Yazar | 
Hüseyin Özbek |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Kalk Oğlum Güreşelim!
-Hüseyin Özbek-
11 Mart 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi Şırnak Gabar dağında PKK terör örgütüne yönelik operasyonda Jandarma Üsteğmen Hakan Özcan ile Jandarma er Yunus Emre Çelik’ in şehit olduğunu, bir uzman çavuşla 4 erin de yaralandığını yazıyor. Gerisini gazeteden alıntılayalım:” ‘.Kolordu komutanlığında yapılan cenaze töreninden sonra ,şehitlerin cenazeleri memleketleri Gaziantep’ e gönderilerek toprağa verildi. Şehitlerin cenaze namazı Ulu Cami’ de kılındı. Tabutlar omuzlarda taşınarak cenaze aracına konduktan sonra cenazedeki 1500 kişi İstiklal Marşı’nı okudu. Şehit üsteğmeninin babası Mehmet Özcan, taziyeleri kabul ederken,” Hamallık yapıp, zor zekat yetiştirdim. Onu da gidip Şırnak’ ta şehit verdim.Vatan sağ olsun” dedi. Altı ay önce Şırnak’ a tayin olan bekar üsteğmeni, Deniz Harp Okulu 4. Sınıf öğrencisi kardeşi Ömer de uğurladı. Şehit er Çelik’ in ailenin tek erkek çocuğu olduğu ve 5 kız çocuğundan sonra dünyaya geldiği belirtildi. Şehit erin 55 yaşındaki babası Muhittin Çelik oğlu Yunus Emre Çelik’ in fotoğrafına bakarak çevresindekilere ;” Ben şimdi kiminle şaka yapacağım, kiminle güreşeceğim. Kalk oğlum, güreşelim. Sen kazanırsan söz evlendireceğim seni “ diyerek gözyaşı döktü”. Haber beni çocukluğuma götürdü. Harmanda, kırda bayırda birkaç çocuğu bir arada gören uslular hemen eşleştirir güreştirirlerdi. Sığır güderken komşu köyün çocuklarıyla yine güreş tutardık. Günün uzununda akşama kadar dur durak bilmeden güreşirdik. Galibiyetin küçük ödülleri de olurdu. En büyük ödül ise övücü sözlerle sırtımızın sıvazlanmasıydı. Babam benimle güreşir, yalancıktan yenilirdi. Yaştaşlarımla güreşip yendiğimde gözlerinin içi gülerdi, başkalarının anlayamayacağı övüncünü sezerdim. Öyle ya oğlu da sıraya karışıyordu. Pehlivanlığını uslulardan dinlediğimiz köylümüz Kara Ahmet Cumhuriyet ve 23 Nisan şenliklerinde ilçede düzenlenen güreşlerin değişmez cazgırıydı. Pehlivanları eşleştirip salavatlarken söylediği sözlerin birçoğu hala kulağımdadır: “ İki yiğit çıktı meydane İkisi de birbirinden merdane Alta gittim diye yerinme Üste çıktım diye sevinme | Söğüt ağacından zelve olmaz Her ananın doğurduğu pehlivan olmaz Hazreti Hamza pirimiz İncitmeyin birbiriniz | Haydi yavrularım koç gibi güreşin |
Dedikten sonra sırtlarını sığazlayarak meydana salardı. Kasaba halkı ve şenlik için köylerden gelenlerin mahşeri kalabalığıyla meydan bir şapka denizini andırırdı. Şehit Yunus Emre’ nin babasıyla epey güreş tuttuğu anlaşılıyor. Muhittin Çelik 5 kızdan sonra bulduğu Yunusuna defalarca yalancıktan yenilivermiştir mutlaka. Yunusla babası güreşirken anası ve bacıları da gıptayla, sevecenlikle “aman bir yerlerinizi incitmeyin “ uyarısıyla seyretmişlerdir. Muhittin Çelik’ in anlayamadığı dünyayla güreş tutacak oğlunun karşısındakilerin güreşteki dengi dengine anlayışının, karşılıklı yiğitçe saygının, mertliğin kültüründen gelmemiş olmaları. Pehlivanlar cazgırın meydana salmasından sonra karşılıklı olarak birbirlerini kucaklarlar, kısbetlerini, paça bağlarını yoklarlar. Noksan, eksik bir şey varsa uyarırlar. Bu savaşta, mücadelede hasma duyulan yiğitçe saygının ifadesidir. Güreşin sonunda yenilen yenenin elini, yenen de onu alnından öper. Yine yaşça büyük olanı, küçük rakip elinden öper. Pes etmek isteyen rakibinin kısbetine vurur. Bunun anlamı aman dilemektir. Diğeri o saat güreşi bırakır, hasımlar kucaklaşır, güreş sona erer. Köroğlu ve Dede Korkut Destanlarında, halk hikayelerimizde, masallarımızda hasımların teke tek, denk silahlarla vuruşmalarıyla güreş kuralları birbirine çok benzer. Macar Türkolog Kunoş’un derlediği “ Türk Masalları”nda da benzer motifler vardır. Kendisini yenecek yiğitle evlenmeye ahdetmiş bey kızlarıyla hikaye kahramanımızın halkın önündeki mücadeleleri ve mutlu son çoğu masallarımızın değişmez konusudur. Barak havalarıyla, Antebin yanık Ezo Gelin ezgileriyle yetişen, beş kızdan sonra erenler’ e adaklarla bulunan, babasıyla güreşerek büyüyen Yunus’un canına güreşin soylu kültüründen gelmeyenler kıydı. Yunusun canını alan kurşun Gabar’da sıkılsa da tetiği çekenlere buyruk Atlantik ötesinden, AB’ nin başkentlerinden geliyor. İndiana Jones filmlerinden birinde hiç unutamadığım bir sahne vardır. Arkeolog üstün adam kahramanımız İndiana eli palalı Asyalının karşısında zor durumdadır. Asyalı İndi’yi haklayacakken aniden silahını çeker, ateşler, rakibini çam gibi devirir. Bu heyecanlı sahnede İndi’ nin devrilen Asyalı karşısındaki hınzırca gülümsemesi gözlerimin önünden gitmez. Bu anlık sahne ateşli silahın kılıca, batının doğuya karşı üstünlüğünün, beyaz adamın kurnazlığının çarpıcı karesidir. Yine, güreş kültüründe var olan rakibe şans tanımanın, erliğin, eşit güçle, denk silahla yapılan soylu savaşın hukukunu yaşam felsefesi yapanlara karşı kalleşliğin, kurnazlığın karesidir. Yunusun al bayrağa sarılı tabutuna sarılıp yas eden babası oğlunun kalemini kıranların emperyalizmin, küresel kapitalizmin efendileri olduğunu nereden bilecek? Brüksel’de Berlin’de, Londra’da, Paris’te Waşington’da oturanlarca petrol ve enerji coğrafyasının denetimi , mazlumların ezilmesi, sömürülmesi için ulus devletlerin tasfiyesinin master planlarının yapıldığını Yunus’ un anası, bacıları nereden bilecek? Ama Yunuslara haram yedirmeyen babalar, helal sütten gayrısını emzirmeyen analar evlatlarını elsiz ayaksız bırakan mayınların, her patlayışta ulus devletten, üniter yapıdan parçalar koparmak için sinsice yerleştirildiğini derin bilinçaltlarının şaşamaz sezgisiyle anlıyorlar. Yunus için biz ne diyelim? Onun için söylenmesi gerekenleri 700 yıl önce adaşı büyük Yunus söylemiş zaten: Evlatlarımızı gök ekin gibi biçtiren emperyalizme ve yerli maşalarına boşuna heveslenmemelerini söyleyelim: Erenlere adanan Yunuslar her daim var olacak, omuzdaşlarıyla, yoldaşlarıyla güreşecekler. Güreş tuttukları babalarıyla tenleri, terleri, sevgileri Yunusça harman olacak. Baba Muhittin de gündüzleri burun direği sızlayarak acısını duyduğu, ten kokusunu özlediği Yunusuyla düşlerinde hep güreşecek, her seferinde de yalancıktan yeniliverecek... Hüseyin Özbek Avukat, 28 Mart 2006
|
Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına -Hüseyin Özbek-
Tanzimat öncesi Osmanlı İmparatorluğunda üç çeşit mahkeme vardı: Müslümanların kendi aralarındaki anlaşmazlıklara bakan, geleneksel kurumlar olan Şer’i mahkemeler, gayri müslim tebaanın kendi aralarındaki davalarda yetkili Cemaat mahkemeleri (Kilise mahkemeleri), üçüncü olarak ta; yabancıların aralarındaki uyuşmazlıklara bakacak olan Konsolosluk mahkemeleri.
|
Kırık Kanatlar dizisi Çılgın Türkler ‘i çağrıştıran bir kampanyayla Kanal D’ de Ocak 2006’ da başladı. Şu Çılgın Türkler’ in görselini izlemek için ekran karşısına geçenler epeyce şaşırdılar. Seyri bırakanların yanında bir kısım izleyici de “ Dur bakalım sonu nereye varacak” diye şimdilik temaşaya devam ediyor. Dizinin proje tasarımcısı okurlarımızın “Salkım Hanımın Taneleri” nden , Suyun Öte Yakası’ ndan iyi tanıdıkları Tomris Giritlioğlu. Filmin öyküsü Aycan Giritlioğlu’ na ait.
|
Ata sözlerimiz ulusumuzun geçmişten geleceğe uzun yolculuğunda edindiği deneyimlerin, bedeli çok ağır olan derslerin deneysel, mantıksal sonuçlarını ifade eden öz sözlerdir. İronin, mizahın ,felsefenin, bir ulusun kişilik, kimlik şifrelerinin, derin bilinçaltının bu kısacık sözlere nasıl sığabildiğine şaşar, çözmekte zorlanırsınız.
|
| | 
Hüseyin Özbek
Serbest avukatlık yapmaktadır. .............. ................. ............. .......... ..... ..........
| 
| Hukuk Bizim Olacak mı? |

| Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına
Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi Hürriyet ve İtilaf Partisi İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:
|
| 
| Televizyon Dünyası Yabancılaşırken |

| Helenistik pazarlama
Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır. Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.
|
| 
| Bizim Masallarımız |

| Tık Tık Eden Kabacuğum
Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|