle sona erdiren Mondros Mütarekesi’ nin Ateşkes – Silah
bırakışması) imzalandığı 30 Ekim 1918’den Kurtuluş Savaşı zaferine
kadar geçen süreci mütareke dönemi olarak adlandırmak
bir gelenek olmuştur.
Bu dönemde devletin merkezi İstanbul,
siyasal, düşünsel, toplumsal bir karmaşa içinde debelenmektedir.
Saray ve Damat Ferit hükümetleri manda ve himayenin kabulü ile
işgalin en az zararla geçiştirilebileceği, direniş yerine
teslimiyetçiliğin en makul çözüm olacağı düşüncesini topluma
benimsetmeye yönelik bir yaklaşım içindedirler. Mütareke sonrasında
Anadolu’dan yükselen sesler ise ulusal bağımsızlığı savunur ve bu
doğrultuda başlayan kongreler süreciyle İstanbul dışındaki çözüm
arayışlarının yönetsel ve hukuksal temelleri atılmaya başlanır.
İşgal İstanbul’unun teslimiyetçi yaklaşımıyla Anadolu’nun
bağımsızlıkçı duruşu, birbirinden tamamen farklı iki anlayış ve
uygulamayı temsil etmektedirler.
Mütareke İstanbul’u, mütareke
hükümeti, mütareke matbuatı, bu döneme ilişkin tanımlar olarak
günümüzde de olumsuz bir çağrışım, itici bir simge olarak
kullanılmaktadır.15 Mayıs 1919’da Yunan Ordusu tarafından İzmir’in
işgal edilmesi basındaki ayrışmayı artıran bir etken olur. Bazı
gazeteler olayı kınarken işbirlikçi basın işgale karşı konulmaması
yolunda bildiriler yayınlar. Böylece basında çizgi ve gelenek olarak
etkileri günümüze kadar sürecek olan millici anlayışla
işbirlikçi-teslimiyetçi anlayış ayrışması yaşanır.
16 Mart 1920’ de İstanbul’un İngilizler
başta olmak üzere İtilaf güçlerince fiili işgali ve Osmanlı Meclis-i
Mebusan’ın basılıp milletvekillerinin tutuklanması ve Malta sürgünü
sonrasında basın üzerinde uygulanan sansür iyice artırılır. 7
Ağustos 1920 kararnamesiyle şiddetlenen sansür Türk Ordusu’nun zafer
sonrasında İstanbul’a girişine kadar sürecektir.
Mondros’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte
İstanbul’ da yayınlanan 200’ü aşkın gazete ve derginin çoğu Milli
Mücadele karşıtıdır. İleri, Yeni Gün, Akşam, Vakit gibi
gazeteler Milli Mücadele yanlısıdırlar. İkdam, Tasvir-i Efkar,
Tercüman-ı Hakikat gazeteleri de Milli Mücadele’ ye eğilim
göstermektedirler.
Milli Mücadele’nin amansız düşmanları
arasında Alemdar, Peyam-ı Sabah, Türkçe İstanbul
gazeteleri başta gelmektedir. Refi Cevat’ın ( Ulunay ) sahibi
ve başyazarı olduğu Alemdar gazetesi Kurtuluş Savaşı
önderlerini ve TBMM mensuplarını “serseri”, “çete reisi”
olarak nitelemekte, İngilizlerin merhametine sığınmaktan başka
çözüm aramanın eşkıyalık olduğunu öne sürmektedir. İngiliz
Muhibleri Cemiyeti Başkanı, İngiliz Büyükelçiliğinin maaşlı
ajanı Said Molla’nın çıkardığı Türkçe İstanbul,
ülkenin kurtuluşunun İngiliz mandası ile mümkün olabileceğini
savunmaktadır. Peyam-ı Sabah başyazarı, I ve II. Damat
Ferit hükümetlerinin Maarif ( Milli Eğitim ) ve Dahiliye (
İçişleri ) Nazırı Ali Kemal Milli Mücadele’yi yeni bir
İttihatçı maceracılığı olarak görmüş, ağır saldırılarda bulunmuş,
İngilizlerin eteğine yapışmaktan başka çözümün olmadığı düşüncesini
savunmuştur.
Teslimiyet
ve köleliği kutsayan yazılarının doğurduğu tiksintiyle halkın
Artin Kemal dediği Ali Kemal’in 10 Eylül 1922 tarihli makalesi
çok ilginçtir. İlginç olduğu kadar da ibret vericidir. Bilindiği
gibi 9 Eylül 1992 Türk Ordularının İzmir’e giriş tarihidir. Ali
Kemal Yunan Ordusu’nun denize dökülüşünün ertesi günü kaleme aldığı
ve “Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir “
başlıklı yazısında :” İtiraf eyleriz ki, Anadolu’nun son
zaferleri kuvvetimize, kılıcımıza dayanarak dava-yı milliyi, hakk-ı
hayat ve istiklalimizi kazanmak içtihadının velev pek büyük
fedakarlıklarla olsa da, isabetinin tahakkuk ettiğini gösterir
gibidir” diyerek, iş iyice sağlama bindikten, kazanan,
kaybeden ayan beyan belli olduktan sonra Milli Mücadele safına
yönelip, borsanın yükselen kağıdına yatırımda geri kalmak
istememektedir!
Mustafa Kemal Paşa ulusal kurtuluş
açısından basının, iletişimin öneminin bilincindedir. Sivas Kongresi
sürecinde Milli Mücadele’nin sözcülüğünü yapacak olan İrade-i
Milliye gazetesi yayınlanmaya başlanır. İlk sayısı 14 Eylül
1919” da Sivas Vilayet Matbaası’nda basılır. Mustafa Kemal 27 Aralık
1919’da Ankara’ ya gelişiyle birlikte yeni bir gazetenin
çalışmalarına başlar. 10 Ocak 1920’ de Hakimiyet-i Milliye
yayın hayatına başlar. Ardından Milli Mücadele’nin sesinin ülkede ve
dünyada duyurulması ve kamuoyu oluşturulması açısından ulusal bir
basın ajansının gerekliliğinden hareketle TBMM’nin açılışının
öncesinde 20 Nisan 1920’ de Anadolu Ajansı kurulur.
Mütareke İstanbul’unun işbirlikçi
hükümetlerinin, mütareke medyasının ve işgalci emperyalistlerin
yaydığı bilgi kirliliğinin ve Anadolu’ya da aşılamak istedikleri
teslimiyetçi düşüncenin engellenmesi amacıyla 6 Mayıs 1920’ de bir
kararname yayınlanır. Kararnamenin ilk maddesi: “İstanbul’la her
nevi resmi muhaberat memnudur. Dersaadet’ten gelecek evrak-ı resmiye
ve İstanbul matbuatı derhal iade olunacaktır. Evrak-ı varideyi ve
matbuatı kabul eden veya iade etmeyen memurlar hıyanet-i vataniye
mucibince ittiham edilecektir” hükmünü içermektedir. Milli
direncin onurlu sesi, karşı koyma iradesi Anadolu’yu ve dünyayı
dolanırken uyuşturucu, bozguncu, teslimiyet aşılayan işbirlikçilerin
Anadolu’yu zehirlemesine bu önlemlerle engel olunmuştur.
Ankara’nın yanında, Anadolu’nun birçok
yerinde bin bir zorluğu aşarak çıkan gazeteler, milli direnişin
mahalli sesleri olarak çok önemli sorumluluklar üstlenmişlerdir. 15
Haziran 1919’ da Kastamonu’ da Hüsnü (Açıksöz ) Bey tarafından
yayınlanmaya başlayan Açık Söz gazetesinin Erzurum ve
Sivas kongrelerinin henüz yapılmadığı bir tarihte çıkan ilk
sayısının manşetinden bu gün için de alınacak dersler vardır:
“ Mandadan Evvel İstiklal ! “
Hüsnü Açıksöz I.Dünya Savaşının değişik
cephelerinde çarpışmış bir kahramandır. Cepheden dönen birkaç
arkadaşıyla birlikte, ayaklarının tozuyla Açıksöz’ ü çıkarmaya
başladıklarında genç bedenlerinde Harb-i Umumi’nin kapanmamış
kurşun, şarapnel izlerini taşımaktadırlar!
Günümüz Türkiye’sinde görünürde fiili
bir işgal yoktur. Boğaz’da, İzmir Körfezinde silahlarını kente
çevirmiş zırhlılar da yoktur! Ama işgal günlerinin mütareke
medyasına rahmet okutacak, Ali Kemallere, Refi Cevatlara pes
dedirtecek kalem erbapları yerleştikleri medya köşelerinden her gün,
her an topluma mütareke şırıngası yapmaktadırlar!
Mütareke İstanbul’unun İngiliz
Şeriatçısı Sait Mollasını, yıllarını Avrupa’da geçirmiş Ali
Kemal’ini, Kürdistan Emirliği düşleri gören Seyit Abdülkadir’ini
teslimiyet paydasında birleştiren İngiliz emperyalizmi onlara aynı
sözleri söyletip, aynısını yazdırıyordu. Günümüzün Türkiyeli
medyasının kalem ve kelam sahiplerinin, kürtçüsünden, ılımlı
islamcısından entel-liboşuna kadar uzanan bir yelpaze içinde aynı
şeyleri yazıp söylemesine de şaşmamak gerekir! Küresel emperyalizm
1920’lerin mütareke münevverlerinin günümüzdeki mirasçılarını
istihdam etmekte zorlanmamışa benziyor. Mütareke İstanbul’unun
satılık kalemleri İngiliz Devleti Fehimanesine kapılanmaktan başka
çıkar yolun bulunmadığı düşüncesini halka aşılama yarışındaydılar.
Mütareke kalemlerinin günümüze klonlanmış kopyaları asri Sait
Mollalar, çağdaş Ali Kemaller, Refi Cevatlar ABD’ye secde etmekten,
GOP’ un, BOP’ un gönüllü taşeronluğuna soyunmaktan başka çözümün
olmadığını yemin billah her gün yazılı ve görsel medyadaki
köşelerinde tekrarlıyorlar.
İstanbul’un
ufuklarını çepeçevre sarmış, halkı teslimiyete yönlendiren zehirli
mütareke atmosferinin serpintilerinin Anadolu kentlerini,
kasabalarını etkilememesi için millici Ankara gerekli önlemleri
almıştı. Mütareke medyasının uyuşturucu söylemleri o günün iletişim
olanaklarıyla Anadolu’nun köylerine, obalarına, yaylalarına zaten
ulaşamazdı. Günümüzde emperyalizme eklemlenmiş Türkiyeli sermayenin
medyası iletişimin en son olanaklarını kullanarak 24 saat
kesintisiz, özgür ve özgün düşünceyi, milli duyarlılığı çözücü,
çökertici kampanyaları ısrarla sürdürmektedir. Amaç Türk milletinin
derin bilinçaltında yaşattığı ulusal kodları, milli kimliği,
mazlumdan yana, sömürüye ve zalime karşı doğal duruşunu çözmek,
gönüllü köleleşmenin düşünsel altyapısını inşa etmektir.
Ulusal bilincini yitirmiş, milli
duyarlılığı sulandırılmış ve bulandırılmış bir toplumun
sürüleştirilebileceğinin, istenilen yer ve zamanda, istenilen amaçla
sokağa salınabileceğinin, Atlantik ötesinden tayin edilen, Soros
ödenekli liderlerin peşinde toplumsal intihara, toplu teslimiyete
yönelebileceğinin ibretlik örnekleri ortadadır.
İnsanlık değerlerini, ulusuna olan
inancını kaybetmemiş onurlu kalemler sömürüye, soyguna karşı
insanlığın ortak vicdanını sese, söze, yazıya dönüştürmekteler.
Halkından, emek safından kopan, insana, insanlığa yabancılaşan
sahibinin sesi kalem ve kelam sahipleriyse utanılası bir misyonun
utanmaz sürdürücüleri olarak tarihteki layık oldukları yeri
almaktalar.
Tolstoy’un dediği gibi sonuçta
olması gerekenler olacak, coğrafyayı vatan yapan inanç ve iradenin
günümüzdeki mirasçıları epeyce örselenecekleri bu amansız kavgadan
yine galip çıkacaklar. Havasına, suyuna, toprağına sinmiş,
atmosferle kaynaşmış 1920’ lerin Milli Mücadale ruhu bu ülkede
yaşamaya devam ediyor. Hem de sonsuza kadar yaşama iradesinden
hiçbir şey eksilmeden!
Hüseyin Özbek
Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri
2 Ağustos 2008