Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

31 Mart 2008

Ivan İllich

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Kemalizm'i Devletten Kazımak!


-Hüseyin Özbek-


Son dönemde yaşanan ucu açık gözaltı ve tutuklamalara ilişkin süreç bir gazeteci tarafından  Kemalizm’in devletten kazınması olarak değerlendirildi. Aynı gazeteci ve yandaşları bu sürecin İttihat ve Terakki anlayışının Türk devlet yapılanmasından tasfiyesi olarak ta adlandırılabileceğini vurguladılar.

 

23 Temmuz1908 II.Meşrutiyet sonrasında etkileri Cumhuriyet döneminde de bir şekilde hissedilen iki siyasi parti ortaya çıktı: İttihat ve Terakki ile amansız hasmı Hürriyet ve İtilaf Partisi.

 

Uzun illegalite dönemi sonlarına doğru Rumeli’de ayaklanan  İttihat ve Terakki yanlısı subayların baskısıyla ilan edilen II.Meşrutiyet ittihatçıların doğrudan iktidarı alması anlamına gelmiyordu.1908-1913 yılları arasında sık sık değişen hükümetlerde denetim ve inisiyatifi söz konusuydu. 23 Ocak 1913  Babıali baskınından 13 Ekim 1918’de Sadrazam Talat Paşa’nın istifasına kadar değişik hükümetler ve başbakanlarla ittihatçıların doğrudan iktidarı sürdü. 5 Kasım 1918’ deki son toplantıda alınan kararla İttihat ve Terakki adı tarihe karışır. Aynı anlayış doğrultusunda Teceddüt Fırkası kurulur. İttihatçı önderlerin mütareke sonrasında ülkeyi terk edişinden, birçok ileri gelenin de tutuklanmasından, bir biçimde tasfiyesinden sonrasında  başlayan milli mücadele sürecinde Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin İttihatçı kadrolarca kurulduğunu görürüz.

 

Osmanlının, ister  İtilaf yanlısı ( İngiliz-Fransız- Rus bağlaşıklığı ) ister İttifak yanlısı ( Alman – Avusturya Macaristan bağlaşıklığı ) olsun, yazgısının emperyalistlerce parçalanmak, bölüşülmek olarak belirlendiği bir dönemden söz etmekteyiz. Osmanlı devleti, İngiliz Fransız Rus bağlaşıklığının  dışlaması ve düşmanca tutumu karşısında  İttihatçı liderlikçe Alman emperyalizminin safında son yazgısı doğrultusunda savaşa sokulur. Savaş öncesinden başlayıp, savaş süresince yoğunlaşan, iktisadi ulusçuluk olarak adlandırılabilecek bir politika izlenmeye çalışılır. Savaş başlangıcında İttihatçı iktidar kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını ilan eder ( Ancak bu karar müttefik Almanya tarafından bile kabul edilmez. Savaştığı hasımlarından daha şiddetle müttefiki Osmanlının kapitülasyonları kaldırmasını protesto eder! ) Ekonomik alanda Türk-Müslüman sermayesinin azınlık ve yabancı sermayenin yerini almasına yönelik politikalar oluşturulur. Türk kapitalist sınıf yetiştirmek, Türk girişimciler oluşturmak amacıyla şirketler, bankalar, kooperatifler örgütlenmeye başlanır. İktisadi Türkçülük olarak tanımlanabilecek bu girişimlerle uzun vadede ekonomik bağımsızlık amaçlanır.

 

Yukarıda kısaca değindiğimiz gibi, I.Dünya Savaşı sonrasında ve mütareke ortamında İttihatçıların önder kadrolarının birçoğu yaşanan süreçteki tutuklamalar, suikastlar, idamlar, yurt dışına çıkış sonucu tasfiye olurlar. Sağduyulu bir tavırla yaşananlardan ders alıp, ütopik yaklaşımlardan, gerçekleşmesi olanaksız düşlerden arınıp, Türkiye’nin kurtulması ve kuruluşu sürecine katılan, sorumluluk üstlenenler ise genç Cumhuriyetin harcında önemli pay sahibi olurlar. İttihat ve Terakki’nin amaçladığı, fakat büyük savaşın girdabında kaybolan, ulusçu temelde bağımsız, çağdaş milli ekonomiye dayalı milli bir devletin inşasının düşünceden uygulamaya geçirilişinin hem tanığı hem uygulayıcısı olurlar.

 

II.Meşrutiyet Meclis-i Mebusan’ında 31 Mart 1909 sonrası, İttihat ve Terakki’ye karşı gelişen muhalefet sürecinde Rum, Ermeni, Arap, Bulgar ve Arnavut mebusların da iştirakiyle geniş bir yelpazeye dayalı olarak ortaya çıkan  Hürriyet ve İtilaf Partisi 21 Kasım 1911’de ( 8 Teşin-i sani 1327 ) de kuruldu. Kurucuları arasında İsmail Hakkı Paşa, Dr. Dagavaryan ( Sivas Mebusu  ), Mustafa Sabri Efendi ( Tokat Mebusu ) Abdülhamit Zohravi Efendi ( Hama Mebusu ) Dr.Rıza Nur ( Sinop Mebusu ) Hasan Bey ( Priştine Mebusu ) Damat Ferit ve Müşir Fuat Paşa ( Ayan Meclisi azaları ) Ferik mütekaidi Süleyman Paşa, miralay mütekaidi Sadık Bey  ve bir kısım  mebus bulunmaktadır. İttihatçılara amansız muhalefetin geniş yelpazesinde bir araya gelen itilafçılar arasında  Meclis-i Mebusan’daki azınlık temsilcilerinin yoğunluğu dikkat çekecek ölçüdedir.

 

İktidardaki İttihatçılara karşı yürüttükleri sert muhalefet 1913’ te Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın, Hürriyet ve İtilaf yandaşı Halaskar Zabitan grubunca katline kadar sürer. Suikast sonrasında şiddetlenen ittihatçıların baskı kampanyasıyla Hürriyet ve İtilaf mütareke dönemine kadar siyasi hayattan silinir. Hürriyet ve İtilaf Fırkası I.Dünya Savaşı yenilgisiyle İttihatçıların ortadan çekildiği mütareke döneminde tekrar canlandırılır.14 Ocak 1919’ da, çoğu sonradan Milli Mücadeleye ihanet nedeniyle Yüzellilik olup yurt dışına sürülecek olan Müşir Nuri Paşa, Zeki Paşa, Seyit Abdülkadir Efendi ( Ayan azası ve Kürt Teali Cemiyeti Reisi ), Mustafa Sabri Efendi ( Tokat mebusu ve Şeyhülislam ), Ali Kemal Bey ( Sabık nazır,  Darülfünun müderrisi ), Refik Halit ( Karay ) Bey, ( Sabık Posta Telgraf Müdür-i Umumisi, yazar ), Rıza Tevfik ( Bölükbaşı ) Bey ( Sabık Nazır, Ayan Azası, Darülfünun müderrisi –Sevr imzacısı ) kuruculardan bazılarıdır.

 

Kurtuluştan sonra ülkeyi kendiliğinden terk edenlerin yanında, ihanetleri tescilli işbirlikçilerden  Yüzellilikler olarak adlandırılanlar yurtdışına  gönderilir. Atatürk’ün ölümünden sonra çıkarılan afla büyük çoğunluğu ülkeye döner.Şeyhülislam Mustafa Sabri başta olmak üzere kimileriyse ülkeye dönmeyip, Cumhuriyet düşmanlığını yaşam boyu artan bir kinle sürdürürler. Sembolik Yüzellilik listesinin dışında kalmayı başaran işbirlikçilerle   Hürriyet ve İtilaf  çizgisinin sadık yandaşları kurtuluş ve kuruluş yıllarının çoşkulu dönemini uykuyla geçiştirirler. Devrimci Cumhuriyetin ulusçu kadrolarının süreç içinde tasfiyesiyle   devletin silik, sinik, teslimiyetçi Tanzimat bürokrasisinin eline düşeceği günü sinsi bir sabırla beklerler!

 

Gelinen noktada, kanla irfanla kurulan Cumhuriyetin heyecanının sürdüğü, anayurdun demir ağlarla örüldüğü, Türk’ün çalışıp, güvenip, övündüğü,  cumhuriyete göğüslerin tunçtan siper edildiği , durmanın yaraşmadığı, ilerinin hedeflendiği yılları tam siper atlatan Damat Ferit ve Hilafet ordusu artığı İtilafçıların ortalığa iyice döküldüğü bir dönemi yaşıyor Türk ulusu! 

 

Kurtuluşun, kuruluşun, cumhuriyet devrimlerinin yarattığı  özgüven içinde ulusça dünyaya kafa tutulan bir dönemden sonra,  ikbal ve itibar basamaklarından çifter çifter çıkartılan Damat Ferit ardıllarının, Atatürk Cumhuriyeti ile yüzyıllık hesabı görme aşamasına gelmenin  zafer sarhoşluğundan başlarının döndüğü anlaşılıyor!  

 

Damat Ferit başta olmak üzere İşgal İstanbul’unun işbirlikçi hükümetlerinde bakanlık ve üst düzey yöneticilik  yapanlardan mütareke münevverlerine, Kürtçüsünden , o dönemde emperyalizmin amiral gemisi olan İngillizlerce ılıtılan İslamcısına kadar bir yığın Hürriyet ve İtilafçının günümüzdeki mirasçıları beklenen günün geldiğini düşünerek Kurtuluşun ve kuruluşun simgesi Türkiye Cumhuriyetinden yenilginin rövanşını alacakları altın vuruşun heyecanını yaşıyorlar!  

 

Kemalizm, emperyalizm tarafından yarı sömürge haline getirilmiş bir ülkenin ve ulusun kurtuluşu ve bağımsızlık temelinde yeniden inşasının simge adıdır. Türkiye Cumhuriyeti tekil ve ulus devlet olarak kurulurken, gelecekte yeniden emperyalist sistemin sömürü ağına düşmemek için ekonomik ve siyasal bağımsızlığı temel almıştır. Devletin düşünsel, siyasal ve ekonomik yapılanması buna göre düzenlenmiştir. Yurttaşlarına hangi kökenden olursa olsun ulus bilinci vermeyi, ulusçu yapmayı amaçlamıştır. Etnik ve dinsel ayrışma ve farklılaşma yaratacak bir yapılanmaya ve anlayışa izin vermemiştir. Cumhuriyetin kurucu ideolojisinde ve Atatürk ilkelerinde temel alınan milliyetçilik antiemperyalist ve ulusçu bir anlayış çerçevesinde tanımlanmaktadır. Bu nedenle ayrıştırıcı değil, kapsayıcı ve birleştirici bir özelliğe sahiptir.

 

Kemalizmin devletten tasfiyesi söylemi aslında ulus devlet olmaktan vazgeçme, küresel sermayenin istemi doğrultusunda üniter yapının etnik ve dinsel cemaatler doğrultusunda ayrıştırılması anlamına gelmektedir. Kemalizmin ve İttihatçı anlayışın devletten tasfiyesinin demokratikleşme, devletin otoriter ve faşizan yapılanmadan demokratik yapılanmaya geçiş olarak tanımlanması Türk ulusuna kurulan büyük tuzağın süslü örtüsü olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Arzu edilen küresel sermayenin  ulus devletin ulusal direnciyle karşılaşmadan istediği gibi at oynatacağı kabileler, cemaatler federasyonuyla sömürüsünü daim kılmaktır. Kemalizmin, ittihatçılık ve çete söylemleriyle bir arada anılması milletin ortak değerinin, birleştirici paydasının kavram kirletilmesi yoluyla devletin kurucu ideolojisi olmaktan çıkarmaktır.  Kemalizm veya Atatürkçülük Türk ulusunun bilincinden ve devletten ayıklandığında geriye devlet ve ulustan da bir şey kalmayacağını bildikleri için bu kampanyayı ısrarla sürdürmektedirler ve demokrasi ambalajıyla sunmaktadırlar. Yine bunun içindir ki, Türk varlığının ve geleceğinin olmazsa olmazı olan ulusçuluk ve ulusalcılık, Türk ulusunun ve Türk devletinin hasımlarınca hasım olarak tanımlanmaktadır! 

                                                                                                                  

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri,

31 Mart 2008



Fener'i Tahkim Etmek -Hüseyin Özbek-


Bilindiği gibi, ABD ve AB yetkilileri ülkemize gelişlerinde Patrikhane ve Patrik hazretlerini ziyarete özel bir önem vermektedirler. Patriğe gösterilen ilgi ve saygı, ziyaretin kamuoyuna yansıtılış biçimi ve ziyaret sonrasında verilen demeçlerin Türk Devleti nezdinde Patriğin konumunu güçlendirmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Üst düzey ABD yetkililerinin yoğun Fener ziyaretleriyle  kamuoyuna  yansıtmaya özen gösterdikleri duyarlılıklarının yanında, Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’ un Haziran 2007’de İstanbul’a gelişinde görüştüğü Bartholomeos’la ilgili olarak; “Türkiye’deki en önemli görüşmem “ sözü iyi algılanmalıdır.



Üretim Tutsaklığından Tüketim Özgürlüğüne! -Hüseyin Özbek-


Öğretiye göre üretim araçlarına malik olmak sermayedarlar için tek başına bir anlam taşımamaktadır. Üretici güçler, yani işçilerce üretimin gerçekleştirilmesiyle döngü tamamlanır sistem işlemeye başlar, meta üretimi ve pazara arz süreklilik kazanır.  Üretimi gerçekleştiren işçinin yarattığı artık değere sermaye sahiplerince el konulması teoride emeğin tutsaklığı ve ürettiğine yabancılaşması olarak tanımlanmaktadır. Sermayenin ve üretim araçlarının sahibi olanlarca el konulan artık değer, işçinin meta üretimi için ortaya koyduğu ve bedeli işverence ödenmeyen çalışma sürecinin karşılığı olarak adlandırılmaktadır.



Türk Milleti'ni Yeniden Ergenekon'a Kapatmak -Hüseyin Özbek-


Türk mitolojisinde ağır bir yenilgi sonrası yok olmakla karşı karşıya kalan ulusumuzun sığındığı aşılmaz dağlarla çevrili, Ergenekon denilen yeryüzü cennetinde çoğalması, güçlenmesi, günü gelince de demir dağı delerek yeniden görkemli günlerine kavuşması anlatılır. Destana göre Ergenekon’ a sığınışta ve çıkışta Türk ulusunun yol göstericisi bir bozkurttur. Uğursuz Mütareke ruhunun günümüzdeki mirasçılarına ve efendilerine, mazlum bir halkın bağımsızlık iradesinin, özgürlük tutkusunun hapsedilebileceği bir Ergenekon’un mümkün olamayacağının yeniden hatırlatılması gerekiyor. 


 

Hüseyin Özbek


Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar