Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

4 Haziran 2008

Ivan İllich

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Devletin Defterini Dürmek


-Hüseyin Özbek-


Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet olarak kuruldu. Kurtuluş Savaşı’nın önder kadroları Osmanlının çok dinli, çok milletli yapısının yol açtığı çöküşe tanık olmuşlardı. Yapay Osmanlı söylemini Türklerin dışındaki imparatorluk uyruklarının ciddiye almadığını, her etnik unsurun kendi devletini kurma amacıyla davrandıklarını görmüşlerdi. Sorunların nedeni olarak II. Abdülhamit’in despotik yönetimini görüp, meşrutiyet gelince her şeyin düzeleceğine inanan Osmanlı aydınları1908 II. Meşrutiyetiyle gelen özgürlüğün Balkan uluslarını özgürleştirmekten başka bir sonuca yol açmadığını şaşkınlıkla görmüşlerdi! Yine I.Dünya Savaşıyla birlikte imparatorluğun Türkler dışındaki Müslüman unsurlarının da emperyalizmin kışkırtmasıyla başlattıkları kalkışma çöküşle noktalamıştı.

 

Bu nedenle dağılan, parçalanan imparatorluğun asli unsuru Türklerce elde kalan topraklar üzerinde kurulacak yeni devletin ulus temelini esas alması kaçınılmaz bir zorunluluktu. Ulus devlet temelinde, üniter yapıyı esas alan Cumhuriyet’in ileride Osmanlı’ nın hazin kaderini yeniden yaşamaması için laikliği benimsemesi yine kaçınılmazdı. Çağdaş uygarlığı hedefleyen tekil, milli bir devlet modelinde uygulanacak uzun vadeli milli bir eğitim programıyla, ümmet bilincinden ulus bilincine ulaşmak, kültürel bütünlüğü sağlamak mümkün olabilirdi.

 

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde uygulanan eğitim ve kültür politikalarının amacı ulus bilincini, milli duyarlılığı ve çağdaş düşünceyi bütün yurttaşlar için ortak bir değer haline getirmekti. Devletçe oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığıyla yurttaşlarımızın dinsel duyarlılıklarıyla milli duyarlılıkları arasındaki ortak paydaların geliştirilmesi düşünülmüştür. Bu iki değerler dizgesi arasında bir çatışma ve ayrılma yerine uyum ve birbirini bütünlemesi ve güçlendirmesi amaçlanmıştır. Ortalama insanımızın milli duyarlılığı ve ulus bilinciyle çelişmeyen, kültürel kimliğe de dönüşerek millet kavramını bütünleyen, birbiriyle örtüşen dinsel ve ulusal aidiyet sarmalı halindeki bir din algısından söz etmekteyiz. İstisnalar dışındaki cemaat yapılanmalarındaki algılayış ise, ulusun çoğunluğunu dışarıda bırakarak, mürit ve mensupları halkanın içine almaktır. Bu nedenle de devlet kavramıyla, tüm ulusu kapsayan bir yapıyla doku uyuşmazlığı söz konusudur.

 

Bunun bilincinde olan Türkiye Cumhuriyeti, ulus devletle ve ulusal anlayışla çatışan, ulus devletin değerler dizgesine ve milli hedeflerine karşı, cemaat örgütlenmesini ve cemaat hiyerarşisini esas alan tarikat ve cemaatlerin altyapısının tasfiyesini hedeflemiştir. Bu amaçla Tevhid-i Tedrisat Yasası (öğretim birliği ) çıkarılmış, tekke ve zaviyelerin kapatılması gündeme gelmiştir. Cemaat yapılanmalarının ana özelliğinin ulus veya millet yerine ümmet ve cemaati esas alıp, devletle çatışma ve doku uyuşmazlığı içinde olmasının yanında, Türkiye pratiği bazen de dinsel örtü altında etnik amaçlar doğrultusunda yapılan çalışmalar konusunda hayli zengin örnekler sunmaktadır.

 

Çok partili hayata geçişle birlikte, Cumhuriyet’in ilk dönemlerini sessizce, dikkati çekmeden örtülü etkinliklere geçiren tarikat ve cemaat yapılanmalarının da önü açılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ülkemizde ekonomik ve siyasal nüfuzunu artıran batı, özellikle de ABD, desteklediği siyasal iktidar ve işbirlikçi sermayenin yanında, tarikat ve cemaat yapılanmalarının şahsında, yeşil kuşak stratejisinde önemli rol vereceği sivil müttefiklerini de bulmuştur! 

 

Oy ve siyasal taban ihtiyacındaki işbirlikçi iktidarların içeriden, Atatürk’ün ulus devlet’ini dönüştürmek isteyen ulus ötesi güçlerin dışarıdan desteğinin cemaatler üzerindeki hormonal etkisi çabucak görülmüştür! Daha önceleri merkez sağın denetiminde, onun oy deposu ve siyasal tabanının sınırlı bir kesimi olan dinsel yapılanmalar giderek denetlenir bir potansiyel olmaktan çıkarak, kendisi için bir güç olma, kendi sermayesini, burjuvazisini yaratma sürecine girmiştir.

 

ABD ve AB bu süreçte farklı bir tutum takınarak merkez sağ yerine, denetleyebilecekleri, kendilerine muhtaç, kırmızı çizğilerini asla ihlal etmeme teminatı veren bir tarikatlar ve cemaatler konfederasyonuna iktidar yolunu açmayı daha uygun görmüşlerdir.  

