Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

12 Temmuz 2008

Ivan İllich

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Orduya Saldırmanın Dayanılmaz Ağırlığı


-Hüseyin Özbek-


Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal yapısına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki anayasal ve yasal statüsüne, Türk milletinin derin bilinç altında yaşattığı ordu algısına yönelik kampanya hız kesmeksizin sürüyor. Atlantik ötesindeki ana karargahta oluşturulan stratejiye AB’nin de sıcak baktığı anlaşılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına yönelik stratejik saldırının içerdeki uygulayıcısının müttefiki Türkiyeli sermayenin yazılı ve görsel medyasının da kampanyada özel bir sorumluluk üstlendiği anlaşılıyor.

 

Yaşanılan sürecin daha iyi algılanabilmesi için birkaç yıl geriye gidip belleklerin tazelenmesi gerekiyor. 2003 Haziran ayında Yeni Hayat dergisinde yazdığımız “KUŞATMA” başlıklı makalemizden bir alıntı yapalım:

 

“Sömürgeleşmeye, üniter yapının dağılmasına ve Türkiye Cumhuriyeti’ nin tasfiyesine karşı çıkacak sivil ve resmi dinamikler korkunç bir psikolojik saldırı altında şaşkınlaştırılmış ve bunaltılmıştır.Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı ABD ve AB destekli saldırının nedeni bu temel direnç noktasının saf dışı edilmesidir. Türkiye’ nin ulus devlet yapısının tasfiyesine yönelik iç ve dış saldırılara karşı ülkeyi, ulusu, rejimi koruma ve kollama, savunma görevini yerine getirememesi için, savunma ve suçluluk psikozuna hapsolması için, Türk Silahlı Kuvvetleri dozu gittikçe artırılacak olan bir saldırı kampanyasıyla karşı karşıyadır. Bu saldırı kampanyası önümüzdeki aylarda artarak devam edecektir. Çünkü; gelişmenin ve AB’ ye girmenin engeli olarak gösterilen Silahlı Kuvvetlerin iktidarın inisiyatifine girmesi, tarihsel misyonunun inkarı; Türk Ordusu’ nun “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan” bir gelenekten kopması, Afrika, Latin Amerika ve üçüncü dünyanın faşizan rejimlerinin halklara baskı aracına dönüşmüş, milletinden kopmuş ordularına benzemesi istenmektedir:”

 

2003 Temmuz ayında “ ORDUYA SALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ ” başlıklı yazımızla aynı dergide konuyu işlemeye devam etmiştik:

 

“Meclisten geçirilen her paket Türkiye Cumhuriyeti’ ni milli devlet niteliğinden hızla uzaklaştırmakta, milli renklerini ve milli karakterini her geçen gün kaybettirmektedir.

 

Birinci Dünya Savaşı’nı bizim açımızdan sonlandıran Mondros Ateşkes Anlaşması’ nın hemen uygulanması istenen hükümlerini hatırlayalım: “ Ordunun silahlarının en yakın İtilaf güçlerine teslim edilmesi ve silah altındaki askerin derhal terhis edilmesi ” Geride aciz bir kolluk gücü ölçeğinde ve yalnızca jandarma görevi yapacak birlikler kalacaktı.

 

İstanbul hükümetince imzalanan Sevr’ in en önemli maddelerinden bazıları; “Türk ordusunun muharip bir güç olarak varlığını ve kudretini muhafaza etmesine asla müsaade edilmemesi” maksadına yöneliktir.

 

Mondros ve Sevr’ in hükümlerindeki Ordu’ ya ilişkin kısıtlamalar üzerinde düşünülmesi gerekir. Türk varlığının devamı için Türk Ordusu’ nun dahilde ve gerektiğinde hariçte operasyonlar yapabilecek muharip bir güç olarak varlığının, siyasal iktidarlar karşısındaki göreceli bağımsızlığının sonsuza kadar yaşatılması zorunludur. Ordu siyasal iktidarların değil, Türk milletinin ve Türk Cumhuriyeti’ nin ebedi muhafızlığını yapabilecek bir özerklik içinde kalmalıdır. ORDUSUZ MİLLETLERİN ZAYIF SİLAHLI KUVVETLERİ KENDİ ASKERLİK ŞEREFLERİNİN YANINDA, MİLLETLERİNİN ŞEREF VE ONURLARINI DA KORUYAMAZLAR. Böyle bir ordunun operet ordusundan, mensuplarının da kurşun askerlerden bir farkı olmayacaktır.

