Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

Kemalistler
ve Humeynîciler
-Yağmur Atsız-
Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist,
Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde
küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların
ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların
‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád
etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine
‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir.’
.
Başlığı ‘Öfke Burunda, Burun Kafdağı’nda’ başlıklı bu yazı
epeyi yankı buldu. Orada sözkonusu etdiklerim ber-mûtád sövüp saydılar,
akıllarınca aşağıladılar ki normaldir. Bundan ötesine záten akılları ermez.
Ama ileri sürdüğüm görüşlerden samîmî olarak şaşkınlığa düşenlerin sayısı da
az değildi. Ne dediğimin daha iyi anlaşılması için bu konuda bir iki husûsa
daha işáret etmek istiyorum:
Ben ëran Modeli’nin Kemalistlere daha uygun geleceğini iddia ederken
orijinallik veyá bir nükte peşinde değilim. Son derece ciddîyim. Bakınız,
İran’daki Molla Takımı ‘Rehber Humeynî’yi putlaştırıyor,
ilahlaştırıyor. Kemalist Táifesi ise aynı şeyi ‘Ulu
Önder Atatürk’le yapmakda. Ben kendimi bildim bileli Atatürk’e
derin bir sevgi ve hayranlıkla bağlı biriyim. Bütün yazarlık hayátım boyunca
kalemimden Atatürk’e dáir tek bir saygısızca cümle akmamışdır. Fakat ben
Atatürk’ü bu Atatürk Tekelcileri Gürûhu ‘sáyesinde’ değil
onlara ‘rağmen’ seviyorum. İNSAN ATATÜRK’ü!!! Eğer onların
etkisinde kalmak ahmaklığına düşmüş olsaydım Atatürk’den ödüm patlaması ve
için için nefret etmem gerekirdi.
Benzerlik tek değil
Ayrıca benzerlikleri bununla kalmıyor. İran’da Humeynî’yi en
utangaç bir tarzda eleştiriniz. Ananızdan emdiğinizi burnunuzdan getirirler.
Hem de fitil fitil! Türk olarak bu size bir şeyler tedáî etdirmiyor mu?
Bitmedi!
Kılık-kıyáfet meselesi de öyle. İran’da kadın olarak örtünmezseniz canınıza
okurlar, bizde örtünürseniz!
Yine yanlış anlamalara karşı: Ben şu türban adı verilen serpuşu sevmiyorum.
Bunda muhtemelen o (yanlış olarak!) türban denen nesnenin, Istanbullu
hanımların hárikuláde ince zevkıne yüz çevirip taşralı ikinci sınıf Lübnan
zevkıne prim vermesi muhakkak ki rol oynuyor. Ne dediğimi anlamak için
1890’larda yayınlanan ‘Hanımlara Mahsus Gazeta’daki nefîs
başörtüsü, yaşmak ve hattá çarşaf modellerindeki zeráfete bakılabilir.
İsteyen o eski nüshaları Ayvansaray taraflarındaki Kadın Müzesi’nde veyá
Beyazıd Kütübhánesi’nde bulabilir. Fakat benim şahsen bir giyim tarzını
beğenip beğenmemekliğim önemli değildir. Önemli olan 18 yaşını bitirmiş genç
kadınlara birilerinin çıkıp ‘Sen şöyle giyineceksin!’
şeklinde ukalálık etmesidir. Ben türbanı sevmiyorum ama buna da karşıyım.
Bitmedi!
Erkek giyiminde de durum pek farklı değil. Doğrusu kısa süre öncesine kadar
değil idi. ëran’da kravat takmak neredeyse suçdur. Bizde ise yakın geçmişe
kadar takmamak suçdu. 1970ler sonu Fikret Otyam bir keresinde kravatsız
olarak TRT ekranlarında arz-ı endám etdiği için o muallá, mücellá ve dahî
her türlü cavalacozluğa müheyyá medyamız haftalar boyu asma budamışdı. Hattá
bázı bakanlarımızın güzîde görüşleri de manşetlere çıkarılmışdı.
Hálá bitmedi!
İran’da Humeynî námına her türlü kepázelik yapılır, yetmez, üstelik bir de
Rehber’i SEVMEK zorunda bırakılırsınız! Sevmediniz mi darağacına kadar yolu
var.
Ya bizde?
Yüce Önder’i sevmediğini ‘fáşetmek’ cür’etinde, daha
doğrusu enáyiliğinde bulunan kaç kişinin başı náre yanmadı mı, yanmıyor mu?
Resmî dayatmaların bir milim dışına çıkdıkları için kaç bilim adamının
kariyeri mahvedilmedi mi? Hálá edilmiyor mu?
Atatürk sahtekárları ‘NUTUK’u bile tahrîf etmediler mi?
Yapdıkları şu ána kadar yanlarına kár kalmadı mı?
Faşizm nedir?
Roland Barthes (1915 - 1980) diye bir filozof, eleştirmen, besteci
ve piyanist var. Onun bir cümlesi, ilk okuduğum 1989 Martı’ndan bu yana hiç
silinmeyecek tarzda zihnime kazılıdır:
‘Le fascisme, ce n’est pas l’interdiction de dire, c’est
l’obligation de dire.’
Faşizm söyleme memnûiyeti değil söyleme mecbûriyetidir.
Humeynîciler Kemalistlerin aynadaki aksidir!
BİR NOT: Güngören’deki o her türlü insanlıkdan arınmış
suikasdle kim kime hangi mesajı vermek istedi henüz meçhûl. Fakat şurası
alenî, báriz, áşikár, ayan-beyan, bedîhî, vázıh, sarîh, berrak, apaçık ve
besbelli ki bu yaratıklar emellerine náil olamayacaklar! Bu toplum bu
sadmeyi de atlatacak irádî ve maddî güce sáhibdir!
Ölenlere rahmet, geride bırakdıklarına sabır ve yaralılara ácil şifálar
diliyorum.
Yağmur Atsız
29 Temmuz 2008
|
Atatürk
Atatürkçü Değildi
-Yağmur Atsız-
Atatürk ‘hákimiyet-i milliye’
prensibini kendine vazgeçilmez yol gösterici kabûl etmiş bir devlet
adamıydı. Bu prensibe öylesine bağlıydı ki Yunan birliklerinin Polatlı’ya
dayandıkları, yáni ülke geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu o
hayat-memat ánında bile kumandayı bizzat ele almak için önce Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin kendisine ‘resmen’ bu görevi tevcîh
etmesini şart koşmuşdu. Yáni millî irádenin! Hem ‘Atatürk’e
bağlıyım.’ demek ve hem de ‘Askerî dikta yönetimi’ni
seçimle işbaşına gelmiş meşrû bir hükûmete tercîh etmek, ahmaklığın da
ötesinde Yüce Önder’e en ağır hakaaretdir! Atatürk sahtekárlığıdır! Atatürk
bezirgánlığıdır! Bulanık suda balık avlama yüzsüzlüğüdür!
|
Kartlar Yeniden Dağıtılırken
-Yağmur Atsız-
Ortadoğu kökünden değişiyor ama muhtemelen Washington ve Tel Aviv'in planladıklarından farklı bir tarzda. Bölge'ye barışın ancak İsrail 1967 sınırları gerisine çekilip Kudüs'ün de Filistin Devleti ile ortak başkent olmasını kabulü ile gerçekleşeceği bence artık İsrail tarafından bile yakında anlaşılacak ki 200.000 İsraillinin Çekirdek İsrail'e geri dönmesi demekdir.
|
Çaresizliğin Muhtemel Sebebleri
-Yağmur Atsız-
Erdoğan Hükumeti gerek Irak gerekse genel olarak Ortadoğu konularında sık sık mütereddid bir izlenim uyandırıyor. Sanki sol elinin yapdığından sağ eli habersizmiş gibi çelişkili bazı davranışları da buna eklenince gözlemci konumundaki şahısların gelişmeleri değerlendirme imkanları kısıtlanıyor.
|
| |
 Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır. Şu anda
Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 | Dünyada Neler Oluyor |

| Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum. "Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.
|
|
 | Türk Dünyası |

| Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 | Arayış |

| Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.
|
|
|