Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

11 Mart 2007

Avşarlı Türkmen Ozanı Dadaloğlu

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Diyasporanın Soykırım Kamapanyasına İç Destek


-Hüseyin Özbek-


1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında başlayıp, 1983 Paris Orly katliamına kadar geçen sürede ASALA başta olmak üzere Ermeni terör örgütlerince yoğun bir  kampanya sürdürüldü. Bu süreçte kırka yakın Türk diplomatı hayatını kaybetti.

 

Suikast sorumlularının bulunup yargı önüne çıkarılmasında her nedense cinayetlerin gerçekleştiği ülkelerin resmi makamları pek istekli davranmadılar.Üstelik her suikast sonrası dünya medyası tarihsel gerçekleri çarpıtarak; 1915 Ermeni Tehciri”ni dillerine dolayıp ulusumuzu mahkum etme yoluna gittiler.

 

Terör kurbanı diplomatlarımızın faillerinin yargı önüne çıkarılması bu devletlerin asli görevi iken, her cinayet sonrasında tarihsel gerçeklerin çarpıtıldığı medya kampanyalarıyla, terör sorumluları yerine Türk ulusunun toptan mahkumiyetine gidildi. Terör örgütlerinin bombasıyla, kurşunuyla katledilen diplomatlarımızın, emperyalist yönlendirmeli medya tarafından ikinci kez katli olarak ta adlandırabiliriz bu durumu. İş o dereceye vardı ki; katiller mitolojik kahramanlar olarak kutsandı, maktüller  lanetli bir geçmişin kötülük simgeleri olarak suçlandı !

 

AB üyeleri  ve diğer bazı devletlerin 1915 tehcirini Soykırım olarak niteleyen yasalar çıkarması sürecine denk, ülkemizde son dönemde bazı akademik çevrelerde ve kendilerini aydın olarak tanımlayan kesimlerde başlayan dışarıyla uyumlu hareketlilik dikkati çekiyor.

 

Uluslararası sermayenin ve iç uzantılarının denetimindeki bazı medya organlarının Diyaspora  görüşlerini içerde dillendirmeye başlamasının ve bazı akademik çevrelerin, üniversitelerde diyaspora tezleri doğrultusunda tek yönlü etkinliklerinin iyi tahlil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Amaç Türkiye”de Diyaspora tezlerinin kabul edildiği bir akademik ve entelektüel alan yaratmaktır. Sonuçta sözde soykırım savlarının içselleştirilmesi, kamuoyunun soykırım iftiralarına karşı kolektif tepkisinde, direncinde gedikler yaratılmasıdır.

 

Amaç Türk halkının ulusal duyarlılıkla bu güne kadar direndiği, reddettiği soykırım iftirasına karşı milli, bütüncül duruşunun çözülmesidir.Soykırım iftirasını red refleksinin dumura uğratılması, ulusumuza, bir suçluluk psikozu içinde isnatların kabul ettirilmesidir. sonuçta  soykırım savlarına Türkiye”de bir meşruiyet alanı yaratmaktır.

 

Yapacağımız kısa bir basın taraması savlarımızın doğruluğunu kanıtlamaya fazlasıyla yetecektir: Nokta Dergisi”nin Şubat 2007 16”ıncı sayısında kapaktan verilen haber :” 101 yaşında ölen Kürt büyüklerinden Esat Cemiloğlu”nun itiraf mektubu- 1915  Büyük Felaketinde Kürtlerin Rolü.”.Derginin editörü “ Bu haftaki kapağımızla, bir süre önce kendi aralarında kendi 1915”lerini tartışmaya başlayan Kürt aydınlarına bir zemin sunmuş oluyoruz” diyor.  Dergide notlarına yer verilen Esat Cemiloğlu ”nun  ailesinin İngiliz kışkırtmalı 1925 Şeyh Sait ayaklanması sonrası  Diyarbakır”dan sürgün edildiğini de öğreniyoruz bu arada.

 

Derginin hazırladığı zeminde 1915 Tehciri”ni değerlendirme 17. sayıda da devam ediyor. Orhan Miroğlu: “Kürtlerin Ermeni soykırımında oynadıkları rol, bu soykırımın gerçekleşmesinde belirleyici bir roldür ve “tetikçilik ”gibi basit bir kavramla açıklanamaz. Kürtler İttihat ve Terakki”nin aldığı kararın uygulayıcılarından oldular.” Kemal Burkay: “Bir bölüm Ermeni savaşçının daha sonra, Rus ordusuyla birlikte geri dönerken, daha önce yaşadıkları trajedinin yarattığı öfke ve öç alma duygusuyla yerel halka, bölgedeki Müslüman Kürt ve Türklere yaptıkları kötülükler bu soykırım suçunu ortadan kaldırmaz.Şimdi bu ülkenin yöneticilerine, aydınlarına ve halkına düşen, inkarcılık değil, bu cürmün adını koyarak onu mahkum etmektir.Almanların Yahudi soykırımı konusunda yaptıkları gibi…”

 

1921 Koçgiri, 1930 Ağrı  ayaklanmasının ideolog önderlerinden Baytar Nuri Dersimi : “Sonuç olarak bu kanun, Ermenilerin katliamını öngören gizli emirlerle uygulamaya konuldu…” . Musa Anter : “Evet, Kürtler bu katliamda aktif rol aldılar.Ancak, katliamlar devlet politikasıdır, halklara mal edilemez..”

 

Dergide yer alan açıklamalar elbette bu kadarla sınırlı değil. Bazıları 1915 Tehcirini katliam olarak tanımlarken, bazıları açıkça soykırım olarak nitelemektedirler. İlk bakışta aydın sorumluluğunun gereği  bir özeleştiri olarak görülse bile, zamanın İttihat ve Terakki iktidarınca alınan ve savaş bölgelerinde uygulanan  Zorunlu Tehcir”in soykırım olarak değerlendirilmesindeki amaca dikkat edilmelidir.

 

Dünya kamuoyu önünde, son yıllardaki soykırım savlarının içselleştirilmesine yönelik akademik ve entelektüel çabalara etnopolitik bir destek söz konusudur. Hiç kuşkusuz yurt dışında soykırım savlarına dayanak olarak diyasporanın ürettiği bilimdışı, teatral, sanal tarih kadar, ülke içinde üretilen her türlü materyalin yanında dikkat çekici bu etnopolitik  destek  de büyük bir zevkle kullanılacaktır.

 

“Soykırım savları emperyalist bir yalandır” dediği için yargılandığı İsviçre - Lozan mahkemesinde savunma yapan Perinçek”e yargıcın “Sen inkar ediyorsun ama Prof. Dr. Taner Akçam “Türkler soykırım yaptı” diyor. Buna ne diyeceksin ?”  demesi, iç desteğe ne kadar önem verdiklerini göstermektedir. Cezaevinden kaçtıktan sonra sığındığı Almanya”da tüm akademik merdivenler hızla tırmandırılarak Prof. yapılan Ermeni soykırımı uzmanı (!) Taner Akçam” ın böyle günler için yetiştirildiği de anlaşılmış oluyor.

 

Türk halkı, 1974 -1983 arası diplomatlarımıza ve yurt dışı temsilciliklerimize yönelik ASALA teröründen Ermeni yurttaşlarımızı hiçbir zaman sorumlu tutmadı. Ulusumuzun binlerce yıllık tarihsel süreçte, değişik uluslar ve kültürlerle ilişkileri sonucu edindiği  birlikte yaşama zenginliğinin sonucu öteki kavramı oluşmamıştır. Dışlanmadan, horlanmadan,  saygı görerek bu güne kadar toplumuzun ayrılmaz bir parçası olagelmiş Ermeni yurttaşlarımıza yönelik etnopolitik tahriklerin arka planının iyi tahlil edilmesi gerekmektedir.

 

Ülkemizde gerçekleştirilen akademik kampanyalara, aydın (!) girişimlerine karşı  Ermeni yurttaşlarımızın tekil örnekler dışında soğuk durması, anlattığımız köklü bir geçmişe sahip  birlikte yaşama kültürünün ve kaynaşmanın sonucudur.

 

Nokta”nın 19”uncu sayısı: “Türk Ermenileri Hırant Dink cinayeti sonrasında kadim sorularını bir kez aha soruyor: GİTMELİ  Mİ, KALMALI  MI?  Türkiye”de Ermenilik hep “olağanüstü hal” duygusuyla mı yaşanacak? “Ecnebide” turist olmak mı daha kötü, yoksa “yerli yabancılık” mı? Gitmeli mi, kalmalı mı? Genç Ermeniler yol ayrımında…” başlıklı yazılarla konuyu işlemeye devam ediyor.

 

Dergiden, özellikle genç Ermeni yurttaşlarımız arasında Türkiye”yi terk etmenin tartışıldığını  öğreniyoruz.11 Mart 2007 tarihli Hürriyet Gazetesinde ” Mesrob II :Tedirginiz “ başlıklı yazıda Hırant Dink”in öldürülmesinde sonra  Ermeni toplumunun tedirgin bir döneme girdiğini açıklıyor. Hiç kuşkusuz; Cemaatte yaratılmak istenen tedirginlik olsun, cinayetle amaçlanan birlikte yaşamanın imkansızlığını kanıtlamak olsun aynı merkezin eseridir.  

 

Hırant Dink cinayeti sonrası, bundan azami yararı sağlamak, Türkiye”nin önüne altından kalkılamayacak bir fatura çıkarmak isteyen emperyal güçler 1915”ten 92 yıl sonra ikinci kez bir trajedi yaşatmanın düşünsel temellerini atmaktadırlar. Asılsız soykırım savlarına en iyi cevabın somut kanıtı olan huzur içindeki Türk Ermeniliği olgusunu bozmaya yönelik dış destekli girişimlerin arkasındaki asıl amacın gözden kaçırılmaması gerekmektedir. BOP ile 22 ülkenin siyasal sınırlarının değişeceğini ilan edenler, bitmez tükenmez etnik, mezhepsel kavgalarla halkları birbirine düşürüp, ulus devletleri parçalayıp tüm zenginlikleri yağmalamak isteyenler sürekli oynadıkları oyunu bir kez daha sahnelemektedirler.

 

Ülkenin akademisyenlerine, aydınlarına, yurttaşlarına düşen, sömürgenlerin dayattığı etnik bir cehennemin değil,  ihtiyacımız olan, birlikte yaşanacak  cennetin düşünsel inşasında rol almaktır.

 

Hüseyin Özbek

Avukat, 11 Mart 2007



Yaylaya Çıkmak -Hüseyin Özbek-


Hıdırellezden sonra Yukarı Yazıyla Aşağı Yazı Köyünün uslularına danışılır, keşfe gidenler dinlenir, muhtarlar imleşir, böylece yaylaya çıkış günü belli olurdu. Biz o gece sabahı zor ederdik. Anam denkleri akşamdan hazırlardı. Kap kacaktan sacayağa, undan bulgura, yatak yorgandan aba kebeye, yayıktan sitile, çalmaca kadar yükler bir yana ayrılırdı.



İnce Memed Yandaşlığından ABDİ Ağa Yanaşmalığına -Hüseyin Özbek-


Topraklarına el koyup adeta köleleştirdiği köylülerin Abdi Ağa’ ya  ırgat, yarıcı, maraba olmak dışında bir seçenekleri yoktur. Abdi Ağa’ nın yarıcılarından biri de İnce Memet’ tir. Gelişen olaylar sonucu silaha sarılıp Toroslara çıkan eşkıya İnce Memet çukurdaki yoksulların umudu, Abdi Ağa’ nın korkusudur. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur, biz romanın sonuna gelelim: İnce Memed Abdi Ağa’ yı cezalandırır, topraklarını da yoksul köylülere taksim eder.



İngilizce Ninnilerle, Uyutayım Büyüteyim Eğiteyim Seni! -Hüseyin Özbek-


Bilimsel araştırmalar bebeğin doğumdan önce ana karnındaki gelişme süreciyle birlikte kişiliğinin, kimliğinin, psikolojik, psişik yapısının da şekillendiğini ortaya koymuştur. Ana- babanın genetik özelliklerinin, kişilik yapılarının yanında, doğum öncesi süreçte ananın beslenmesinden, aile içi, çevresel, toplumsal yaşantısına kadar pek çok nedenin bebeğin kişilik oluşumunu etkilediği belirtilmektedir.


 

Hüseyin Özbek


Serbest avukatlık yapmaktadır.

.............. ................. ............. .......... ..... ..........


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar