Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

29 Aralık 2007

Hacı Taşan

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Kraliçenin Uşağı, Bakkalların Lordu!


-Hüseyin Özbek-


18 ve 19.yüzyılların süper gücü İngiltere, 20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar bu durumunu sürdürdü. 2.Dünya Savaşı sonrası emperyalizmin amiral gemisi olma görevi ABD’ ye geçse de klasik sömürgecilik döneminden sanayi kapitalizmine, oradan da günümüzün küresel emperyalizmine uzanan birkaç yüzyıllık sömürü tecrübesinin mirasçısı İngiltere asla yabana atılacak bir güç değildir!

 

Dünün topraklarında güneş batmayan Birleşik Krallığı, Irak’ ın işgalinde ABD’nin en büyük ve en iştahlı destekçiliğine boşuna soyunmamıştır. Birinci Dünya Savaşında işgal ettiği Osmanlı toprağında, yüzyıllar sürecek  etnik ve mezhepsel düşmanlıkların tohumunu ekerek masa başında  yapay uluslar ve yapay devletçikler oluştururken bu günleri hesaplamıştır.

 

Kimi yerde cetvelle çizilmişçesine dümdüz, kimi yerde son derece karmaşık kıvrımlı haritalar bazılarınca kolay anlaşılmasa da geleceğin petrol coğrafyasını oluşturanlar ne yaptıklarını gayet iyi bilmekteydiler!

 

Günümüzün İngiltere’si ( United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland ) Birleşik Krallık adasına  sığacak kadar küçülmüş görünse de, sömürgeci geçmişinin ekonomik, siyasal, diplomatik ve kültürel mirasıyla dünyada hala söz sahibi olduğunu her fırsatta göstermektedir. İngiliz Milletler Topluluğu adı altında eski sömürgeleriyle ekonomik, kültürel ilişkilerini sürdürmekte, İngiliz emperyalizminin sihirli iletkeni İngilizce, dünyanın büyük bir kesiminde okyanuslara ve karalara hükmettiği imparatorluk günlerinin kültürel sembolü olarak dalgalanmaktadır.

 

İngiltere, sömürgecilik deneyimleriyle kazandığı birikimleri geliştirerek yoluna devam etmektedir! Emperyal geçmişin hatırası her renkten her dinden, her cinsten insanın Londra sokaklarındaki bolluğunun  bir anlamı vardır. Kraliçelerinin devleti ( Eskilerin deyimiyle İngiltere Devleti Fehimanesi ), İngilizler dışında, işine yaramayacak kişilere topraklarında asla ikamet izni vermez!

 

Geçmişin görkemli imparatorluk coğrafyasının değişik yörelerinden gelenler, Britanya’ da gerçek İngilizlerin bile gösteremeyeceği düzeydeki Anglosakson sadakatleri nedeniyle sömürge kontenjanından yararlanmaktadırlar!

 

Salman Rüşdi’nin, Teslime Nesrin’in, Nakşibendi Şeyhi Nazım Kıbrısi’ nin, Irak Şiilerinin başı Ayetullah Sistani’nin, devam etsek sayfaların yetmeyeceği daha birçoklarının Londra’ ya postu sermelerinin nedeni İngiliz yüksek çıkarları öyle gerektirdiği içindir. Sakla samanı, gelir zamanı her ne kadar çok bilinen bir Türk Atasözü olsa da, İngilizlerin bu sözün gereğini daha bir iyi yerine getirdikleri anlaşılıyor!

 

Ulusal direnişler ve antiemperyalist başkaldırılar sonucu sömürgelerini terk zorunda kaldığında, şeklen bağımsızlaşan eski sömürge halkını sonsuza kadar etnik ve mezhepsel boğazlaşmaya sürükleyecek zaman ayarlı sosyo psikolojik bubi tuzaklarını geride bırakır Büyük Britanya Krallığı!

 

Yüzyıllarca sömürdüğü İslam coğrafyasını terk ederken yaptığı da budur. Kıbrıs, Filistin, Hindistan, Pakistan, Keşmir, Afganistan, Irak, İngiliz mirası çatal kazıkların, zaman ayarlı tuzakların girdabında bunun için debelenmektedirler.

 

Birleşik Krallık, İslam coğrafyasından devşirdiği, sömürge kültürüyle yoğrulmuş, ruhen İngilizleşmiş, ılımlılaşmış, ılıtılmış Müslümanların kimine edebiyat, kimine barış ödülü vermekte, kimini insan hakları savunucusu, kimini yılın hukukçusu yapmakta, kimilerine de bol keseden asalet unvanları bahşetmektedir. Ödüllendirdiklerinin, lordluk bahşettiklerinin üzerinden, hem Britanya’da yaşayan, sömürge coğrafyasından kopup gelen sığıntıları denetlemekte, ödül rüyaları gördürerek sadakatlerini daim kılmakta, hem de eski sömürge halklarına Londra’yı asalet unvanlarının dağıtıldığı, küresel adaletin taksim edildiği bir demokrasi Kabe’si olarak yutturmaktadır!  

 

Sömürge kontenjanından lord yapılıp parlamentoya sokulan, Lordlar Kamarası’nın (House of Lords) saygın üyesi Pakistan asıllı Lord Ahmet Nazir,  kraliçenin hükümetinin kendisine verdiği görevleri eksiksiz yapmakta, tırışkadan kaptığı lord sanına layık olmak için gecesini gündüzüne katmaktadır. İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve bilumum lord kadroları dolu olmalı ki, Kraliçe Ahmet’ i bakkalların lordu yapmış! Bize aşırı sevgisinden olmalı, ikide bir Bakkalların Lordunu Türkiye’ yi ilgilendiren bir etkinliğin içinde görüyoruz.

 

25-27 Ekim 2007 tarihlerinde İngiliz Parlamentosu ve London Scholl of Economics Fethullah Gülen konferansına ev sahipliği yaptılar. Konferansın konusu : “ Tüm dünyadaki Müslümanları etkileyen dini bir entelektüel ve barış girişimcisi olarak Fethullah Gülen’in etkisini anlamak”. Konferansın düzenleyici kurulunun başında da İngiliz Parlamentosu adına Lord Ahmet Nazir bulunuyor. Konferansın konu başlıklarından birkaçını sıralayalım kısaca:

 

- Türkiye’de İslam ve laiklik konusunda değişen perspektifler: AKP ve Gülen hareketi.

- Gülen’in söylemi ve İngiliz Müslümanları üzerindeki etkisi.

- Fethullah Gülen Aleviler’ e hitap edebilir mi?

- Fethullah Gülen ve barışın sağlanması.

 

Sömürge Lordunun İngiliz çıkarlarının  yörüngesinde gelişen Türkiye’ ye yönelik ilgisi elbette bu konferansla sınırlı değil! 10 Aralık 2007 Dünya İnsan Hakları Günü’ nde  İngiliz Parlamentosu’nun duvarlarını terör örgütü lideri Apo posterlerinin süslediği 3 nolu komite odasında bir etkinlik düzenlendi. Ulusal Kaderi Tayin Hakkı Parlamenterleri Grubu ( PNSD ) tarafından gerçekleştirilen konferansta ev sahibi sıfatıyla konuşan Lord Ahmet: “ Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesel olarak kabul ettiğimiz bir hak. Bu gün burada söz konusu sorunu yaşayan Kürtler, Kosovalılar, Sihler ve Keşmirlilerin temsilcilerini dinledik” dedi. Konferansa Türkiye’den DTP milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Özdal Üçer katıldılar ve konuya ilişkin görüşlerini açıkladılar.

 

Ulusların kaderlerini emperyalist çıkarlar doğrultusunda tayin etmeye yönelik konferansların bundan sonra da devam edeceği anlaşılıyor. Londra gibi emperyalist merkezlerde kadersizliğin tayin edileceğini anlayamayan, kadersizliğin kader olarak kabullenilmesi kulaklarına üflenen kadersizlere ne demeli? İngiliz Parlamentosunun çatısı altında özgürlük afyonuyla uyutulanların değişmez kaderi İngiliz sicimiyle ayrılmayacak biçimde Birleşik Krallığa bağlanmaktır!

 

Ne diyelim, kimilerinin kaderinde de İngiliz oltasının ucuna takılı Lord Ahmet yemine  uzanıp yemlenelim derken yem olmak varmış!                                                                                     

 

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri,

29 Aralık 2007



Etnik Virus ya da Etnik Radyasyon -Hüseyin Özbek-


İşçi sınıfının ekonomik demokratik mücadele aygıtı sendikalardır. İşverenlere karşı işçi sınıfının çıkarlarını savunmak, sınıf dayanışmasını örgütlü hale getirerek güçlendirmek, kapitalist düzene karşı demokratik alanı emek açısından genişletmek sendikal uğraşıların başında gelir. Dar anlamda işçi sınıfının dışındaki çalışan kesimlerce oluşturulan birlikler ise yakın zamana kadar demokratik kitle örgütleri olarak adlandırılmaktaydı. Kamu görevlileri, öğretmenler, sağlık çalışanları, teknik hizmetler, üretici kooperatifleri ve daha başkaca emek kesimlerini kapsayan geniş yelpazedeki dayanışma amaçlı yapılanmalar demokratik kitle örgütü tanımının içinde kalmaktadır.



Mahmut Esat Bozkurt ve Türk'ün Hukuku -Hüseyin Özbek-


Mahmut Esat Bozkurt  ( 1892 - 1943 ) İlk mektepten İdadi (Lise ) bitimine kadar İzmir’de öğrenim gördü. 1908’de kaydolduğu Darülfünun Mekteb-i Hukuk’tan ( İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ) 1912’de mezun oldu. Mahmut Esat’ın çocukluk ve gençlik yıllarının İzmir’inde, Batının ekonomik ve kültürel etkisi fazlasıyla hissedilir. 19. yüzyıl sonları, yirminci yüzyıl başlarının İzmir’inde Levanten kesim ve gayrimüslim komprador burjuvazinin damgası çok belirgindir. Emperyalizmin pençesine çoktan düşmüş Osmanlı’nın bu kozmopolit liman kentinde Türklerin kendilerini yabancı hissettikleri bir dönemden bahsediyoruz.



Kuzey Irak Operasyonu Devam Ediyor -Hüseyin Özbek-


Kuzey Irak Operasyonu başlıklı makalemiz Yeni Hayat Dergisinde 2007 Nisan’ ında yayınlandı. Makalemizde Türk kamuoyunun tırmanışa geçen bölücü terörün kaynağının Irak’ın Kuzeyinde ABD destekli yapılanma olduğunu düşündüğünü,Türk Silahlı Kuvvetleri adına yapılan çeşitli açıklamalarda da buna işaret edildiğini, Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ ın ABD ziyaretinde ve dönüşte yaptığı çeşitli açıklamalarda bu kaynağın ve güç merkezinin dağıtılması için sınır ötesi operasyon yapılmasının bir zorunluluk haline geldiğine işaret ettiğini, siyasi iradenin karar alması durumunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konuda üzerine düşeni yapacağını belirttiğini, batı güdümlü kukla devlet gönüllüsü aşiret liderlerinin siyasal iktidar yetkilileri tarafından muhatap alınmaması gerektiğinin altını çizdiğini yazmıştık.


 

Hüseyin Özbek


Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar