Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

23 Temmuz 2007

Dede Korkut

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Kürşat Karacabey

Yazarlar

Siyaset-Türkiye

 

 


Son Seçimin Anlattıkları


-Kürşat Karacabey-


Aklın ve sağduyunun değil fakat, öfke ve tepkiselliğin yön ve renk verdiği bir genel seçimi daha geride bırakmış bulunuyoruz.

 

Demokrasi kültürü anlamında toplumsal altyapıdan yoksun, kısa sayılabilecek “oylamalı yönetim” tarihimizde, bu seçimin, pek çok bakımdan önemli ilginçlikler ve ders alınası anlamlar içerdiği kanaatindeyiz.

 

Peki nedir bunlar?

 

Artık seçimlerde güçlü ve dolayısıyla etkili basın yayın kuruluşlarının, göz ardı edilemez bir egemenliği bulunmaktadır. Son iktidar döneminde yaşanılan onca olumsuzluklar, yolsuzluklar ve skandallar; mâlum basın yayın kurumlarınca kararlılıkla  es geçilmiş, kimi önemsiz konularda iktidar eleştirilirken bile örtülü ve ustalıkla bir övgüye tabi tutulmuştur.

 

Deniz Baykal’ın, Atatürk İlke ve Devrimlerini ve hatta Cumhuriyet’i, “laiklikten ibaret” gören anlayışı, kamuoyunca paylaşılmadıktan başka, bu yoldaki mücadele samimi de bulunmamıştır.

 

Cumhuriyetin asıl tehdit ve tehlike altında bulunan; bağımsızlık, milli egemenlik ve Türklük temelindeki ulus devlet yapılanmasına gerekli vurgunun yapılmaması, “rejimin tehlikede olduğu” yolundaki çığlıkları yeterli gerekçeden yoksun bırakmıştır.

 

Bahçeli’nin Türk milliyetçiliğini, Öcalan/Barzani düşmanlığına indirgemesi ve  milliyetçilik adına çağın gerekliliklerini ve gerçekliklerini okuma adına başkaca bir projeksiyon ortaya koyamaması, ancak bir yere kadar (barajı aştıracak ölçekte) etkili olabilmiştir. Bu yaklaşım biçimi, terör ve bölücülük konusunda tehdit ve tehlike algılaması en üst perdede bulunan sahil şeridinde etkili olmuş; Orta Anadolu dahil eski kalelerde doyurucu bulunmamıştır. Özellikle 57. Hükümet  döneminde sergilenen; Öcalan’ın idamının dondurucuya kaldırılması ve Barzani/Talabani’ye örtülü destek sağlayan politikalarda etkili bir değişiklik yapılmamış olması gibi ikircikli ve solgun tavırlar, belleklerdeki tazeliğini koruduğundan olsa gerek, bu tek ayaklı siyasetin etkisi son derece sınırlı kalmıştır.

 

Kısaca, seçim stratejilerini, “Türkiye’nin satılmakta olduğu” tezi ve yörüngesi üzerine oturtan anılan her iki parti, bu satışın ne suretle yapıldığını yeterli ve geçerli temellere dayandıramamış; daha ötesi bu gidişatı kendilerinin tersine çevirebilecekleri noktasında da inandırıcılıktan bir hayli uzak kalmışlardır.

 

Yaşanılan acıklı/komik sonucun en esaslı nedeni ise kendilerine cılız muhalefet görevi tevdii edilen her iki partinin, halka ve halkçılığa uzak kalmaları olmuştur.  Buna karşın AKP’liler ise geleneksel ideolojik geçmişlerinin de sağladığı kolaycılıkla, halk ile el ele tutuşmayı onlarla diz dize oturmayı çok iyi bilmişlerdir. Halkın haklarını ve geleceğini, yabancı sermaye gruplarına ve onların işbirlikçi kılavuzu olan sözüm ona yerli, bir avuç ekonomi oligarşisine peşkeş çekmelerine rağmen, bu el ele diz dize tavır, halkın pek hoşuna gitmiş; “cumhuriyetçilerin” ve “milliyetçilerin” literatürüne yabancılaşan “halkçılığı” bu aykırı yapıya maletmişlerdir.

 

Seçimler, içerikleri başından beri boşlukla malul bulunan “sağ” ve “sol” kavramlarının artık halk indinde de anlamını yitirdiğini tescil etmiştir.

 

Bundan başka, yakıcı açmaz ve sorunlarla boğuştuğumuz şu konjonktürde, suya sabuna dokunmadan günü kurtarmaya ve her kesime şirin gözükmeye çalışan eski Adalet Partisi (türevleri olan DP/ANAP) çizgi iflasa sürüklenmiştir. Zaten uzunca bir süredir gençlikle yollarını ayırmış bulunan bu siyaset anlayışı, iyiden iyiye tarihe maledilmiştir.

