Emperyalizmin
Hukuk Silahı
-Hüseyin Özbek-
Irak, ABD’nin başını çektiği, koalisyon
güçleri olarak tanımlanan çok uluslu bir ordu tarafından işgal
edildi. Irak’a tek başına girme yeteneğine sahipken, İngiltere başta
olmak üzere bazı müttefiklerini de yedeğine alma konusundaki ABD
ısrarı, egemen bir devletin toprağının hukuk dışı işgaline uluslar
arası meşruiyet arayışından ve suç yelpazesini genişletilmekten öte
bir anlam taşımamaktadır.
ABD’
nin görünürdeki işgal gerekçesi, Irak’ın kitle imha silahlarına
sahip olması ve ABD tarafından hasım olarak tanımlanmasıdır. Haydut
devlet olarak nitelenip, uluslar arası terör destekçiliği ve insan
hakları ihlaliyle suçlanan Saddam rejimi bu işgal sonucu devrildi.
ABD’nin Iraktaki önceliğinin demokrasi inşası yerine enerji
kaynakları ve bölgeyi denetim altına almak olduğu çabuk anlaşıldı.
Irak’ı
despotik bir tarzda yöneten Baas’cı Saddam’ın bağışlanmaz suçu,
petrol ve doğal gaz başta olmak üzere ülkesinin doğal kaynaklarını
ABD ile paylaşmamasıydı. ABD’nin tercihi, Ortadoğu diktatörlüğü
olarak nitelediği, petrolüne sahip çıkan Saddam rejimi yerine,
enerji ve tüm doğal kaynaklarını kendisine sunacak bir Ortadoğu
diktatörlüğüdür.
ABD,
petrol zengini Irak coğrafyasındaki işgalinin ve egemenliğinin
sürekliliğini arzu etmektedir. Bunun için bulduğu çözüm Irak ulusu
ve Iraklılık bilinci yerine, bu coğrafyada yaşayanların bir daha
asla bir araya gelemeyecekleri şekilde Kürtlük, Araplık, Şiilik,
Sünnilik ekseninde bir ayrışmadır. Kanlı bir etnik ve mezhepsel
çatışmanın içine itilen Irak’ta ABD etnik tercihini çoktan
yapmıştır! ABD’nin gözdesi, sosyolojik açıdan feodal özellikler
taşıyan Kürt aşiret yapısı ve liderleridir. Sorani lideri
Talabani’nin Cumhurbaşkanı, Barzan aşireti reisi Barzani’nin
de Bölgesel Kürt yönetiminin başına geçirilmesinin nedeni budur.
ABD
Irak’ta sosyolojik evrimin önüne geçmeye çalışmakta, burjuva üretim
ilişkilerinin ve bütünleşen ulusal pazarın zorunlu kıldığı ulus
devlet yerine aşiret ve mezhep tabanlı, güçsüz, minyatür bölgesel
yapılanmaları tercih etmekte ve hararetle desteklemektedir.
ABD’nin Irak’ta inşa etmeye çalıştığı demokrasi ve hukuk düzeni,
ulus devlet temelinde üniter bir yapıyı esas almamaktadır! Çağdaş,
demokratik bir rejim ve evrensel hukukun günümüzde ulaştığı değerler
dizgesinin de ABD açısından bir önemi yoktur. ABD’nin Irak’ta
istediği, çıkarlarına zarar vermeyecek, başta petrol kuyularının
bekçiliği görevini verdiği Kürtler olmak üzere, diğer etnik ve
mezhepsel kümelenmelerin hukukunu oluşturmak ve bu hukukun
sürekliliğini gerekirse silahla sağlamaktır!
Ekonomik ve siyasal anlamda iç dinamiklerin gelişmesiyle belli bir
refah düzeyi sağlanmadan, üretim ilişkileri en azından burjuva
demokrasisini taşıyabilecek bir düzeye ulaşmadan, demokratik
mücadeleler sonucu ortaya çıkacak ulusal bir irade oluşmadan,
herhangi bir ülkede çağdaş demokrasinin yerleşmesinin mümkün
olmadığını tarih bize göstermektedir. İstisna olarak savaşlar ve
devrimler sonucu ortaya çıkan ulusalcı, çağdaş rejimlerin
yerleşmesi, taban bulması ve yaşaması süreç içinde demokrasiyi
geliştirecek, olgunlaştıracak bir ekonomik yapının, siyasal
bilincince erişmiş geniş bir toplumsal tabanın varlığına bağlıdır.
Tarih
bize dış dinamiklerin himmetiyle gelişmiş bir ekonomi ve demokrasi
göstermemektedir. Ama ekonomik olarak etkin olanın, elinden tuttuğu
ülkenin (!) siyasal rejimini ve demokrasisini, hukuk düzenini
belirlediğini çokça göstermektedir.
Ulusal
Kurtuluş Savaşıyla emperyalistleri kovarak, demokratik, laik, halkçı
temelde çağdaş bir ulus devletin temelini atan, hukuk devrimiyle
teokratik, monarşik yapıyı değiştiren bir ulusun onurlu mirasına
sahip Türkiye’ye epeydir yeni bir hukuk elbisesi biçilme süreci
yaşanmaktadır. Genç Türkiye Cumhuriyeti, siyasal bağımsızlığın
sürekliliği için ekonomik bağımsızlığın sağlanması zorunluluğunun
bilincindedir. Atatürk Türkiye’sinin gerçekleştirdiği devrimler
sürecinde, çağdaş uygarlığı hedefleyen toplumsal dönüşümlerle
ekonomik ve siyasal bağımsızlığın hukuk temeli oluşturulmuştur.
Çöküş
döneminde yarı sömürge durumuna düşmüş Osmanlı’yı yok oluşa
sürükleyen, çok dinli, çok dilli, çok etnikli hukuk düzeni, Neo
Osmanlılık ve Ilımlı İslam yönlendirmesiyle Türkiye’ ye
yeniden giydirilmek istenmektedir. AB ve ABD tarafından günümüz
Türkiye’ sinin içine düşürüldüğü ekonomik ve siyasal durum hukuksal
bir temele oturtularak batının ekonomik ve siyasal çıkarları hukuk
güvencesine kavuşturulmak istenmektedir. Bu girişimle ulaşılmak
istenen sonuç hukuk kapanı veya hukuk kelepçesi olarak ta
nitelenebilir.
Çoktan
beri ABD ve AB’nin çizdiği sınırlar dışında ekonomik, siyasal,
diplomatik insiyatif kullanamayan Türkiye’ye koalisyon güçlerinin
askeri müdahalesini gerektirmeden giydirilecek bir hukuk elbisesiyle
sömürülerinin sürekliliğini sağlamayı düşünmektedirler.
Sivil
anayasa, renksiz anayasa, kokusuz, milli dokusuz anayasa söylemleri
bir de bu açıdan incelenmelidir. Siyasal iktidarın siparişi olduğu
anlaşılan Anayasa taslağının içeride tartışılmadan önce niçin
Vaşington ve Brüksel gibi ulus ötesi güçlerin bilgi ve onayına
sunulduğunun iyice düşünülmesi gerekmektedir.
Sivillik, çağdaşlık, reform, uyum söylemleriyle Türkiye’ye
dayatılanın çağdaş bir sömürge hukuku olduğu açıktır. Emperyalizm
savaşsız dönüşüm sağlayamadığı durumlarda silahlı güçlerini devreye
sokmakta, istediği sömürge hukukunu silahla yerleştirmektedir.
Ekonomik ve siyasal denetimine aldığı, yerli sermayeyi milli
olmaktan çıkarıp sermayeleştirip işbirlikçiye dönüştürdüğü ülkelerde
ise fonladığı akademisyenlere sömürge hukuku sipariş etmeyi tercih
etmektedir.
Türkiye’de şu anda emperyalizmin konvansiyonel veya nükleer
silahlarını değil, son keşfi hukuk silahını devreye soktuğu
bir süreç yaşanılmaktadır.
Hüseyin Özbek
Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri
25 Mayıs 2008