Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

25 Mayıs 2008

Ivan İllich

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Emperyalizmin Hukuk Silahı


-Hüseyin Özbek-


Irak, ABD’nin başını çektiği, koalisyon güçleri olarak tanımlanan çok uluslu bir ordu tarafından işgal edildi. Irak’a tek başına girme yeteneğine sahipken, İngiltere başta olmak üzere bazı müttefiklerini de yedeğine alma konusundaki ABD ısrarı, egemen bir devletin toprağının hukuk dışı işgaline uluslar arası meşruiyet arayışından ve suç yelpazesini genişletilmekten öte bir anlam taşımamaktadır.

 

ABD’ nin görünürdeki işgal gerekçesi, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olması ve ABD tarafından hasım olarak tanımlanmasıdır. Haydut devlet olarak nitelenip, uluslar arası terör destekçiliği ve insan hakları ihlaliyle suçlanan Saddam rejimi bu işgal sonucu devrildi. ABD’nin Iraktaki önceliğinin demokrasi inşası yerine enerji kaynakları ve bölgeyi denetim altına almak olduğu çabuk anlaşıldı.

 

Irak’ı despotik bir tarzda yöneten Baas’cı Saddam’ın bağışlanmaz suçu, petrol ve doğal gaz başta olmak üzere ülkesinin doğal kaynaklarını ABD ile paylaşmamasıydı.  ABD’nin tercihi, Ortadoğu diktatörlüğü olarak nitelediği, petrolüne sahip çıkan Saddam rejimi yerine, enerji ve tüm doğal kaynaklarını kendisine sunacak bir Ortadoğu diktatörlüğüdür.

 

ABD, petrol zengini Irak coğrafyasındaki işgalinin ve egemenliğinin sürekliliğini arzu etmektedir. Bunun için bulduğu çözüm Irak ulusu ve Iraklılık bilinci yerine, bu coğrafyada yaşayanların bir daha asla bir araya gelemeyecekleri şekilde Kürtlük, Araplık, Şiilik, Sünnilik ekseninde bir ayrışmadır. Kanlı bir etnik ve mezhepsel çatışmanın içine itilen Irak’ta ABD etnik tercihini çoktan yapmıştır! ABD’nin gözdesi, sosyolojik açıdan feodal özellikler taşıyan Kürt aşiret yapısı ve liderleridir. Sorani lideri Talabani’nin Cumhurbaşkanı, Barzan aşireti reisi Barzani’nin de Bölgesel Kürt yönetiminin başına geçirilmesinin nedeni budur.

 

ABD Irak’ta sosyolojik evrimin önüne geçmeye çalışmakta, burjuva üretim ilişkilerinin ve bütünleşen ulusal pazarın zorunlu kıldığı ulus devlet yerine aşiret ve mezhep tabanlı, güçsüz, minyatür bölgesel yapılanmaları tercih etmekte ve hararetle desteklemektedir.

 

ABD’nin Irak’ta inşa etmeye çalıştığı demokrasi ve hukuk düzeni, ulus devlet temelinde üniter bir yapıyı esas almamaktadır! Çağdaş, demokratik bir rejim ve evrensel hukukun günümüzde ulaştığı değerler dizgesinin de ABD açısından bir önemi yoktur. ABD’nin Irak’ta istediği, çıkarlarına zarar vermeyecek, başta petrol kuyularının bekçiliği görevini verdiği Kürtler olmak üzere, diğer etnik ve mezhepsel kümelenmelerin hukukunu oluşturmak ve bu hukukun sürekliliğini gerekirse silahla sağlamaktır!

 

Ekonomik ve siyasal anlamda iç dinamiklerin gelişmesiyle belli bir refah düzeyi sağlanmadan, üretim ilişkileri en azından burjuva demokrasisini taşıyabilecek bir düzeye ulaşmadan, demokratik mücadeleler sonucu ortaya çıkacak ulusal bir irade oluşmadan,  herhangi bir ülkede çağdaş demokrasinin yerleşmesinin mümkün olmadığını tarih bize göstermektedir. İstisna olarak savaşlar ve devrimler sonucu ortaya çıkan ulusalcı, çağdaş rejimlerin yerleşmesi, taban bulması ve yaşaması süreç içinde demokrasiyi geliştirecek, olgunlaştıracak bir ekonomik yapının,  siyasal bilincince erişmiş geniş bir toplumsal tabanın varlığına bağlıdır.

 

Tarih bize dış dinamiklerin himmetiyle gelişmiş bir ekonomi ve demokrasi göstermemektedir. Ama ekonomik olarak etkin olanın, elinden tuttuğu ülkenin (!) siyasal rejimini ve demokrasisini, hukuk düzenini belirlediğini çokça göstermektedir.

 

Ulusal Kurtuluş Savaşıyla emperyalistleri kovarak, demokratik, laik, halkçı temelde çağdaş bir ulus devletin temelini atan, hukuk devrimiyle teokratik, monarşik yapıyı değiştiren bir ulusun onurlu mirasına sahip Türkiye’ye epeydir yeni bir hukuk elbisesi biçilme süreci yaşanmaktadır. Genç Türkiye Cumhuriyeti, siyasal bağımsızlığın sürekliliği için ekonomik bağımsızlığın sağlanması zorunluluğunun bilincindedir. Atatürk Türkiye’sinin gerçekleştirdiği devrimler sürecinde, çağdaş uygarlığı hedefleyen toplumsal dönüşümlerle ekonomik ve siyasal bağımsızlığın hukuk temeli oluşturulmuştur.

 

Çöküş döneminde yarı sömürge durumuna düşmüş Osmanlı’yı yok oluşa sürükleyen, çok dinli, çok dilli, çok etnikli hukuk düzeni, Neo Osmanlılık ve Ilımlı İslam yönlendirmesiyle Türkiye’ ye yeniden giydirilmek istenmektedir. AB ve ABD tarafından günümüz Türkiye’ sinin içine düşürüldüğü ekonomik ve siyasal durum hukuksal bir temele oturtularak batının ekonomik ve siyasal çıkarları hukuk güvencesine kavuşturulmak istenmektedir. Bu girişimle ulaşılmak istenen sonuç hukuk kapanı veya hukuk kelepçesi olarak ta nitelenebilir.

 

Çoktan beri ABD ve AB’nin çizdiği sınırlar dışında ekonomik, siyasal, diplomatik insiyatif kullanamayan Türkiye’ye koalisyon güçlerinin askeri müdahalesini gerektirmeden giydirilecek bir hukuk elbisesiyle sömürülerinin sürekliliğini sağlamayı düşünmektedirler.  

 

Sivil anayasa, renksiz anayasa, kokusuz, milli dokusuz anayasa söylemleri bir de bu açıdan incelenmelidir. Siyasal iktidarın siparişi olduğu anlaşılan Anayasa taslağının içeride  tartışılmadan önce niçin Vaşington ve Brüksel gibi ulus ötesi güçlerin bilgi ve onayına sunulduğunun iyice düşünülmesi gerekmektedir.

 

Sivillik, çağdaşlık, reform, uyum söylemleriyle Türkiye’ye dayatılanın çağdaş bir sömürge hukuku olduğu açıktır. Emperyalizm savaşsız dönüşüm sağlayamadığı durumlarda silahlı güçlerini devreye sokmakta, istediği sömürge hukukunu silahla yerleştirmektedir. Ekonomik ve siyasal denetimine aldığı, yerli sermayeyi milli olmaktan çıkarıp sermayeleştirip işbirlikçiye dönüştürdüğü ülkelerde ise fonladığı akademisyenlere sömürge hukuku sipariş etmeyi tercih etmektedir.

 

Türkiye’de şu anda emperyalizmin konvansiyonel veya nükleer silahlarını değil, son keşfi hukuk silahını devreye soktuğu bir süreç yaşanılmaktadır.

                                                                                                                  

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri

25 Mayıs 2008



Kemalizm'i Devletten Kazımak! -Hüseyin Özbek-


Kemalizmin devletten tasfiyesi söylemi aslında ulus devlet olmaktan vazgeçme, küresel sermayenin istemi doğrultusunda üniter yapının etnik ve dinsel cemaatler doğrultusunda ayrıştırılması anlamına gelmektedir. Kemalizmin ve İttihatçı anlayışın devletten tasfiyesinin demokratikleşme, devletin otoriter ve faşizan yapılanmadan demokratik yapılanmaya geçiş olarak tanımlanması Türk ulusuna kurulan büyük tuzağın süslü örtüsü olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Arzu edilen küresel sermayenin  ulus devletin ulusal direnciyle karşılaşmadan istediği gibi at oynatacağı kabileler, cemaatler federasyonuyla sömürüsünü daim kılmaktır.



Fener'i Tahkim Etmek -Hüseyin Özbek-


Bilindiği gibi, ABD ve AB yetkilileri ülkemize gelişlerinde Patrikhane ve Patrik hazretlerini ziyarete özel bir önem vermektedirler. Patriğe gösterilen ilgi ve saygı, ziyaretin kamuoyuna yansıtılış biçimi ve ziyaret sonrasında verilen demeçlerin Türk Devleti nezdinde Patriğin konumunu güçlendirmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Üst düzey ABD yetkililerinin yoğun Fener ziyaretleriyle  kamuoyuna  yansıtmaya özen gösterdikleri duyarlılıklarının yanında, Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’ un Haziran 2007’de İstanbul’a gelişinde görüştüğü Bartholomeos’la ilgili olarak; “Türkiye’deki en önemli görüşmem “ sözü iyi algılanmalıdır.



Üretim Tutsaklığından Tüketim Özgürlüğüne! -Hüseyin Özbek-


Öğretiye göre üretim araçlarına malik olmak sermayedarlar için tek başına bir anlam taşımamaktadır. Üretici güçler, yani işçilerce üretimin gerçekleştirilmesiyle döngü tamamlanır sistem işlemeye başlar, meta üretimi ve pazara arz süreklilik kazanır.  Üretimi gerçekleştiren işçinin yarattığı artık değere sermaye sahiplerince el konulması teoride emeğin tutsaklığı ve ürettiğine yabancılaşması olarak tanımlanmaktadır. Sermayenin ve üretim araçlarının sahibi olanlarca el konulan artık değer, işçinin meta üretimi için ortaya koyduğu ve bedeli işverence ödenmeyen çalışma sürecinin karşılığı olarak adlandırılmaktadır.


 

Hüseyin Özbek


Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar