Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

Kara
Bahtım Kel Tálihim
-Yağmur Atsız-
Haftalardır ‘Ergenekon’ ile
‘Kapatma’ arasında debelenip duruyoruz. Oysa Türkiye’de
başka önemli hádiseler de cereyán ediyor.
Hem de sádece Türkiye bakımından değil dünyá
bakımından da. Salı günü İsráil-Sûriye dolaylı barış görüşmelerinin
dördüncü turu için iki kalburüstü politikacı Istanbul’a geldi: İsráil
Başbakanı Ehud Olmert’in Dış Politika Danışmanları Yoram Turbovits ve
Şalom Turjeman. Bu dördüncü turda bundan böyle görüşmelerin
‘direkt’ olarak, yáni doğrudan/yüzyüze devám etmesi karárı
çıkabilir. Bilindiği üzere hálen taraflar ‘endirekt’
(dolaylı) olarak müzákere ediyorlar ve Türk diplomatlar arada
‘postacılık’ yapıyorlar. Bir tarafın söylediklerini öbür tarafa
iletiyor, sonra cevábını alıp beriki tarafa bildiriyorlar. Bu metod ilk
bakışda çocukça gözükebilir. Koskoca insanların aracı kullanmaları
gülünç karşılanabilir ama İsráil ve Sûriye 1948’den beri ‘harb
hálinde’ iki ülke. Bu bakımdan şimdi sekiz yıllık bir aradan
sonra dolaylı barış müzákerelerini tekrar başlatmak, Türkiye için
başlıbaşına büyük başarı. İki ay gibi nisbeten çok kısa sürede dördüncü
tura kadar gelebilmek bu başarıyı daha da önemli kılıyor. İki İsráilli
Diplomat Salı günü Kudüs’den ayrılırken isminin açıklanmasını istemeyen
bir diğer diplomatik kaynak, direkt müzákerelerin pek yakında
başlayabileceğini hissetdirdi. Pazartesi günü ise Sûriye’nin Washington
Büyükelçisi İmád Mustafa, ‘Barış, Şimdi’ adlı bir sivil
İsráil örgütüne verdiği demeçde ‘Birbirimizi karşılıklı tanıma
ve barış andlaşması istiyoruz. En iyisi aynı masaya oturup konuşmak.’
dedi.
Sûriye’nin barış için şartı İsráil’in Golan Sırtları’nı geri vermesi.
İsráil bu tepeleri 1948 Savaşı’nda işgál ve 1981’de ilhák etmişdi. Golan
Sırtları stratejik bir yükselti oluşturması bakımından askerî, su
kaynaklarına sáhib olması bakımındansa ekonomik önem taşıyor.
Barış için İsráil’in öne sürdüğü şartlarsa şunlar:
Sûriye’nin ëran’la arasına mesáfe koyması ve Lübnanlı Hizbullah Örgütü
ile Filistinli mücádele örgütlerini desteklemekden vazgeçmesi.
Türkiye’nin ağırlığı
Türkiye, 1948’den 2008’e tam 50 yıldır kimsenin başaramadığı bu
işi başarır ve İsráil ile Sûriye arasında barışı sağlayabilirse bunun
bütün Ortadoğu’ya nasıl bir huzur ve istikrar sağlayacağını ve bir
katalizatör etkisiyle, záten öbürüne bağlı bulunan Filistin
Anlaşmazlığı’nın çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağını kavramak için
ille dış politika uzmanı olmak gerekmez. Bakınız İsráil ve Filistin
Fatah Örgütü arasında en alt düzeyde bir mutábakat sağlamak isteyen
Mısır’ın çabaları akaamete uğradı. Şarme-ş-Şeyh’deki (Şarm el Şeyh)
görüşmeler, uzlaşmanın imkánsız görülmesi üzerine kesildi. Halbuki
Türkiye daha sekiz hafta önce, Lübnan’da 18 aydır sürüncemede kalan
Cumhurbaşkanı şeçimini yine güvenilir arabulucu olarak sessiz sadásız
hallediverdi. Yine iki hafta önce Sırbistan’daki Müslüman unsurlar
üzerindeki dostáne nüfûzundan yararlanarak Radovan Karaciç’in Lahey’e
teslîm edilmesinde muhtemelen hayátî rollerden birini oynadı. Çünki
bizim tecrübemiz var. Türkiye bu bölgeleri 550 ilá 900 yıl idáre etdi.
Ayrıca Kafkaslar’da gerek ekonomik ve gerekse politik ve askerî
yönlerden ağırlığı gitgide artan bir ülke Türkiye. Bunları Monsieur
Sarkozy yáhut Frau Merkel gibi ‘Türkiye özürlü’ bázı
politikacılar göremeyebilir. Fakat son derece iyi görerek ona göre
analiz eden politikacıların sayısı çok daha fazla. Belki
‘Kemalistler’in aklı ermeyebilir ama bunların arasında Yunanlı
ve Rum politikacılar da var. ‘Avrupa Evi’nin içindeki
bir Türkiye’nin kendileri için de nasıl bir ‘konfor’
sağlayacağını son derece vuzuhla tesbît edebiliyorlar.
Dışarıda böyle bir imajı, potansiyeli ve ‘özgül ağırlığı’
olan bir Türkiye’nin içeride hangi pestenkeránî meselelerle uğraşdığını
seyretmek beni hasta ediyor. Bázı yurddaşlarım gibi záten
‘hasta’ olsam böylece iyileşeceğim. Ama onların
‘iyileşdiğini’ görmek benim hastalığımı daha da arttırıyor.
Kara bahtım, kem tálihim...
Yağmur Atsız
30 Temmuz 2008
|
Kemalistler
ve Humeynîciler
-Yağmur Atsız-
Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist,
Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde
küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların
ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların
‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád
etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine
‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir.’
.
|
Atatürk
Atatürkçü Değildi
-Yağmur Atsız-
Atatürk ‘hákimiyet-i milliye’
prensibini kendine vazgeçilmez yol gösterici kabûl etmiş bir devlet
adamıydı. Bu prensibe öylesine bağlıydı ki Yunan birliklerinin Polatlı’ya
dayandıkları, yáni ülke geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu o
hayat-memat ánında bile kumandayı bizzat ele almak için önce Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin kendisine ‘resmen’ bu görevi tevcîh
etmesini şart koşmuşdu. Yáni millî irádenin! Hem ‘Atatürk’e
bağlıyım.’ demek ve hem de ‘Askerî dikta yönetimi’ni
seçimle işbaşına gelmiş meşrû bir hükûmete tercîh etmek, ahmaklığın da
ötesinde Yüce Önder’e en ağır hakaaretdir! Atatürk sahtekárlığıdır! Atatürk
bezirgánlığıdır! Bulanık suda balık avlama yüzsüzlüğüdür!
|
Kartlar Yeniden Dağıtılırken
-Yağmur Atsız-
Ortadoğu kökünden değişiyor ama muhtemelen Washington ve Tel Aviv'in planladıklarından farklı bir tarzda. Bölge'ye barışın ancak İsrail 1967 sınırları gerisine çekilip Kudüs'ün de Filistin Devleti ile ortak başkent olmasını kabulü ile gerçekleşeceği bence artık İsrail tarafından bile yakında anlaşılacak ki 200.000 İsraillinin Çekirdek İsrail'e geri dönmesi demekdir.
|
| |
 Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır. Şu anda
Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 | Dünyada Neler Oluyor |

| Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum. "Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.
|
|
 | Türk Dünyası |

| Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 | Arayış |

| Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.
|
|
|