Yazar | 
Kürşat Karacabey |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Terör mü Savaş mı?
-Kürşat Karacabey-
Davul zurna eşliğinde omuzlar üstüne yükselterek asker ocağına yolladığımız 12 genç fidanımızı, milletçe göğe savurduğumuz acı yüklü feryatlar eşliğinde toprağa vermenin derin hüznünü ve dinmez öfkesini, şu günlerde bir kere daha yaşamaktayız!.. İlki 1984 yılında Eruh’ta sergilenen bu perdenin kaçıncı kez sahnelendiğini sayabileniniz var mı? Peki ama, Mehmetçiğimiz, dünya terörle mücadele tarihine altın harflerle yazılacak bir üstün başarıya yıllardır imza üstüne imza atmasına rağmen, bu kahpe oyunun sonu niçin gelmemektedir? Niçin bayrağa sarılı körpe bedenler, açmadan solan al güller gibi toprağın kara bağrına sunulmaya devam edilmektedir? Bu gidişâtta bir yanlışlığın var olduğu apaçık ortada değil midir? Şâyet yanlışlığı teşhis etmek istiyorsak, ilk şartın olan biteni doğru tanımlamak ve ona uygun stratejiler geliştirmek olduğunu tespit kaçınılmazdır. O halde önce bu işin adını dosdoğru bir koyalım: Mehmetçiğin, insanüstü bir azim, inanç, başarı ve cesaretle sürdürdüğü mücadeleye rağmen, bir türlü sönmeyen ateşin salt kendisine bakarak, bu yangına doğru bir ad konulamayacağı muhakkaktır. Doğru adlandırma için, ateşle birlikte ateşi tutuşturanların, ocağa odun taşıyanların ve alevlere rüzgar üfleyenlerin de bütünsellikle görülmesi ve değerlendirmenin öylece yapılması gerekir. Kara perdenin sırf önüne değil arkasına da bakılması şarttır. İşte böyle baktığımızda ortada salt ve sıradan bir terör olayı değil fakat, bir savaş halinin yaşandığı görülmektedir. Peki bu savaşın tarafları kimlerdir; konusu nedir? Bu savaşın bir tarafının Türkiye ve Türk Milleti olduğunda kuşku yoktur. Karşı taraf ise birilerinin safca sandığının veya sinsice saptırdığının aksine, bu vatanın, bu milletin ayrılmaz bir unsuru olan kürt kökenli yurttaşlarımızı asla ama asla temsil etmeyen, çapulcular çetesi PKK değildir. Türk Milletine karşı açılan bu sinsi savaşın karşı tarafı, başta ABD olmak üzere topyekûn Emperyalist Batının ta kendisidir. Uyuşturucu, kaçakçılık ve kara para bataklığında büyütülen PKK, batı emperyalizminin, işi bittikten sonra imha edilecek türden adi bir maşası, kirli bir değneğidir. ABD patronluğundaki batı emperyalizminin, bölgede inşaya soyunduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin alt taşeronluğunu üstlenen Barzani-Talabani çeteleri dahi, verilen savaşta PKK’dan daha önemli ve öncelikli konumdaki piyonlardır. Bu savaşın konusunu ise batı emperyalizminin, kısmen örtülü ve çok kirli amacı oluşturmaktadır. Batı emperyalizmi, kurmak istediği küresel kraliyet projesinin önünde; gerek jeostratejik konumu, gerek belleklerdeki tazeliğini koruyan bağımsızlık destanı, gerekse kuruluş felsefesi itibariyle, esaslı bir engel olarak algıladığı Türkiye Cumhuriyeti’ni; önce bölmek, nihai olarak da temelli işgâl etmek amacındadır. Tablo böyle okunmadığı, düşmanlar doğru tanımlanmadığı sürece, kınalı kuzuların şehadetine göz yaşı dökmeye devam etmemiz mukadderdir. Hele PKK’nın bitirilmesi görevini, onu yaratan ve kullanan güçlere havale etmeyi sürdürdüğümüz ve bu havaleyi bilinçli gerçekleştiren yerli işbirlikçileri inisiyatif kullanma makamlarına taşıdığımız müddetçe, yanmakta olan ateşi bırakınız söndürmeyi, giderek daha da azdırmaktan başka bir şey yapmış olmayız. Bu yaptığımıza ise “kendi ayağına kurşun sıkmak” denilir. BOP’da, Türkiye’ye, Türkiye’yi yönetenlere ve Diyarbakır İlimize biçilen rollere; teröre son vermesi için ABD ve AB’nin yüksek vicdanlarına(!) havale ettiğimiz önlemlere; en zor günlerinde Barzani-Talabani çetelerine cömertçe sağladığımız ve bugün ısrarla sağlamaya devam ettiğimiz hayati desteklere bir yol göz attığımızda, “kendi ayağına kurşun sıkmak” deyiminden ne kastedildiği daha kolay anlaşılacaktır. Onca askeri başarıya ve onca vatan aşkıyla devrilen fidana rağmen, bu ateşin niçin sönmediği de!..
O halde bu kritik süreçte özellikle Türk aydınlarına düşen görev şudur: Sonsuz bir dikkat, sabır ve serinkanlılıkla arka plan gerçekliğini irdeleyip çözümlemek; bin yıllık kardeşliği düşmanlığa çevirme oyunlarına engel olmak; gerçek düşmanların kimler olduğu ve işbirlikçilerin misyon ve cibilliyetleri konularında halkı aydınlatmaktır. İşte ve ancak bu taktirdedir ki, tarihinde nice engin denizleri aşmasını bilmiş Türk Ulusu, bu küçük derede boğulmak bir yana; bütün mazlum milletlere bayraktar kimliğiyle, asıl ve büyük düşmana da, bir kere daha gerekli dersi vermesini bilecektir. Kürşat Karacabey 31 Ekim 2007
|
Asıl Düşman Gizleniyor Türk Milleti Aldatılıyor!.. -Kürşat Karacabey-
Nedenleri görmezden gelindiği ve yanlış siyaset stratejileri paralelinde bir toplumsal gerginlik materyali haline dönüştürüldüğü için, hızla yaygınlaşan türbanın da tıpkı PKK gibi, sadece bir sonuçtan ibaret olduğunu anlamak, bu konuya doğru yaklaşmanın ön şartıdır. Burada da asıl olan, görüntülerden önce beyinleri laikleştirmek ve bunun için de eğitimi; -sözde değil özde- millileştirmek, çağdaşlaştırmak ve bilimsel eksene oturtmak gereğinin kavranmasıdır. Ancak o taktirdedir ki, görünümlerin de kalıcı biçimde çağdaşlaşması mümkün olabilecektir.
|
Son Seçimin Anlattıkları -Kürşat Karacabey-
Sözün özüne gelecek olursak konuyu şöylece toparlayabiliriz: AKP, iktidarı sürecinde Türk parasının değerini korumayı başarmıştır. Keza dört buçuk yılda 180 milyar dolar borçlanmayla, vurkaççı yabancı sıcak para akışıyla yalancı bir bahar havası estirmiştir. Halk nezdinde bu sonuçlar, kaygılı bir kabulle de olsa, başlı başına olumlu çağrışımlar yaratmıştır. Esasen istiklalimizi kıskaç, istikbalimizi ipotek altına alan, sorunları çok daha büyümesi pahasına erteleyerek serinlik yaratan bu tehlikeli tablo, ne yazıktır ki, muhalefetçe halka yeterince ve temel nedenler düzleminde doğru olarak tercüme edilmemiş, edilememiştir.
|
Küreselleşme Hükmünü İcra Ediyor -Kürşat Karacabey-
Dünyada üretilen toplam ekonomik değerleri, şayet bir büyük pasta gibi tahayyül edersek; bu pastanın tepsilere servis edilmesi usulüne dair şu keskin gerçekliği de derhal tespit ve ifade etmemiz gerekmektedir. Bu pastadan az sayıdaki zengin ülkelerle, çok sayıdaki yoksul ülkelerin aldıkları paylar arasındaki oran, süratli biçimde zengin ülkeler lehine açılmaktadır. Bundan başka her bir ülkenin tepsisine düşen pastanın, o ülke yurttaşlarına dağılımında da, çok az sayıdaki zenginler ile ezici çoğunluğu oluşturan yoksullar arasındaki paylaşım oranı da aynı hızla zengin azınlığın lehine açılmaktadır.
|
| | 
Kürşat Karacabey
Yozgat doğumludur. Serbest avukatlık yapmaktadır.
| 
| Türk Milliyetçiliği ve Halkçılık |


| Türk Milliyetçiliğinin Özünde Halkçılık Vardır -Kürşat Karacabey-
Bilindiği üzere Osmanlı’nın son dört asrında Türkler’in çok büyük bir çoğunluğu; karın tokluğuna çalışan, sarayın sunduğu nimetlere asla yaklaşamayan, ancak sıra vatan savunmasına geldiğinde ilk akla gelen ve en önde savaşa sürülen “tımarlı sipahiler”den oluşmaktaydı. Kurucu/aslî unsur olan Türk’e yönelik devşirme kini ve öfkesini yansıtan bu olgu; Türklerin uzunca bir süre eğitimsiz, mesleksiz ve meteliksiz kalması gibi bir konumun sağlayıcısı oldu. Aynı süreçte bu geniş kitlenin yoğunlaştığı Anadolu; Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Balkanlar’a bol kepçe sunulan hanlar, hamamlar, kervansaraylar, medreseler gibi alt yapı yatırımlarından da tamamen yoksun bırakıldı...
|
| 
| Toplumculuk |

| Ulusçu Toplumculuk ve Türkiye -Kürşat Karacabey-
Ulusçuluk kavramını anlamlandırma ve onu teorik-sembolik dünyasından alıp ayaklarını yere bastırma noktasında, özellikle şu gerçek, en temel olgu ve bir öz olarak kendini hissettirir: Ulusçuluk; ulusal tarihe, kültüre, geleneğe sahip çıkmak kadar, yaşamakta olan ulusa, yani ulusu oluşturan bireyler topluluğunun tamamına da sahip çıkmayı gerektirir. Hem de öyle ki, özellikle ulusun en zayıf, en savunmasız ve en yoksul kesitine sahip çıkıp onları mutlu kılmaya çalışmak, ulusçuluğun en önemli gereği olmalıdır. Çünkü her insan dünyaya bir kere gelir, yaşar ve ölür.
|
| 
| Arayış |

| Aradığını Bulanlar
Rahmetli Nejdet Sancar Hocamız, bir çok konuşmasına, “Atı erken ehlileştiren Türkler, dünyada farklı milletlerin bulunduğunu da erken kavradılar. Bu yüzden Türk destanına göre insanlar, bir ağacın dokuz dalında dokuz ayrı millet olarak yaratılmıştır.” diye başlardı. Göktürk kitabelerindeki milliyet duygusunun, o çağın dünyasının her yerinde yaşanmadığına şüphe yok. Yerleşik toplumlarda milletten önce aile, klan, kabile bağlarının oluştuğu ve bunların uzun sürdüğü gerçektir. Başka milletleri tanımayan, kendisininde bir millet olduğunu fark edemez. Milliyetçilik ve millet, ancak toplumların bir biriyle yoğun temasının başladığı asırlarda ortaya çıktı. Türkler muhakkak ki erken milletleşmede bir istisnadır. Çünkü insanlık tarihinin dört atlı medeniyetinden bir buçuğudur
|
|
|