Galiba Rize dolaylarından derlenmiş bir türkü olacak; “Doldurdum martinimi de el dolusu saçmaylan” diye başlayan bir türkü vardır. Maşallah Rizeli Recep de doldurmuş martinini eşi bulunmaz inciler ve cevherlerle; attıkça atıyor, pardon saçtıkça saçıyor. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanlık koltuğunu işgal eden Recep Tayip Erdoğan; Diyarbakır’da Partisinin il kongresinde yine esip gürlemiş. Bakınız konuşmasının bir yerinde neler söylemiş?
''Sizin şu birliğiniz var ya, ayrımcılığa tabi olmayan birliğiniz var ya, beraberliğiniz var ya, dayanışmanız var ya, bu ülkede hiçbir etnik ayrıma gitmeden, birlik, beraberlik, dayanışma içinde Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Abhazasıyla, Boşnakıyla, Arnavutuyla bir, beraber olarak yarınlara yürüdüğümüz sürece bizi kimse bölemeyecektir.” AB
Türkçe’de “laf ola ıspanak çorbası” diye bir deyim vardır. Boşbakanın bu boş sözleri bize tam da bu deyimi hatırlattı. Peh peh peh! Breh breh breh! Bakar mısınız şu Türkçeye? “ayrımcılığa tabi olmayan birliğiniz var ya!” Bir Allah’ın kulu bana bunun ne anlama geldiğini söyleyebilir mi? Zaten yukarıya aldığımız paragraf baştan başa mantık sefaletiyle dolu. Hem “etnik ayrıma gitmeden birlik beraberlik” diyeceksin; hem de hemen arkasından Türk’ü de unsurlardan bir unsurmuş gibi göstererek aklına gelen ne kadar etnik grup varsa sayıp dökeceksin; yani aslında bu ülkede birlik olmadığını, devletin ahali unsurunun bir tek milletten değil, sayılan anasır-ı muhtelifeden meydana geldiğini söyleyeceksin; yani bal gibi bölücülük yapacaksın ve en sonunda “bir, beraber olarak yarınlara yürüdüğümüz sürece bizi kimse bölemeyecektir” diyeceksin. Vallahi Pes! Sen ve senin gibiler varken başkalarına ne hacet? Biz başta yanlış söylemişiz; ıspanak çorbası az gelir bu laflara; Mozaik çorbası demek lazımmış…Yahu kardeşim, karpuzuyla ünlü Diyarbakır’da hem bazılarının “aklına karpuz kabuğu düşüreceksin”; hem de “karpuzu böldürmeyiz” diyeceksin. Bu olacak iş mi?
İyi de, Erdoğan Arap-Kürt Partisinin başkanı ve dahi Siirt milletvekili olarak; bu kadar unsuru sayıp dökerken Arapları unutmakla çok ayıp etmemiş mi? Hem Arap olduğunu ilan ettiği Siirt-Tillo’lu karısı, hem kendisini milletvekili olarak seçip Meclise gönderen Siirtli Arap yurttaşlarımız rencide olmazlar mı bu unutulmuşluktan ötürü? Ama –yine bir türkü olarak-ne demişler? “Tillo gider yan gider Tillo; Açma yaram kan gider Tillo!”
Her neyse, biz de o yaraları fazla açmayalım… Erdoğan konuşmasının bir başka yerinde de şu cevherleri saçmış:
“Meğer Anadolu’nun Ruhu Zülküf Peygamber imiş!”
“Sizler zaten biliyorsunuz ama bilmeyenler bilsin diye söylüyorum. Bu ifadelerim çok önemli, İstanbul nasıl Eyüp Sultan'sa, Fatih'se, Bursa nasıl Osman Gazi, Orhan Gazi ise, Konya nasıl Mevlana ise, Nevşehir nasıl Hacı Bektaş-ı Veli ise Malatya Seydi Abdal ise Diyarbakır ise Zülküf Peygamber ile Anadolu'nun ruhudur diyoruz. Çanakkale'de İstiklal mücadelemizi veren şehitlerimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün riyasetinde, önderliğinde Türkiye'nin dört bir tarafından cepheye katılıp, bunlar sonsuza kadar kalsın diye can verdiler. Ama bazıları bunu anlayamazlar. Zira halay, birliğimizin, kardeşliğimizin sembolüdür. Halay, surların burçları gibi omuz omuza olmanın, dayanışmanın sembolüdür. Biz bugün yine ele ele, omuz omuza istiklal mücadelemizi birlikte kazanacağız.''
Demek Erdoğan’ın yüzlerine karşı konuştukları biliyorlarmış; ama bizim cehlimiz bağışlansın, biz bilmiyormuşuz. Bu konuşma vesilesiyle o kadar çok şey öğrenmiş olduk ki; Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Hadi İstanbul’u, Bursa’yı Konya’yı bazı simgesel isimlerle eşdeğer olarak göstermesini hoşgördük ve geçtik te; önce Malatya’da bir mola verelim. Sonra Diyarbakır üzerinde duralım.
Yukarıda yer verdiğimiz konuşma metnini biz AKP’nin internet sitesinden aldığımız için, Başbakanın konuşma metninin bir yanlış anlama ve çarpıtmaya uğramaksızın orijinal haliyle yayımlandığını kabule ediyoruz. O zaman sormak lazım Seydi Abdal kimdir ve neden ötürü Malatya’nın simgesidir; Malatya ile özdeşlemiştir. Aklımıza, Erdoğan acaba Seyit Battal Gazi’yi kast etmek istemişti de adı aklına gelmeyince Seydi Abdal diye birini uydurdu mu sorusu takıldı? Araştırdık, soruşturduk, hiçbir yerde bulamadık. Bir tek sormadığımız yer olarak İskenderpaşa dergahı kaldı. Kimbilir belki de bu Seydi Abdal; o dergahta yetişmiş ve fakat resmi tarihin tanımadığı seyitlerden, erenlerden, evliyaullahtan bir zat-ı muhteremdir de bizim bundan haberimiz yoktur…. Demek kabahat bizim!
Ama durun, bir ihtimal daha var: O da şu: Erdoğan Seyit Battal dedi ama, onun partisindeki abdallar konuşma bandını deşifre ederken sakın bunu Seydi Abdal olarak anlamış ve yazmış olmasınlar?! Olur mu olur…
Ünlü şairimiz Yahya Kemal Paris’te bir kafede otururken, Arap asıllı bir garson onun fesli, kelli felli haline bakarak ikide bir önünde yerlere kadar eğilerek bir emri olup olmadığını sorarmış. Yahya Kemal her seferinde garsonun “buyurun ya Seydi!” yahut “emredersiniz ya Seydi!” hitaplarına bozulmuş ve garsona çıkışmış:
“-Bana bir daha Seydi deme sakın!”
Garson elpençe, iki büklüm vaziyette cevap vermiş:
“- Emredersiniz ya Seydi”
Yahya Kemal’in iyice canı sıkılmış ve hemen oracıkta şu beyti söylemiş:
“Bir Türk’e demek bugün ya Seydi
Halt eylemenin Arapçasıydı”
(Devam edecek)
Hanifi Altaş
12.05.2006