 

2002 yılına kadar Erbakan’ın patronajındaki değişik partilerin göreceli milli duyarlılıklarından tamamen arındırılan AKP anlatılan sürecin ortaya çıkardığı bir oluşumdur. ABD ve AB gibi ulus ötesi güç odaklarıyla içerdeki Türkiyeli sermayenin örtüşen çıkarlarının yol vermesiyle ortaya çıkan siyasal iktidar, yaşanılan süreçte ulus devletin kurumlarından geriye kalanların tasfiyesini kararlılıkla sürdürmektedir. Türkiye, içinde bulunduğu coğrafyada, emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşıyla kurulan bir ulus devlet olarak çevreye kötü örnek olmaktadır! AB ve ABD, Türk ulusunun devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesine kadar, etnik lobilerle tarikat ve cemaatler konfederasyonunun siyasal partisine ihtiyaç duymaktadır.

 

Yukarıda kısaca değindiğimiz gibi, cemaat anlayışında milli sınırlar içinde, ulus temelinde,  demokratik, laik, çağdaş bir hukuk devletine yer yoktur. Cemaat hiyerarşisinde ülke, vatan, milli devlet, ortak dil, kalkınma, geleceğe yönelik ulusal hedefler gibi kavramlara da yer yoktur. Cemaat hangi ülkede iç hiyerarşisini sorunsuz yaşıyorsa orası tercih edilecek vatandır. Kendi ulus devletine hasım da olsa, cemaati arkalayan, koruyup kollayan ulus ötesi güçler arka verilecek, kanatları altına sığınılacak müttefikleridir. Günümüzde siyasal iktidar tarafından devlet kurumlarına karşı başlatılan denetim altına alma, etkisizleştirme, giderek tasfiye amaçlı kampanyalar, içinden geldikleri cemaat anlayışıyla devlet anlayışı arasındaki doku uyuşmazlığından kaynaklanmaktadır.

 

Son günlerde devletin henüz tam anlamıyla fethedilemeyen, tasfiye edilemeyen kurumlarına karşı ABD ve özellikle AB’nin güçlü desteğiyle sürdürülen kampanyalara anlatılan çerçeve içinden bakılmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Anayasa Mahkemesine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına karşı dışarının güçlü desteğiyle sürdürülen saldırılar, ulus devletin son kalıntılarının da tasfiyesiyle, cemaatler ve tarikatlar konfederasyonuna geçiş yolunda yeni bir aşama olarak değerlendirilmelidir.

 

Ulus devletin defterini dürmekten öte bir anlam taşımadığı halde, milli iradenin temsilcisi yasamanın yargı diktasına karşı meşru ve masumane tepkisi olarak tanımlanan girişimler pervasızca, hepimizin gözü önünde apaçık sürdürülmektedir.  

                                                                                                                  

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri

4 Haziran 2008



Emperyalizmin Hukuk Silahı -Hüseyin Özbek-


Irak, ABD’nin başını çektiği, koalisyon güçleri olarak tanımlanan çok uluslu bir ordu tarafından işgal edildi. Irak’a tek başına girme yeteneğine sahipken, İngiltere başta olmak üzere bazı müttefiklerini de yedeğine alma konusundaki ABD ısrarı, egemen bir devletin toprağının hukuk dışı işgaline uluslar arası meşruiyet arayışından ve suç yelpazesini genişletilmekten öte bir anlam taşımamaktadır.



Kemalizm'i Devletten Kazımak! -Hüseyin Özbek-


Kemalizmin devletten tasfiyesi söylemi aslında ulus devlet olmaktan vazgeçme, küresel sermayenin istemi doğrultusunda üniter yapının etnik ve dinsel cemaatler doğrultusunda ayrıştırılması anlamına gelmektedir. Kemalizmin ve İttihatçı anlayışın devletten tasfiyesinin demokratikleşme, devletin otoriter ve faşizan yapılanmadan demokratik yapılanmaya geçiş olarak tanımlanması Türk ulusuna kurulan büyük tuzağın süslü örtüsü olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Arzu edilen küresel sermayenin  ulus devletin ulusal direnciyle karşılaşmadan istediği gibi at oynatacağı kabileler, cemaatler federasyonuyla sömürüsünü daim kılmaktır.



Fener'i Tahkim Etmek -Hüseyin Özbek-


Bilindiği gibi, ABD ve AB yetkilileri ülkemize gelişlerinde Patrikhane ve Patrik hazretlerini ziyarete özel bir önem vermektedirler. Patriğe gösterilen ilgi ve saygı, ziyaretin kamuoyuna yansıtılış biçimi ve ziyaret sonrasında verilen demeçlerin Türk Devleti nezdinde Patriğin konumunu güçlendirmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Üst düzey ABD yetkililerinin yoğun Fener ziyaretleriyle  kamuoyuna  yansıtmaya özen gösterdikleri duyarlılıklarının yanında, Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’ un Haziran 2007’de İstanbul’a gelişinde görüştüğü Bartholomeos’la ilgili olarak; “Türkiye’deki en önemli görüşmem “ sözü iyi algılanmalıdır.


 

Hüseyin Özbek


Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar