Yazar | 
Hüseyin Özbek |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Uyum Anayasası
-Hüseyin Özbek-
AKP iktidarınca hazırlatılan yeni Anayasa taslağına ilişkin tartışmalar sürüyor.AKP’nin yanında bazı meslek örgütlerinin anayasa girişimleri olduğunu duyuyoruz. Önceki yıllarda TBB ve TÜSİAD tarafından da tasarılar hazırlanmış, AKP milletvekili Prof. Zafer Üskül geçmişte hazırlatılan taslaklarının mutfağında yer almıştı. Üskül’ ün bu komisyonlarda edindiği sivillik ve renksizlik deneyimlerinden AKP’ nin fazlasıyla yararlanacağı anlaşılıyor. Anayasa’dan Atatürk, Atatürk ilkeleri, ulus devlet duyarlılığı, devlet yapılanmasındaki güçler dengesi ve Türklüğe ilişkin motiflerin çıkarılmasının ne anlama geldiğini irdelemeden önce bir soruyu yanıtlayalım: Anayasa niçin değiştirilmek istenmektedir? Anayasa değişikliği toplumsal bir talepten mi kaynaklanmaktadır? Geçmişte TÜSİAD yeni anayasa tasarısıyla ulusumuzun demokratik istemlerini mi dile getirmiştir, yoksa Türkiyeli sermayenin küresel sermayeyle entegrasyonunun hukuk ayağının tamamlanması mıdır istenen? Yine sivil ve renksiz anayasa ile Türk ulusu ve ulus devlet tekilliği, sivillikten silikliğe, renksizlikten bin bir renkli alt kimliklere doğru yatay geçiş mi yapacaktır? Devlet yapılanmasının hukuksal omurgası, ana yazılımı olarak ta nitelenebilecek anayasanın üniter, laik, demokratik, çağdaş özelliklere işaret eden yapısı çok kimlikli, çok dilli bir yapıya dikey geçiş mi yapacaktır? Bu sorular kuşkusuz çoğaltılabilir. Yeni dönemde küresel sermayenin ve ona eklemlenmiş Türkiyeli sermayenin, Waşington ve Brüksel’in açık desteğini alan AKP, iktidarının ilk döneminde eksik kalan düzenlemeler için kolları sıvamıştır. İç ve dış sömürgenlerin arkalamasıyla iktidarının birinci döneminin başlarındaki görece ihtiyatlılığa da ihtiyaç duymayacak ölçüde atak bir tavır sergilemektedir. Çankaya’ya çıkış sonrasında stratejik üstünlüğü tamamen ele geçirdiğini düşünmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri organize iç ve dış saldırılarla bunaltılmakta, faşizan eğilimli, darbeci, demokrasi karşıtı olarak suçlanmakta, bazen ima yollu, bazen açıkça küçük düşürmeye yönelik tavırlar sergilenmektedir. Süreç içinde arkasındaki halk desteği psikolojik operasyonlarla kesilerek, suçluluk duygusu içinde kışlasından çıkamaz hale getirilmek istenmektedir. AKP iktidarı, muhalefet seçim yenilgisinin tetiklediği parti içi kavgalarla boğuşurken, sermayenin medyası halkı uyuturken, işi bitirmek istemektedir. AKP iktidarı yeni dönemine Çankaya’yı ele geçirip, rejimi değiştirme ve dönüştürmede önemli bir engeli aşarak başlamıştır. Yeni anayasa ile, mevcut Anayasanın koruması altındaki YÖK, üniversiteler ve yargı başta olmak üzere, bazı kurumların, kısmi özerkliği, görece bağımsızlığı, iktidar karşısında denge unsuru ve rejim güvencesi olma özelliği yok edilmek istenmektedir. Amaç Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevcut anayasa ve yasalardan kaynaklanan, devlet yapılanması içindeki etkin konumunu dayanaksız bırakarak zayıflatmak, dikkate alınması gereken bir güç olmaktan çıkarmaktır. AKP anayasasında sivillik ve demokrasi söylemiyle oluşturulacak yapıda dar bir alana hapsedilecek olan Türk Silahlı Kuvvetleri işlevsiz bırakılarak, pasif bir figüre dönüştürülmek istenmektedir. AKP, bu süreçte ılımlı İslamcılarla, aynı kaynaklardan beslenen fonlu sivil toplumcuları da işin içine katarak, çağdaş ve sol kesimin de (!) de desteği alınmış ve toplumsal mutabakat sağlanmış görüntüsü vermeye çalışmaktadır. 12 Eylül Darbesinin ürünü militer ruhlu anayasayı ortadan kaldırıp, sivil ve renksiz anayasa getirileceği söylemiyle de, emperyalist-kapitalist sistemle barış çubuğu tüttüren, ulus devletine karşı savaş baltasını bilemiş eski solcu yeni sivil toplumcu kesime tavuk yemi atılmaktadır. Tavuk hırsızlarının klasik bir yöntemi vardır: Ucuna mısır düğümlenmiş sicim uzatıldığında tavuklar içgüdüsel olarak yeme saldırır. Sicimli yem kursağına indiğinde yavaş yavaş çekmeye başlayan hırsıza direnemez, ses çıkarıp sahibini de uyaramaz. Sonunda torbayı boylayacağı operasyon sessiz sedasız gerçekleşir. Sicimin ucundaki sivil ve de renksiz, kokusuz tavuk yemini bizim foncu siviller çoktan yutmuş gibi görünüyor. Türkiye’yi ekonomik ve siyasal alanda büyük oranda vesayet altına almış olan ulus ötesi güçler, ulus devletin ulusal hukukundan geriye ne kalmışsa onları da ayıklayarak, sistemle bütünleşmeyi hukuk entegrasyonuyla tamamlamak istemektedir. Özelleştirmeler başta olmak üzere yağma ekonomisinin keyfi idari tasarruflarına karşı hukuk yolunu tümden kapatmanın en kolay yolu temel yasayı, yani anayasayı ortadan kaldırmaktır.Vahşi kapitalizmin altta kalanın canını çıkaracak ekonomik cangılına engel olmayacak bir anayasadır istenen. Küresel sermayenin, günümüz emperyalizminin komuta merkezleri ABD ve AB epey zamandır, sistemle uyum ve entegrasyonda pürüzler çıkaran, arada bir kısa devre yapan unsurların tasfiyesi için sivil ve renksiz bir anayasa gerektiğini, mevcut anayasada kısmen varlığını sürdüren kırmızı beyaz rengin ve Atatürk silüetinin görüntü kirliliği yarattığını söylemektedirler. Durumdan vazife çıkaran bizimkiler de, kırmızı-beyaz rengin ve Atatürk görüntüsünün silineceği sivil, renksiz, kokusuz, milli dokusuz bir anayasa için kolları sıvamakta gecikmediler. TESEV’ci profesörlerin, Atlantik ötesinden ve Brüksel’den fonlanan sivil toplumcuların el, dil ve gönül birliğiyle kotardıkları Cumhuriyet ve Atatürk’le hesaplaşma anayasasıdır söz konusu edilen. Entegrasyon ve uyum anayasası yolunda, şimdilik fazla renk verilmese de, kokusu, dokusu ve rengi yakında tümüyle ortaya çıkacak uyumlu çalışmaların kısa görüntüsü budur… Hüseyin Özbek Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri, 6 Eylül 2007
|
Bağımlı Bağımsızlar -Hüseyin Özbek-
Bilincin esir alınmasında, duyuların körleştirilmesinde sözün önemi büyüktür. Son yılların büyülü sözcüğü Küreselleşme bunun en çarpıcı örneğidir. Küreselleşme; emperyalist toplum mühendisliğinin, algı sihirbazlığının ortaya attığı mıknatıslı bir terim. Çekimine kapılıp, kendisini küreselliğin bir parçası, küreselliğin paydaşı olarak kabul etme, sömürünün nesnesi olan çoğunluğa özne olduğu sanısını verme, küresel efendilerin toplumsal bilince ne ölçüde müdahale edebilmiş olduklarının da göstergesidir.
|
Türkiye ve Savaş -Hüseyin Özbek-
Jabotinsky, İngiltere-Fransa-Çarlık Rusya’sı-İtalya bağlaşıklığından yana bir yaklaşımla kaleme almış yazılarını.Yazarın, Almanya-Avusturya-Macaristan- Osmanlı ittifakının savaşı yitireceği öngörüsü gerçekleşti.Yazar savaşın çıkış nedeninin İtilaf devletlerinin iddialarının aksine Alman militarizmi değil, “Doğu Sorunu” olduğunda ısrarlıdır. Savaşın Osmanlı Asyası’nı paylaşmaktaki uzlaşı yoksunluğundan çıktığına işaret eden Jabotinsky’ e göre Fransızlar Suriye’ye, İngilizler Mezopotamya’ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlara, Yunanlılar ve İtalyanlar İzmir’e göz dikmişken, Almanya Osmanlı’yı tümüyle himaye altına alma gerekçesiyle Doğu’nun tüm zenginliklerine talipti. Ona göre Osmanlının parçalanması artık kaçınılmazdı.
|
Türk Kalesi Yıkılınca -Hüseyin Özbek-
Kitabımıza ad olan Türk Kalesi Yıkılırken makalemiz Mayıs 2001 tarihinde Yeni Hayat dergisinde yayınlandığında, Osmanlı’nın Mekke’yi korumak amacıyla inşa ettiği Ecyad Kalesi ayaktaydı. Yazının amacı, Ecyad Kalesi’ni yıkıp yerine Zemzem Kulelerini dikmeyi kafaya koymuş Suudi girişimine karşı Türk Dış İşlerini, hükümeti, devleti uyarmanın yanında, kamuoyu duyarlılığı oluşturmaya yönelikti. Ne acıdır ki; Suudileri küstürmeyi göze alamadı bizimkiler. Mehmetçiğin çöl sıcağında, bitmez tükenmez bedevi isyanları arasında terini kanına karıştırarak inşa ettiği kale yerle bir edilirken, arkalarını dönerek duymazdan, görmezden, geldiler…Tıpkı, birileri Cumhuriyetin temellerini yerle yeksan ederken arkalarını dönüp duymazdan, görmezden, bilmezden geldikleri gibi…
|
| | 
Hüseyin Özbek
Kastamonu Araç Yukarı Yazı Köyü doğumludur. Çorum Öğretmen Okulu’ndan sonra Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. Değişik okullarda Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. Yeni Hayat, Ufuk Ötesi dergilerinde yazılan yazmaktadır. Türk Kalesi Yıkılırken ve İngilizce Ninnilerle adlı yayınlanmış kitaplarıdır. Hikayeleri yayınlanma aşamasındadır.
| 
| Hukuk Bizim Olacak mı? |

| Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına
Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi Hürriyet ve İtilaf Partisi İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:
|
| 
| Televizyon Dünyası Yabancılaşırken |

| Helenistik pazarlama
Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır. Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.
|
| 
| Bizim Masallarımız |

| Tık Tık Eden Kabacuğum
Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|