 Kerkük Konusundaki Tarihi Gerçekler ve Fetullahçılara Yakışır Bir Sahtecilik Örneği
-Hanifi Altaş-
Zaman zaman Türkistan Newsletter'da da yazılarına rastladığım, şimdilerde Zaman gazetesi yazarları arasında boy gösteren Abdülhamit Bilici, Kerkük konusunda yazdığı 16 ve 17 Şubat 2005 tarihli "İsmet Paşa Türkmenlerden gerçekçiymiş" başlıklı köşe yazılarında, Kürt tezlerine haklılık kazandırmak için olacak, gerçekleri açıkça çarpıtmış ve okuyucularını aldatmıştır. Türk Dirlik Forumunda da tamamına yer verilen bu yazıyı okuyunca, Bay Bilici’nin verdiği bilgilerde bir yanlışlık olması gerektiğini düşünerek odamda dört döndüm durdum. Yanlışlık olması gerekiyordu; çünkü şahsen bu konuyla ilgili olarak, Hukuk Fakültesi son sınıfında iken katıldığım, Devletler Umumi Hukuku Kürsüsünde yapılan doktora hazırlık seminerlerinde “Musul Meselesi” üzerinde çalışmış ve ufak çaplı bir tez hazırlamıştım. Bilici’nin yazısında sözünü ettiği Seha L: Meray’ın çevirisinden tutunuz, 1980 yılına kadar Musul meselesine ilişkin olarak yazılmış bütün kitapları ve makaleleri okumuştum. Ayrıca Kerkük’le, daha doğrusu Irak Türkleriyle tam otuz yıldır çok yakından ilgilenen biriydim. O sebeple de, yazıda Kerkük şehrine ilişkin olarak verilen nüfus bilgilerinin gerçeği yansıtmadığına adım gibi emindim. Bakınız, Musul Meselesi üzerine yapılan tartışmaların nüfus boyutuyla ilgili olarak Bay Bilici neler söylüyor? "Lozan görüşmelerinde sadece Türk varlığını öne sürerek muhataplarını ve o günkü dünya güçlerini ikna edemeyeceğini gördüğü için İsmet Paşa, sadece Türkmenleri değil Kürtleri de katarak Musul vilayetinde iki unsurun toplamının Arap unsurundan fazla olduğunu, dolayısıyla bölgenin Türkiye’de kalması gerektiğini savunuyordu. Seha L. Meray’ın çevirisini yaptığı ‘Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler’ adlı eserde İsmet İnönü, etnik argümanı temellendirirken gerçekçi bir bakışla bölgedeki nüfus yapısıyla ilgili ayrıntılı bilgiler veriyordu. Bölgeye göz koyan İngilizlerin nüfus istatistiklerinin sağlığıyla ilgili kuşkular ileri sürmesine karşılık ise İnönü, bilgilerin I. Dünya Savaşı öncesinde, Osmanlı Devleti’nin bölgedeki nüfus yapısı üzerinde politik olarak oynamasını gerektirecek bir gerekçenin bulunmadığı dönemde toplandığını vurguluyordu. Osmanlı’nın asker alımları için yaptığı bu istatistiğin, I. Dünya Savaşı sonrasında bölgeye politik emellerle giren İngiliz subaylarının yaptığından çok daha sıhhatli olduğunu söylüyordu. Paşa’nın ortaya koyduğu tablo ana hatlarıyla şöyledir: Bugünkü Kürt Otonom Bölgesi’nin yanı sıra Kerkük ve Musul şehirlerini de kapsayan Musul Vilayeti’nin yerleşik toplam nüfusu 503 bindir. (170 bin kadar da göçebe aşiret vardır.) 503 bin kişilik nüfusun 410 bin 790’ı Türk ve Kürtlerden oluşmaktadır. Araplar 43 bin, gayrimüslimler ise 31 bin kadardır. Paşa daha da ayrıntıya girerek, bölgenin bugününe de ışık tutacak nitelikteki Türkmen-Kürt nüfus yapısını ayrıntılandırır. Buna göre, vilayette 263 bin Kürt’e karşılık 146 bin Türk bulunmaktadır. İnönü, Musul merkez, Süleymaniye ve Kerkük’le ilgili istatistikleri de veriyor. Ama biz bugün daha çok gündemde olan Kerkük’teki Türk-Kürt dengesini gösteren rakamları verelim: Toplam 184 bin kişinin yaşadığı Kerkük’te 97 bin Kürt nüfusa karşı şehirdeki Türk sayısı 79 bindir. Şehirdeki Arapların sayısı ise sadece 8 bindir. Yani Kürt kökenliler Türklerden fazladır." Yukarıya aldığım yazının İlk iki paragrafında verilen bilgiler ve rakamlar doğrudur. İsmet Paşa’nın o an için ileriye sürdüğü sav da doğrudur; çünkü İngilizler Irak diye bir ülke ve devleti, kendi mandaları altında bir Arap krallığı olarak tasarlamışlardı. Dolayısıyla geniş bir coğrafyada iç içe yaşadığımız ve kendimizden farklı görmeyip ayrımcılık yapmadığımız Kürtlerin, görünürde bizden ayrılarak bir Kürt devleti kurma imkanı ve özlemi de olmadığı, olmayacağı varsayılarak, Türklerden artık tamamen kopmuş olan Araplara göre bizimle aynı kaderi paylaşacak bir unsur olduğundan hareketle bu tez savunulmuştu. Ama ne var ki, İngiliz parası ve silahıyla Türkiye’nin içinde çıkartılan Şeyh Sait önderliğindeki Kürt isyanı Musul Meselesine ilişkin Türk tezlerini dayanaksız hale getirmişti. Öyle ya, sınırlarımız içindeki Kürtler Türk idaresine başkaldırdıktan sonra, fiilen sınırlarımız dışında kalmış Kürtlerin bizimle kader birliği yapabileceğini iddiada ısrar etmemiz mümkün müydü? Nitekim, Musul konusundaki Türk tezlerini çökerten ve savaştan yeni çıkmış harap bir ülkenin son savaş gücünü de içerde tükettiren 1925 yılındaki Şeyh Sait ayaklanmasından bir yıl sonra, İngilizlerle yapılmak zorunda kalınan Ankara Anlaşmasıyla Musul İngiliz mandasındaki Irak’a terk edilmiştir. Aynı dönemde Mussolini’nin Türkiye üzerindeki emelleri bilinmektedir. Türkiye, hemen hemen on bir yıl aralıksız süren savaşların bünyesinde açtığı yaraları sarmak zorundadır. İngilizlerle silahlı bir çarpışmayı göze almak kudreti ve hele iki cephede birden savaşacak takati yoktur, kalmamıştır… Bugün ise aynı İngilizler ve onların akıl hocalığını yaptıkları Amerikalılar, Irak’ı yekpare bir Arap devleti olarak muhafaza etmek değil, ellerinden gelse tümüyle bir Kürt devleti yapmak peşindedirler. Irak’taki tek müttefikleri ise Kürtlerdir. O sebeple, İsmet Paşa’nın Lozan’daki yaklaşımını bugünün gerçekleriyle bağdaştırmaya asla imkan ve ihtimal yoktur. Şimdi gelelim asıl konuya. Bay Bilici’nin yukarıya alıntıladığımız yazısının üçüncü paragrafında, kasıtlı olarak yanlış bilgi verilmektedir. Kerkük sancağına ait nüfus rakamları sanki Kerkük şehir nüfusuna aitmiş gibi sunulmaktadır. Çarpıtma ve aldatma işte bu noktadadır. Yazarın göndermede bulunduğu Seha L. Meray’ın çevirisinden ben de faydalanmıştım. Yazıyı okuduktan sonra aynı kaynağa bir daha baktım. Bay Bilici, rakamları doğru vermekle birlikte küçük bir kurnazlık yapmış, Kerkük Sancağının tamamına ait olan nüfusu Kerkük şehir nüfusu olarak göstermişti. Bugün adına Irak denilen ülke, Osmanlı imparatorluğu döneminde üç vilayetten oluşurdu: Musul, Bağdat ve Basra. Kerkük şehri ise Musul vilayetine bağlı bir sancak merkeziydi. Osmanlı dönemi idari yapılanmasına göre, sancaklar vilayetten küçük kazadan büyük yönetim birimleriydi. Dolayısıyla da, Kerkük sancağının nüfusundan söz edildiği zaman, bundan yalnızca Kerkük sancağının merkezi olan şehir nüfusu değil, o sancağa bağlı bütün kaza ve köy nüfuslarının anlaşılması gerekir. Hal böyle iken, Bay Abdülhamit Bilici’nin yukarıdaki rakamları Kerkük şehrine aitmiş gibi göstermesi ne ile ve nasıl açıklanabilir? Bay Bilici’nin, sözünü ettiğimiz ayrıntıları bilmemesine imkan var mı? Öyleyse acaba Kerkük sancağı diye, Seha L Meray’ın kaynak gösterdiği çeviri eserinde yer alan nüfus istatistiklerini bir dalgınlık veya atlama sonucu mu Kerkük şehir nüfusu diye yazmıştır? Hayır! Bay Bilici, yazısının daha sonraki bir bölümünde aynen şunları yazıyor: “Uzun sözün kısası, ortaya çıkan bu tablo bizim Türk-karşıtı ve önyargılı bulduğumuz uluslararası istatistikleri doğruluyor ve aslında İsmet Paşa'nın yıllar önce ortaya koyduğu tabloyla paralellik arz ediyor. Paşa'ya atfen dün yayınladığımız verilere bakılırsa, Musul genelinde Türkmen nüfusun Kürtlerin yarısı kadar, Kerkük'te ise Kürtlerin 20 bin fazla olduğu görülür” Dikkat ettiniz mi? Bay Bilici, Musul için genelden söz ederken, sanki Kerkük sancağına ilişkin nüfus verileri Kerkük’ün şehir merkezine aitmiş gibi; Kerkük'te ise Kürtlerin 20 bin fazla olduğu görülür” diyor. Bay Bilici’nin sözünü ettiği rakamlara göre, Türkler Kürt nüfusunun yarısı değil yüzde 55’i oranındadır. Ama bu oran bütün bir Musul vilayetinin geneli için geçerlidir. Musul vilayetine bağlı bir sancak merkezi olan Kerkük şehri için değil. Bunun ispatı ise yine Bay Bilici’nin göndermede bulunduğu Lozan Barış konferansı tutanaklarında var. Hem de İngilizler tarafından itiraf edilmiş biçimiyle… Bay Bilici’nin çarpıttığı bilgilerin yer aldığı eserde, (Çeviren Seha L. Meray; Lozan Barış Konferansı -Tutanaklar Belgeler, Takım 1. Cilt 1 Kitap 1, Ankara Üniversitesi Basımevi-1969) 343-362. sayfalar arasında… Bakınız, sözünü ettiğimiz eserin 345. sayfasında İngiliz heyetinin bu husustaki görüşü nasıl ifade edilmiş? Olduğu gibi aktarıyorum: “ İngiliz Temsilci Heyeti, Tel-afr şehrinin (yani bugünkü Telafer) bir Türk şehri olduğunu ve Musul’un çevresinde pek çok Türk köyü bulunduğunu kabul etmektedir; gerçekten, Musul’a bağlı olan ve 146 mahallesi bulunan Şehyan ve Aşair-i Seba nahiyelerinde de baştan aşağı Türkler oturmaktadır. Doğrudan doğruya Musul’a bağlı olan ve 77 mahallesi bulunan Nahiye nüfusunun büyük çoğunluğu Türktür. Kaldı ki, bu bölgenin ve Kerkük ile Erbil bölgelerinin Türklüğü, İngiliz Hükümetince de kabul edilmektedir; çünkü, İngiliz memurlarınca bölge halkına çıkarılan bütün bildiriler Türk dilinde ve İstanbul Türkçesiyle yazılmıştır.” Peki yukarıdaki bu alıntıya ne buyurur, Bay Bilici? (Ne yazık ki Arapça, Kürtçe veya Ermenice değil de) Türkçe çıkan bir gazetede, Türkleri aldatıp kandırmak için, düşmanlarımızın bile Türklüğünü kabul ve teslim ettikleri Kerkük’ü Kürt şehri diye göstermeye kalkışmanın sebebi nedir? Zaman gazetesinin internet sayfasında Bay Bilici’nin bu yazısını yorumlayan okuyuculardan biri onu etnik kökenini sorgulamış ve Kürt olması ihtimali üzerinde durmuş. Cevaplardan biri budur. İkincisi ise Fetullahçıların hizmet sundukları çok çeşitli merkezlerden birine bağlı olmak ihtimalidir. Gizli kanlar ve gizli kinlerin yanıbaşında duran öteki ihtimal gizli ilişkilerdir çünkü! Öte yandan Bay Bilici’nin verdiği rakamlara göre, 1923 yılında Kürtlerin yüzde 55’i kadar olan Türk nüfusu, bakınız aynı Bilici’nin onayladığı yabancı kaynaklara göre, aradan geçen 80 yıl zarfında ne olmuş? “Türkmen Cephesi kaynakları, Irak nüfusunun yüzde 15'inin, yaklaşık 3 milyonunun Türkmen olduğunu söyleyegeldi. Cephenin resmi internet sitesine bakılırsa bu rakam görülebilir. Türkmenler bu rakamı şöyle çıkarıyor: 'Irak'taki en güvenilir nüfus sayımı Arap milliyetçiliğinin iktidara gelmesinden önce, 1957'de yapılmış ve Türkmenler yüzde 10 çıkmıştır. Dolayısıyla bugünkü Irak'ta en az 2,5 milyon Türkmen var.' Halbuki bütün uluslararası kaynaklar Kürtleri yüzde 15-20 gibi gösterirken, Türkmenleri yüzde 3-5'lik ‘diğerleri' içinde gösterir. Örneğin ABD Kongre Kütüphanesi, Türkmenler için 'yüzde 2' derken, El Cezire TV'nin internet sitesi yüzde 3'lük ‘diğerleri' kategorisine sokuyor.” Ve daha sonra ne diyordu aynı yazısında Bay Silici pardon Bilici? “Uzun sözün kısası, ortaya çıkan bu tablo bizim Türk-karşıtı ve önyargılı bulduğumuz uluslararası istatistikleri doğruluyor ve aslında İsmet Paşa'nın yıllar önce ortaya koyduğu tabloyla paralellik arz ediyor. Paşa'ya atfen dün yayınladığımız verilere bakılırsa, Musul genelinde Türkmen nüfusun Kürtlerin yarısı kadar, Kerkük'te ise Kürtlerin 20 bin fazla olduğu görülür” Peki Bay Bilici? 80 yıl önce lütfederek Kürtlerin yarısı kadar dediğiniz ( doğrusu yüzde 55) Türkleri, oran olarak bugün Kürtlerin onda biri kadar seviyesinde gösteren uluslar arası istatistiklerle, İsmet Paşa’nın verdiği rakamlar nasıl birbirine paralel oluyor? Anlaşılıyor ki, bay Bilici tarihi çarpıtmak uğruna matematik ve geometriyi de çarpıtmaya kalkıyor! Ve bütün bu söylediklerini desteklemek için de, Amerikan destekli Kürt kuşatması altında yapılan sözde ve sahte bir seçimin sonuçlarını veri olarak kullanıyor? Ben bir hukukçuyum ve hukukta, belgeleri ve belgeler üzerindeki rakamları tahrif etmek sahtecilik diye tanımlanır. Sahtecilik, tıpkı hırsızlık gibi yüz kızartıcı bir suçtur. Tabii kızaracak yüzü bulunanlar için! Ama fetullahçılar için böyle şeyler normaldir, olağandır. Üstadları Şemsettin Günaltay’dan aşırdıklarını kaynak göstermeden kendine mal etmeye utanmadıktan sonra, onun müritlerinin, Fetullah’ın saman adamlarına* çıkarttırdığı Saman gazetesindeki köşelerinde tarihi de, matematiği de, geometriyi de ters takla attırıp çarpıtmalarında garipsenecek bir yan yoktur! Sevgili şehit arkadaşım Necip Hablemitoğlu ile bu fetullahçı güruhuna karşı Yeni Hayat'ta ve internet ortamında birlikte verdiğimiz mücadelenin büyüklüğünü, anlamını ve önemini bu vesileyle bir kez daha kavrıyor; onu saygı, sevgi ve özlemle anıyor ve aziz hatırasını saygıyla selamlıyorum! *** Hatırladığım kadarıyla, Kerkük’te herkesin bildiği bir horyat ve onun hikayesi şöyledir: İki komşu arasındaki bir bağ, bahçe sınırı anlaşmazlığından dolayı çıkan bir kavga sırasında komşusunu vurup öldüren bir Türk, Mahkemece idam cezasına çarptırılır. İdam cezasının infaz edileceği yere götürülür ve cezası infaz edilmeden önce son isteği sorulur. İdam cezası mahkumun boynu vurulmak suretiyle yerine getirilecektir. Fakat mahkum, celladının toplumun yüz karası bir sefil olduğunu görünce, bu durum onun çok ağırına gider. Bir elma ister ve kendisinin boynunu vurmak üzere görevlendirilen kişiyi kastederek şöyle der: “Şu elma dört olaydı Yiyene dert olaydı Boynumu vuran cellat Bari bir mert olaydı!” Hasmımız ve düşmanımız olan İngilizlerin Lozan’da gösterdiği mertlikle karşılaştırılınca, yaptıklarını ve yazdıklarını tarifte zorlandığımız içimizdeki namertlere ithaf olunur. .............................................................................. Saman adamlar: Bir hukuk deyimidir; bir şirketin vitrindeki, görünürdeki ama gerçek olmayan sahipleri anlamında kullanılır. Hanifi Altaş 26 Şubat 2005
|