İnanç yönünden kendisini Müslüman olarak tanımlayıp, herhangi bir tarikatın veya cemaatin mensubu olmayan yurttaşlarımız çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Bu tanım içine giren yurttaşlarımız yine ezici çoğunlukla kendilerini Türk olarak tanımlamaktadırlar. Kısacası dinsel inançları ulusal aidiyetleri konusunda bir sorun yaratmamaktadır.
Bu tanım içindeki insanlarımız için Türklük, Türkiye Cumhuriyeti, çağdaşlık, Atatürk ve Atatürk ilkeleri kavramsal, düşünsel ve duyusal anlamda olumsuz bir çağrışım içermemektedir. Bu çerçeve içindeki Türklük ve Müslümanlık birbirlerinin karşıtı çatışan kavramlar değildir.
Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı verilen Ulusal bağımsızlık savaşı aynı zamanda İslamiyet’in Anadolu coğrafyasında Haçlı emperyalizm tarafından yok edilmesini de önlemiştir. Geçmişte yaşananları toplumsal belleğine kaydeden Türk ulusu, deneysel ve sezgisel olarak bu iki kavramın dengelerini derin bilinçaltında kurmuştur.
2.Dünya Savaşı sonrası Atatürk’ün bağımsız dış politikasının terk edilip, süreç içinde ABD ye iyice eklemlenmeyle birlikte batının tarikat ve cemaatler üzerindeki ilgisi artmaya başlamıştır. Emperyalizm bir yandan mazlum uluslara kötü örnek olan Türkiye Cumhuriyetini kuruluş felsefesinden uzaklaştırmaya çalışırken, diğer yandan potansiyel işbirlikçilerini güçlendirmeye başlamıştır.
Atatürk döneminde yer altına inmiş, uykuya yatmış bazı tarikatlar, güçlü dış müttefikler yanında, içerde siyasal iktidar tarafından da kollanmaya başlayınca adeta hormonlu bitkiler gibi çabucak serpilmeye, dallanıp budaklanmaya başlamıştır.
Cemaat ve tarikat oluşumlarının önünün açılmasının, palazlandırılmasının elbette bir karşılığı olacaktır. Zaten bu oluşuma yol verenler çerçeveyi de çizmişlerdir. Emperyalizmin ve işbirlikçi sermayenin sadık müttefiki olarak üzerine düşenleri yerine getirmek , ulus devletle, ulusçulukla, çağdaşlıkla kavga, emperyalizmle sorunu olmayan, antikomünist bir çizgi...
Cemaat ve tarikat mensubiyeti olmayan ortalama Müslüman, ulusuyla, ulusal değerleriyle barışık, yurttaşlık bilincine sahip, ulusal çıkarlar doğrultusunda bir değerler dizgesine sahiptir. İnancı, uzun bir tarihsel süreçle oluşan ulus bilinciyle ve gelenekten gelen kültürel, toplumsal değerleriyle iç içe geçmiş, yaşam kültürüne dönüşmüştür.
Her tarikatın, her cemaatin değerler dizgesi ise birbirinden oldukça farklıdır. Dinin tanımlanmasından, algılanmasından, yorumlanmasından ritüellerine kadar bu farklılıklar görülür. Cemaat ve tarikat hiyerarşisinde mensupların özgür düşüncesi ve özgün yorumu asla olamaz. Tarikat hiyerarşisinin başındaki efendi hazretlerinin düşüncesi, yorumu, davranışları mensuplar için uyulması, izlenmesi mutlak olan ölçüttür. Dinsel alanın dışında, günlük yaşamdaki giyinişi, konuşma ve davranış tarzı, yemesi, içmesi dahil akla gelebilecek her şey mutlak örnektir.
12 Eylül sonrasının ithal söylemiyle sivil toplumculuk olarak topluma sunulan tarikat işleyişinde cemaat mensuplarına düşen kayıtsız şartsız itaattir. Cemaat halkasına dahil olanlar için yaratılmış küçük dünyalarda, gettolaşmış mahallerde bu yaşam modeli uygulanmaya çalışılır. Giyim kuşamdan başlayarak tüm hayat tarzı cemaat öğretilerine göre düzenlenir. Dünya ’ya ve ülkeye ilişkin düşünce ve yargıları cemaat eksenli olduğu için çağdaş devlet ve çağdaş toplumla çatışmaları kaçınılmazdır. Cemaat anlayışında ulus yoktur, cemaat vardır. Özgür yurttaş, birey yoktur, cemaat halkasına dahil mürit ve mensup vardır. Onun için bireyin toplumsal sorumluluklarını, ülke ve ulusa karşı ödevlerini, yurttaş olmaktan doğan haklarını yadsırlar. Türkiye Cumhuriyeti ile doku uyuşmazlıkları bundandır. Ulus devlet olgusu, üniter yapı, milli sınırlar, milli sembol olan bayrak cemaat kültüründe olumsuz kavramlardır.
Ulus , ulusçuluk, ülke gibi sınırlayıcı kavramlar yerine cemaat işleyişinin ve efendi hazretlerinin yasa ve ulusal hukukla kayıt altına alınamayacağı her yer öz vatandan daha fazla tercihe şayandır.
Dünyanın her yanında İngilizce eğitim veren okullar açan bir cemaatin başının ABD de FBI’ nin tahsis ettiği çiftlikte yan gelip yatmasının bu açıdan yadırganacak bir tarafı yoktur. Yediği önünde, yemediği ardında olan efendi hazretleri ve müritler için vatan orasıdır. Vatan cemaatin hiçbir engelle karşılaşmadan faaliyetini sürdürebileceği her yerdir. Selam durulacak bayrak ise, cemaate kucak açıp, kuş sütüyle besleyen her devletin bayrağı olabilir...
Eteğine yüz sürmek için Atlantik’i aşan müritleri için ulusumuzun sembolü ay yıldızlı bayrağın ,efendi hazretlerinin sümüklü mendili kadar değerinin olmamasının nedeni de gönüllerindeki ulus, yurt bayrak sevgisini öldüren yetiştikleri zehirli cemaat atmosferidir.