 

Brüksel yahut Waşington’ dan kulaklara üflenerek, sinsice hazırlanmış paketlere sıkıştırılan ve yasaya dönüştürülen hükümlerle, Türk Ordusu’ nun devletteki etkinliği ve ağırlığı yok edilmek istenmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ nin Milli Ordu özelliğini kaybederek ABD veya AB emrinde operasyonel maksatlar için kullanılacak gayrı milli profesyonel bir silahlı güce dönüştürülmesi hedeflenmektedir.”

 

2004 Haziran ayında aynı dergide kaleme alınan “ MİLLİ GÜVENLİK KURULUNA SİVİL GENEL SEKRETER ” başlıklı makalemizden iki paragraf sunalım:

 

“Uyum paketleri ve benzer düzenlemelerle, başta MGK olmak üzere, Cumhuriyet Türkiye’sinin milli devlet olmasından, bir Milli Kurtuluş savaşı sonucu kurulmasından gelen yapısal, idari, bürokratik, yargısal iskeletini parçalamakla meşguldürler. Bu coğrafyada güçlü bir milli devlete tahammülü olmayan Batı’ nın istemleri doğrultusunda Türkiye’nin etnik ve mezhepsel bir cehennem olmasına yönelik düzenlemeleri gerçekleştirmektedirler.

 

Sorunun temelinde Lozan’ la taçlanan Ulusal Kurtuluş Savaşı ve bunun doğal sonucu olan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ ni hazmedemeyen emperyalist güçlerin, ilk kez kendisini milli devletin ve Cumhuriyet geleneğinin, Atatürk Türkiye’ sinin dışında hisseden bir müttefik bulmuş olmalarında yatmaktadır. Siyasal iktidar Türkiye Cumhuriyeti ve devlet kurumlarıyla doku uyuşmazlığı içindedir. Kendisini Türk devlet geleneğinin dışında ve antitezi olarak hissetmektedir. Yaptıkları ve niyet beyanları bunu doğrulamaktadır.”

 

 

2005 Şubatında Ufuk Ötesi’nde yazılan “ AKP’ NİN ÖTEKİSİ KİM ”  makalemize şöyle başlamıştık:

 

80 yılı aşkın Cumhuriyet döneminde değişik partiler iktidara geldi, hükümet ettiler. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine, yol haritasına, milli siyasetine kısmi itirazlarını uygulamaya  yansıtanlar da oldu. Fakat   3 Kasım 2002 seçimlerine kadar siyasal iktidarların bu niyetlerini engelleyen, sınırlayan, Cumhuriyet’ in kuruluş felsefesine bağlı güç ve denge merkezleri nedeniyle  fazla ileri de gidemediler.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin  Türk-Yunan, Kıbrıs, Ege, Ermenistan vs. politikaları  devletin köklü kurumlarının   ortak aklının ve birikiminin ürünü olarak değişik siyasal iktidarlar döneminde ana çerçevesi değişmeden devam ede geldi.

 

3 Kasım 2002  seçimleri öncesi, Atlantik ötesi desteklerle kurdurdukları, arkaladıkları, kısa sürede aşırı hormonlu biçimde büyütüp  geliştirdikleri,  etiketinde AKP yazan bir siyasal ürünü küresel güç odakları Türkiye’ye hediye ettiler(!)

 

AKP iktidarıyla Milli Görüş döneminin siyasal ve zihinsel tortularından  çok  kısa sürede kurtuldular(!)  Erbakan Hoca’daki Kıbrıs, Ermenistan, Eğe takıntıları gibi safralardan da kurtulunca kuş gibi hafiflediler.

 

Milli Güvenlik Kurulu, Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer anayasal kurumların yeniden ve iktidara göre düzenlenmesi, dizginlenmesi sürecine çabuk geçtiler. Siyasal iktidarlarının devamı, kökleşmesi  için bazı köklü, yerleşik,  kuvvetler ayrılığının zorunlu kıldığı denge kurumlarının denetimi, olmazsa tasfiyesi sürecini yaşıyoruz.

 

İçinde bulunduğumuz sürecin fotoğrafının kamuoyuna doğru bir biçimde sunulmasının zorunluluğuna inanıyoruz. Dünyaya hükmeden Neo emperyalist güçler kendilerinin dışındaki ulus devletlerin tasfiyesini gündeme almışlardır.  Finans kapital, emperyalizm sermayesinin, mallarının ulus devletlerin ulusal mevzuatlarına, ulusal sınırlarına, gümrüklerine toslamadan, atmosferdeki hava gibi, bulut gibi tüm dünyayı dolaşmasını, kazanılan para ve yağmalanan her türlü zenginliğin de tekrar emperyalist metropollere dönmesini istemektedirler.

 

Yukarıda anlatılan nedenlerle AKP iktidarının Kıbrıs, Ege, Yunan, Ermenistan, Kuzey Irak konularında içten, yerli, milli bir bakışının olması imkansızdır. KENDİ VARLIK  NEDENİ  OLAN  VE  İKTİDAR  BAHŞEDEN  KÜRESEL  GÜÇ  ODAKLARININ  İSTEMLERİ   AKP’ NİN   VAZGEÇEMİYECEĞİ  KIRMIZI  ÇİZĞİLERİDİR.

 

AKP  Türk  Silahlı  Kuvvetleri ile, Milli  Güvenlik Kurulu ve yargı ile bunun için kavga halindedir. Bu kavga da Ordunun bugünkü yapısının tasfiyesine ve iktidarın uyumlu bir parçası olana kadar sürecektir.

 

Yine  Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası ve hayati çıkarları söz konusu olduğunda bile siyasal iktidar olarak kendisine düşen Anayasal görevlerden kaçacaktır. Bu anlamda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu doğrultuda görevlendirilmesine sonuna kadar direnecektir.

 

Orduya yönelik psikolojik yıpratma kampanyasıyla, reformların, gelişmenin, refahın, AB’ ye girişin önünde olumsuz bir güç odağı olarak tanımlanmasının ve millet nazarında küçük düşürülmeye, yıpratılmasına yönelik çabaların arka planı budur.”

 

2005 Ekiminde aynı dergide çıkan “ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ NİN MUHATABI KİM OLACAK ” başlıklı yazımızdan da birkaç paragraf alıntılayalım:

 

“ Son günlerde yazılı ve görsel medyanın ele aldığı konular, işleyiş tarzı ve sonuçta kamuoyunda yaratmayı amaçladığı düşüncenin iyi izlenmesi gerekiyor.Bazen bir aylık yayında ele aldığı konuların  yüzdesi ve bunu sunuş tarzını iyi irdelediğimizde uzun vadeli amaç ortaya çıkıverir.

 

Toplum mühendisliği ve sosyal psikoloji, bir millete yönelik psikolojik harekat terimleri yeni sayılır.İnsan psikolojisi, toplum psikolojisi, ulusların karakterleri ve bunun tahlili sonucu ortaya çıkan veriler doğrultusunda yönlendirme teknikleri günümüzde başlı başına bir bilim alanı olmuştur. Son bir ayı bu açıdan izlediğimizde ortaya neler çıkıyor bir bakalım:

 

-  Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve bürokrasinin milli unsurlarının, geniş halk kitlelerine toplumun gelişmesinin, inanç ve düşünce özgürlüğünün önünde engellermiş gibi sunularak, milletle aralarındaki yarılmayı derinleştirmek ve yabancılaştırmak.

 

- Kıbrıs’ta, Ege’ de, Kuzey Irak’ ta ulusal çıkarlarımızı savunamayacak bir teslimiyet psikozuna sokularak, bağımsız bir devlet olmanın en doğal inisiyatiflerini bile kullanamaz hale getirmek.

 

- AB bağlamında Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik sindirme, yıldırma kampanyalarıyla pasif savunma sürecine sokarak edilgenleştirmek, Türkiye Cumhuriyeti’ ne yönelik iç ve dış tehditlerdeki tarihi ve yasal görevlerini yapamaz hale getirmek, özgüven ve psikolojik üstünlük duygusunu yok etmek. Atatürk’ ün deyimiyle “zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan “ bir geleneğe sahip olma bilincinden uzaklaştırarak kışlaya hapsetmek ve küçük düşürmek, tarihsel misyonunda işleyiş felci yaratmak.”

 

2005 Ekiminde noktayı koyup, 2006’ya geçmeden soralım okurlarımıza: Ocakta közün, söylenecek sözün kalmadığı yerde 2005 Ekiminden bu yana  yaşanılanlara ilişkin diğer yazılarımızdan alıntıya gerek var mı?

 

Emperyalist sistemin bitmez tükenmez istemlerine karşı ulusal çıkarlar gereği direnme batı jargonunda çözümsüzlükte ayak direme ve reform karşıtlığı olarak tanımlanmaktadır. Çözümsüzlük yerine teslimiyeti iktidarda kalmanın amentüsü belleyip, sözlüklerinden milli onur, bağımsızlık, özgürlük kelimelerini çoktandır silmiş olanlarca Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sürdürülen kampanya geleceğin tarihçilerince nasıl değerlendirilecek dersiniz?

 

Psikolojik operasyonlarla, kesintisiz kampanyalarla halkın gözündeki itibarı örselenmek istenen, darbeci, ekonomik ve demokratik gelişmenin baş engeli olarak suçlanıp sindirilmeye çalışılan Silahlı Kuvvetleri   kışlasına hapsettikten sonra, Kıbrıs’ta, Ege’de, Güneydoğu’ da, Kuzey Irak’ ta emperyalist sistemin istediği her türlü çözüme (!) toptan kabul sözü vermiş olanların acelesi olduğu anlaşılıyor…

                                                                                                                  

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri

12 Temmuz 2008



Devletin Defterini Dürmek -Hüseyin Özbek-


Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet olarak kuruldu. Kurtuluş Savaşı’nın önder kadroları Osmanlının çok dinli, çok milletli yapısının yol açtığı çöküşe tanık olmuşlardı. Yapay Osmanlı söylemini Türklerin dışındaki imparatorluk uyruklarının ciddiye almadığını, her etnik unsurun kendi devletini kurma amacıyla davrandıklarını görmüşlerdi. Sorunların nedeni olarak II. Abdülhamit’in despotik yönetimini görüp, meşrutiyet gelince her şeyin düzeleceğine inanan Osmanlı aydınları1908 II. Meşrutiyetiyle gelen özgürlüğün Balkan uluslarını özgürleştirmekten başka bir sonuca yol açmadığını şaşkınlıkla görmüşlerdi!



Emperyalizmin Hukuk Silahı -Hüseyin Özbek-


Irak, ABD’nin başını çektiği, koalisyon güçleri olarak tanımlanan çok uluslu bir ordu tarafından işgal edildi. Irak’a tek başına girme yeteneğine sahipken, İngiltere başta olmak üzere bazı müttefiklerini de yedeğine alma konusundaki ABD ısrarı, egemen bir devletin toprağının hukuk dışı işgaline uluslar arası meşruiyet arayışından ve suç yelpazesini genişletilmekten öte bir anlam taşımamaktadır.



Kemalizm'i Devletten Kazımak! -Hüseyin Özbek-


Kemalizmin devletten tasfiyesi söylemi aslında ulus devlet olmaktan vazgeçme, küresel sermayenin istemi doğrultusunda üniter yapının etnik ve dinsel cemaatler doğrultusunda ayrıştırılması anlamına gelmektedir. Kemalizmin ve İttihatçı anlayışın devletten tasfiyesinin demokratikleşme, devletin otoriter ve faşizan yapılanmadan demokratik yapılanmaya geçiş olarak tanımlanması Türk ulusuna kurulan büyük tuzağın süslü örtüsü olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Arzu edilen küresel sermayenin  ulus devletin ulusal direnciyle karşılaşmadan istediği gibi at oynatacağı kabileler, cemaatler federasyonuyla sömürüsünü daim kılmaktır.


 

Hüseyin Özbek


Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar