Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

21 Haziran 2006

Avşarlı Türkmen Ozanı Dadaloğlu

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 


Pontus Masalı


-Hüseyin Özbek-


Yunan Parlamentosu  Andreas Papendreu’nun başbakanlığı döneminde, 1994 yılında aldığı bir kararla 19 Mayıs’ı Pontus Soykırımını Anma Günü” ilan etmişti. 8 Mart 1994’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren  yasa  3 maddeden oluşuyor:

 

1) 19 Mayıs Pontus Yunanlılarının soykırımını anma günü olarak kabul edilir.

2) Anma törenlerinin karakteri, içeriği, düzenleyecek mercii ve düzenleme türü, yasal  Pontus cemiyetlerinin görüşü alındıktan sonra, İçişleri bakanının önerisiyle yayımlanacak kararname ile  belirlenir.

3) Kanunun geçerliliği, resmi gazetede yayınlanma tarihinden başlar.

 

Yunan parlamentosunun yasalaştırdığı ve devlet politikasına dönüştürdüğü sözde soykırım savlarının yaşama geçirilmesi yolunda somut adımlar peş peşe gelmeye başladı.

 

Soykırım anıtının ilki, 7 Mayıs 2006 tarihinde  Selanik’te, Ayasofya meydanında, ikincisi de  Selanik bağlı belediyesi Eleftherio-Kordelio meydanında, Atatürk’ün doğduğu eve çok yakın, Aya Yorgi Kilisesinin karşısına dikildi. Anıtların açılışı devlet destekli siyasal gösterilere dönüştü. Atina’da 19 Mayıs 2006’ da gerçekleştirilen sözde soykırımı anma yürüyüşünde Türk bayrakları yakıldı.

 

Yunan Dışişleri Bakanı Dora BakoyannisPanhelenik Pontus Dernekleri Federasyo nu” nun Selanikte düzenlediği anma etkinliğine gönderdiği mesajda “Yunan  devleti, Helenizmin tarihi hatırasının yaşatılarak, Pontusluların trajik soykırımının uluslararası toplum tarafından tanınması ihtiyacını kabul etmektedir. Yunan devleti Pontus ile ilgili düzenlenen tüm etkinliklerde fiilen yer alarak, konunun uluslar arası toplum tarafından tanınması için her türlü çabayı sarfediyor “ dedi.

 

Cumhurbaşkanı Papulyas, aynı etkinliğe gönderdiği mesajda “Yunanistan’a göç eden Pontuslu Rumlar, kaybedilmiş vatanlarını hafızalarında yaşatıyor. Pontusluların baba topraklarından kovulmalarından bu yana geçen 90 yıl içerisinde göçmenlik fidanıyla aşılanan  ulusal ağaç yeni ürünler verdi. Bu süreç içerisinde anavatan topraklarında yaşayan Pontuslular tüm olumsuzluklara rağmen yaralarını sardı ve köklerini koruyup (kaybedilmiş vatanlarının ) hatırasını yaşatarak, ulusun yeniden doğuşuna katkıda bulundu” dedi.

 

Ana muhalefet PASOK lideri Yorgo Papandreu  mesajında “Pontus soykırımını uluslararası toplumun tanımak zorunda olduğunu “ileri sürdü.

 

Güney Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos  ise mesajında “Pontus Helenizmini kökünden kazıyan, insanlık dışı  haksızlık olan Türk yayılmacılığının son safhası Kıbrıs trajedisidir” ifadesini kullandı.

 

Yunan devlet adamları ve siyasetçilerinin konuya ilgileri yasa ve anma günü demeçleriyle sınırlı değil kuşkusuz. Bu aşamadan sonra sorunun  AB’ ye taşınacağı, AB nin gücünü de arkasına alarak Türkiye’nin zorlanacağı anlaşılıyor. Nitekim Pontus Cemiyetleri Federasyonu Başkanı Yorgo Parharidis Milliyet Gazetesine yaptığı   açıklamalarda hedeflerinin “Pontus soykırımının uluslar arası alanda tanınması” olduğunu belirterek; “Pontus Helenizminin soykırımı tarihi olay. Türkiye için en iyisi bunu kabullenmesi. Atalarının yaptığı bir şey için özür dilemek kötü değildir. Bu tarihi bir olay, özür dilenirse tarihimiz teyit olacak. Bu talebimizi Yunan hükümeti nezdinde dile getiriyoruz. Talebimizi Brüksel’de de dile getireceğiz,” dedi.

 

Yunan cephesindeki Pontus güncelliğinden sonra isterseniz sorunun tarihsel arka planına bir göz atalım:Osmanlı uyruğu ,  Hristiyan-Ortodoks Rumlar arasında19. Yüzyıldan itibaren Fener Rum Patrikhanesinin ve Batı güdümlü misyoner okullarının uzun çalışmaları sonucu etnik bilinç oluşturuldu. Ayrılıkçı temelde, uyruğu oldukları devlete karşı emperyalist dış güçlerle işbirliği içinde, silahlı kalkışmayı amaçlayan  gizli örgütler kuruldu.                             

 

Karadeniz bölgesindeki Ortodoks Osmanlı yurttaşları arasında  Kurtuluş Savaşı yıllarında silahlı kalkışmaya dönüşen örgütlenmeler 19.yüzyıldan  başlar. Atatürk Nutuk’ ta ABD uyruklu Papaz Klematyus önderliğinde İnebolu’da  bir manastırda  1840 yılında  ilk Pontusçu toplantının yapıldığını söyler. Merzifon Amerikan Kolejinde 1904 yılında kurulan Pontus Rum Cemiyeti dış desteklerle faaliyete girişir. Daha sonra 1908 yılında  Samsunda Gizli Pontus Cemiyeti Müdafaayı Meşruta’ya dönüştürülür. Cemiyetin amacı Yunanistan güdümünde bir Pontus devletidir. Bu amaçla Batum’dan İnebolu’ya kadar şubeler oluşturulur.

 

Atatürk Nutuk’ta 19 mayıs 1919’ da Samsuna çıktığı gün ülkenin genel durumunu tanımlarken konuya ilişkin olarak: ‘ Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki;İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira Heyeti, illerde çeteler kurmak ve idare etmek,gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul.Yunan Kızılhaç’ı ve Resmi Göçmenler Komisyonu Mavri Mira Heyeti’nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli.Mavri Mira Heyeti tarafından yönetilen Rum okullarının izci teşkilatları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.’ der. 

 

30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes anlaşmasıyla başlayan Pontus Rum ayaklanması 10 Ağustos 1920’de işbirlikçi İstanbul hükümetince imzalanan  Sevr’den sonra daha geniş bir çevreye yayılmaya başlar. Batı cephesinde işgalci Yunan ordusunun ilerleyişini durdurmaya, cephe tutmaya çalışan Türk ordusu ve Türk ulusu çok ciddi bir iç ihanetle karşı karşıyadır. Yurttaşı oldukları ülke işgale uğradığında onu savunması gereken bir kısım yurttaşlarımız, kendi devletlerine karşı saldırgan dış güçlerle tam bir işbirliği içindedirler.

 

Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos ve Pontus Cemiyeti Başkanı Konstantin isyanın başını çekmektedirler. Çarşamba, Amasya, Merzifon, Havza,Tokat, Erbaa ve tüm bölgede 50’ye yakın çetenin toplam mevcudu 30.000 ‘e yakındı.1918 yılından 1920 sonuna kadar 2 yılda yalnızca Samsun çevresinde Pontus çetelerinin öldürdüğü Türklerin sayısı 699’dur.59 yaralama, 15 dağa kaldırma, 13 kadına tecavüz eylemini de buna eklememiz gerekir. Batı cephesinde devam eden ölüm kalım mücadelesi için tek bir askerin bile önemi büyükken, yaygınlaşan, büyük bir iç tehlike haline gelen kalkışmanın etkisiz hale getirilmesi için TBMM  Karargahı Amasya olarak belirlenen Merkez Ordusu oluşturulmasına karar verir. Bu önemli oranda askerin Yunan cephesinden alınarak isyan bölgesine kaydırılması, cephenin tehlikeli ölçüde zayıflaması demekti.

 

Atatürk Nutuk’ta ‘ Pontus eşkıyasının kuvveti başlangıçta 6000-7000 silahlı idi. Daha sonra her taraftan katılanlarla 25.000’e yaklaştı. Bu kuvvet yeterli küçük birliklere ayrılarak, çeşitli yerlerde barınıyordu. Pontus çetelerinin bütün işleri İslam köylerini yakmak, Müslüman halka karşı akıl ve hayale sığmaz zulümler yapmak, cinayetler işlemek gibi kan içici bir sürünün yaptıklarından başka bir şey değildi’ şeklinde konuyu açıklar

 

Pontus kalkışması ve  katliamlarıyla başa çıkılamaması nedeniyle TBMM Hükümeti İcra Vekilleri Heyeti 16.06.1921 tarihli 941 sayılı kararıyla,Yunan donanmasının İnebolu’yu bombalaması ve Samsun’a çıkarma yapması tehlikesine karşı 15 yaşından 50 yaşına kadar eli silah tutan Rumların iç kısımlara sevkini kararlaştırır.

 

15 Mayıs 1919’da ,Atatürk’ün katiller sürüsü olarak tanımladığı  Yunan Ordusunun İzmir’den başlayarak Anadolu’yu  işgali sırasında  batıda 35.000 evladıyla  maddi manevi desteğini bu orduya sunan Rumlara, Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra, göç etmekten başka bir seçenek kalmamıştı. Yine  asla gerçekleşmeyecek Pontus hayali uğruna, yurttaşı oldukları ülkeye ve ulusa ihanet edip 30.000 lere ulaşan çeteler oluşturan  Karadeniz bölgesindeki Rumlara da göçten başka bir seçenek kalmamıştı.

 

Lozan Konferansında Türkiye’de kalan Rumlarla, Yunanistan’da kalan Türklerin karşılıklı değişimi görüşülür.30 Ocak 1923 te imzalanan protokolle Türkiye’de kalan Rumlarla Yunanistan’da kalan  Türkler’in karşılıklı değişimi kararlaştırılır.Yalnız Yunan uyruğu Batı Trakya Türkleriyle Türk uyruğu İstanbul Rumları bu değişimin dışında kalacaklardır.1923-1927 yılları arası mübadele yani karşılıklı göçürme uygulanır.

 

Atatürk 20 Ocak 1923’te Hakimiyeti Milliye Gazetesi’ne verdiği demeçte ‘Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, ihtilaflar yaratan, Hıristiyan vatandaşlarımızın huzur ve refahı için uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesini artık topraklarımız üzerinde bırakamayız.Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir? Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir?’ demişti.

 

Batılı büyük güçlerin ve Patrikhanenin kışkırtmaları sonucu, uyruğu oldukları, refah içinde yaşadıkları ülkeye ve devlete karşı  ayaklanma ve etnik ihaneti seçenler,Türklerin verdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucu yenildiler. Ülkemizi terk etmek zorunda kaldılar.

 

Yunanistan’ın Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşını başlatmak için Samsun’a ayak bastığı  19 Mayısı, Pontus Soykırımı (!) olarak belirlemesindeki ironiyi iyi algılamak gerekir.Türk milletinin kolektif bilincindeki bir onur gününü kirletmek, suyu bulandırmak için ilginç bir yöntem seçmiş suyun öte yakasındaki komşu...                 

 

Tarihsel bir gerçeklik olan ihanetin ve işbirliğinin utancıyla  susması gerekenlerin, soykırım masallarıyla saldırıya geçişleri doğrusu beni çok şaşırtmıyor.Beni şaşırtan saldırılarına suyun beri yakasından da bazı yandaşlar bulabilmiş olmaları. Hem de pek zorlanmadan... 

 

Hüseyin Özbek

21 Haziran 2006



Tık Tık Eden Kabacuğum -Hüseyin Özbek-


Yoksul çocukluğumun en büyük zenginliği doyasıya dinlediğim masallardı. Köyümde masala uzannama denirdi. Babama bin kere aynı uzannamaları anlattırır, tekrarı için yalvarırdım. Başlayınca da bir sonraki cümlesinin ne olacağını şaşmaksızın bilir, yine de ilk kez dinlermişçesine haz duyardım.Ben de çevreme aynı masalları naklederdim.



Ermeni Sorununda Üçüncü Dalga Devam Ediyor -Hüseyin Özbek-


"Ermeni Sorununda Üçüncü Dalga “ makalemiz 1 Ocak 2006 tarihini taşıyor. Taşnak önderliğinde 1.Dünya Savaşı sürecindeki emperyalist arkalamalı kalkışmayı ve 1915-1922 yılları arasındaki terörü ilk dalga,1974 Kıbrıs Barış Harekatından sonraki süreçte ABD ambargosu ve Batı baskısına koşut olarak Asala’nın  diplomatlarımıza yönelik suikast kampanyasını ikinci dalga olarak nitelemiştik.



Kalk Oğlum Güreşelim! -Hüseyin Özbek-


11 Mart 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi Şırnak Gabar dağında PKK terör örgütüne yönelik operasyonda  Jandarma Üsteğmen Hakan Özcan ile Jandarma er Yunus Emre Çelik’ in şehit olduğunu, bir uzman çavuşla 4 erin de yaralandığını yazıyor.


 

Hüseyin Özbek


Serbest avukatlık yapmaktadır.

.............. ................. ............. .......... ..... ..........


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar