Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

29 Temmuz 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 

 

 


Kemalistler ve Humeynîciler


-Yağmur Atsız-


Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist, Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların ‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine ‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir. .

Başlığı ‘Öfke Burunda, Burun Kafdağı’nda’ başlıklı bu yazı epeyi yankı buldu. Orada sözkonusu etdiklerim ber-mûtád sövüp saydılar, akıllarınca aşağıladılar ki normaldir. Bundan ötesine záten akılları ermez. Ama ileri sürdüğüm görüşlerden samîmî olarak şaşkınlığa düşenlerin sayısı da az değildi. Ne dediğimin daha iyi anlaşılması için bu konuda bir iki husûsa daha işáret etmek istiyorum:

Ben ëran Modeli’nin Kemalistlere daha uygun geleceğini iddia ederken orijinallik veyá bir nükte peşinde değilim. Son derece ciddîyim. Bakınız, İran’daki Molla Takımı ‘Rehber Humeynî’yi putlaştırıyor, ilahlaştırıyor. Kemalist Táifesi ise aynı şeyi ‘Ulu Önder Atatürk’le yapmakda. Ben kendimi bildim bileli Atatürk’e derin bir sevgi ve hayranlıkla bağlı biriyim. Bütün yazarlık hayátım boyunca kalemimden Atatürk’e dáir tek bir saygısızca cümle akmamışdır. Fakat ben Atatürk’ü bu Atatürk Tekelcileri Gürûhu ‘sáyesinde’ değil onlara ‘rağmen’ seviyorum. İNSAN ATATÜRK’ü!!! Eğer onların etkisinde kalmak ahmaklığına düşmüş olsaydım Atatürk’den ödüm patlaması ve için için nefret etmem gerekirdi.

Benzerlik tek değil

Ayrıca benzerlikleri bununla kalmıyor. İran’da Humeynî’yi en utangaç bir tarzda eleştiriniz. Ananızdan emdiğinizi burnunuzdan getirirler. Hem de fitil fitil! Türk olarak bu size bir şeyler tedáî etdirmiyor mu?

Bitmedi!

Kılık-kıyáfet meselesi de öyle. İran’da kadın olarak örtünmezseniz canınıza okurlar, bizde örtünürseniz!

Yine yanlış anlamalara karşı: Ben şu türban adı verilen serpuşu sevmiyorum. Bunda muhtemelen o (yanlış olarak!) türban denen nesnenin, Istanbullu hanımların hárikuláde ince zevkıne yüz çevirip taşralı ikinci sınıf Lübnan zevkıne prim vermesi muhakkak ki rol oynuyor. Ne dediğimi anlamak için 1890’larda yayınlanan ‘Hanımlara Mahsus Gazeta’daki nefîs başörtüsü, yaşmak ve hattá çarşaf modellerindeki zeráfete bakılabilir. İsteyen o eski nüshaları Ayvansaray taraflarındaki Kadın Müzesi’nde veyá Beyazıd Kütübhánesi’nde bulabilir. Fakat benim şahsen bir giyim tarzını beğenip beğenmemekliğim önemli değildir. Önemli olan 18 yaşını bitirmiş genç kadınlara birilerinin çıkıp ‘Sen şöyle giyineceksin!’ şeklinde ukalálık etmesidir. Ben türbanı sevmiyorum ama buna da karşıyım.

Bitmedi!

Erkek giyiminde de durum pek farklı değil. Doğrusu kısa süre öncesine kadar değil idi. ëran’da kravat takmak neredeyse suçdur. Bizde ise yakın geçmişe kadar takmamak suçdu. 1970ler sonu Fikret Otyam bir keresinde kravatsız olarak TRT ekranlarında arz-ı endám etdiği için o muallá, mücellá ve dahî her türlü cavalacozluğa müheyyá medyamız haftalar boyu asma budamışdı. Hattá bázı bakanlarımızın güzîde görüşleri de manşetlere çıkarılmışdı.

Hálá bitmedi!

İran’da Humeynî námına her türlü kepázelik yapılır, yetmez, üstelik bir de Rehber’i SEVMEK zorunda bırakılırsınız! Sevmediniz mi darağacına kadar yolu var.

Ya bizde?

Yüce Önder’i sevmediğini ‘fáşetmek’ cür’etinde, daha doğrusu enáyiliğinde bulunan kaç kişinin başı náre yanmadı mı, yanmıyor mu?

Resmî dayatmaların bir milim dışına çıkdıkları için kaç bilim adamının kariyeri mahvedilmedi mi? Hálá edilmiyor mu?

Atatürk sahtekárları ‘NUTUK’u bile tahrîf etmediler mi?

Yapdıkları şu ána kadar yanlarına kár kalmadı mı?

Faşizm nedir?

Roland Barthes (1915 - 1980) diye bir filozof, eleştirmen, besteci ve piyanist var. Onun bir cümlesi, ilk okuduğum 1989 Martı’ndan bu yana hiç silinmeyecek tarzda zihnime kazılıdır:

‘Le fascisme, ce n’est pas l’interdiction de dire, c’est l’obligation de dire.’

Faşizm söyleme memnûiyeti değil söyleme mecbûriyetidir.

Humeynîciler Kemalistlerin aynadaki aksidir!

BİR NOT: Güngören’deki o her türlü insanlıkdan arınmış suikasdle kim kime hangi mesajı vermek istedi henüz meçhûl. Fakat şurası alenî, báriz, áşikár, ayan-beyan, bedîhî, vázıh, sarîh, berrak, apaçık ve besbelli ki bu yaratıklar emellerine náil olamayacaklar! Bu toplum bu sadmeyi de atlatacak irádî ve maddî güce sáhibdir!

Ölenlere rahmet, geride bırakdıklarına sabır ve yaralılara ácil şifálar diliyorum.

 

Yağmur Atsız

29 Temmuz 2008



Atatürk Atatürkçü Değildi -Yağmur Atsız-


Atatürk ‘hákimiyet-i milliye’ prensibini kendine vazgeçilmez yol gösterici kabûl etmiş bir devlet adamıydı. Bu prensibe öylesine bağlıydı ki Yunan birliklerinin Polatlı’ya dayandıkları, yáni ülke geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu o hayat-memat ánında bile kumandayı bizzat ele almak için önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisine ‘resmen’ bu görevi tevcîh etmesini şart koşmuşdu. Yáni millî irádenin! Hem ‘Atatürk’e bağlıyım.’ demek ve hem de ‘Askerî dikta yönetimi’ni seçimle işbaşına gelmiş meşrû bir hükûmete tercîh etmek, ahmaklığın da ötesinde Yüce Önder’e en ağır hakaaretdir! Atatürk sahtekárlığıdır! Atatürk bezirgánlığıdır! Bulanık suda balık avlama yüzsüzlüğüdür!



Kartlar Yeniden Dağıtılırken -Yağmur Atsız-


Ortadoğu kökünden değişiyor ama muhtemelen Washington ve Tel Aviv'in planladıklarından farklı bir tarzda. Bölge'ye barışın ancak İsrail 1967 sınırları gerisine çekilip Kudüs'ün de Filistin Devleti ile ortak başkent olmasını kabulü ile gerçekleşeceği bence artık İsrail tarafından bile yakında anlaşılacak ki 200.000 İsraillinin Çekirdek İsrail'e geri dönmesi demekdir.



Çaresizliğin Muhtemel Sebebleri -Yağmur Atsız-


Erdoğan Hükumeti gerek Irak gerekse genel olarak Ortadoğu konularında sık sık mütereddid bir izlenim uyandırıyor. Sanki sol elinin yapdığından sağ eli habersizmiş gibi çelişkili bazı davranışları da buna eklenince gözlemci konumundaki şahısların gelişmeleri değerlendirme imkanları kısıtlanıyor.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.