 

Sözün özüne gelecek olursak konuyu şöylece toparlayabiliriz: AKP, iktidarı sürecinde Türk parasının değerini korumayı başarmıştır. Keza dört buçuk yılda 180 milyar dolar borçlanmayla, vurkaççı yabancı sıcak para akışıyla yalancı bir bahar havası estirmiştir. Halk nezdinde bu sonuçlar, kaygılı bir kabulle de olsa,  başlı başına olumlu çağrışımlar yaratmıştır. Esasen istiklalimizi kıskaç, istikbalimizi ipotek altına alan, sorunları çok daha büyümesi pahasına erteleyerek serinlik yaratan bu tehlikeli tablo, ne yazıktır ki, muhalefetçe halka yeterince ve temel nedenler düzleminde doğru olarak tercüme edilmemiş, edilememiştir.

Nasıl edilsin ki, bu konuda muhalefetin kendi açmazları hala devam etmektedir. AKP’nin bütün bu politikalarının mimarı olan Kemal Derviş, ABD’nin atadığı komiser edasıyla MHP’nin devri iktidarında tahta oturmamış mıydı? Aynı Derviş, her fırsatta Atatürk’ün kurduğu parti olduğunu haykıran CHP’nin, bir önceki seçimde kontenjan listesinde yer almamış mıydı?

 

Evet CHP ve MHP’nin halk nezdinde inandırıcı olması için; ülkenin geleceğini berhava etmeye yönelik olarak AKP’nin  döşemekte olduğu mayınları doğru tanımlaması için; önce kendilerinin ondan farkını ortaya koymaları gerekmez mi? Söyler misiniz, özelleştirme adına milli varlıkların haraç mezat satışa sunulması; 58 yıllık serencama rağmen Avrupalının niyeti ve samimiyeti konusunda hala net bir karar ve tavır ortaya koyamama;  güneydoğu sınırımızda zorla inşasına çalışılan uydu devlet müsvettesinin, asıl ve gerçek mimarının ABD olup olmadığını görüp,gerekli tavırı şahsiyetlice ortaya koyamama gibi konularda,–sonuca yansıyamayan üslup değişikliği dışında- birinin diğerinden farkını fark edebiliyor musunuz?

 

Siz fark ettiğinizi söyleseniz bile son seçimde halk, bu ve benzeri önemli konularda herhangi bir fark göremediğini oylarıyla söylemiş oldu.  Şunu da söyledi halk; madem yok biri birinizden farkınız, -gelecekteki maliyeti pahalı da olsa- bari beni yalancı baharın serinliğinden mahrum etmeyin!.. 

 

Kürşat Karacabey

23 Temmuz 2007



Küreselleşme Hükmünü İcra Ediyor -Kürşat Karacabey-


Dünyada üretilen toplam ekonomik değerleri, şayet bir büyük pasta gibi tahayyül edersek; bu pastanın tepsilere servis edilmesi usulüne dair şu keskin gerçekliği de derhal tespit ve ifade etmemiz gerekmektedir. Bu pastadan az sayıdaki zengin ülkelerle, çok sayıdaki yoksul ülkelerin aldıkları paylar arasındaki oran, süratli biçimde zengin ülkeler lehine açılmaktadır. Bundan başka her bir ülkenin tepsisine düşen pastanın, o ülke yurttaşlarına dağılımında da, çok az sayıdaki zenginler ile ezici çoğunluğu oluşturan yoksullar arasındaki paylaşım oranı da aynı hızla zengin azınlığın lehine açılmaktadır.



"Milli İrade" Demokrasinin Neresinde? -Kürşat Karacabey-


Âlâ yu vâlâ içinde hazırlandığımız bir genel seçime daha, neredeyse bir arpa boyu kadar yaklaşmış bulunmaktayız. Demokrasinin kalesi addedilen partilerden, sistem tarafından hormonlanan/finanse edilen üç-beş tanesinin, “dört çarpı dört bayrak yarışı” heyecanıyla, cadde ve sokakları alabildiğine şenlendirişine (kimilerince de kirletişine) burunlarımızı çarparcasına tanık olmaktayız. Halk ile âdeta dalga geçercesine, kimileyin açık artırma, kimileyin de açık indirme usulüyle göğe savrulan sağlaması yapılmamış bol kese vaatler, kar tâneleri gibi havada uçuşmakta…



Yeni Dünya Düzeni'nin Milli Devlet ve Milli Hukuk Düşmanlığı -Kürşat Karacabey-


İlkel çağlarda, insanlar arası paylaşım mücadelesinin sonucunu, “haklılık” değil, fakat “güçlülük” belirlerdi. Büyük balığın küçük balığı yutması ne denli hak ise güçlü insanın zayıf insanı yenip yok etmesi de o derecede olağan karşılanırdı. Ne var ki binlerce yıllık süreç içerisinde gelişip olgunlaşan toplumsal yapılar, insan aklı ve vicdanını inciten bu kuralsız gidişata karşı, pahalıya malolan kimi setler çekerek cevap verdi. Meşruiyetleri, sahip oldukları güçen kaynaklanan hegomanik otoritelerle; motivasyonunu yaşadığı derin sefalet ve taşıdığı insanlık onurunun kamçılamasından alan geniş halk kitleleri (tebâ) arasında yaşanan nice kanlı boğazlaşmalar, insanlık tarihinin şekillenmesinde önemli bir role sahip oldu.


 

Kürşat Karacabey


Yozgat doğumludur. Serbest avukatlık yapmaktadır.


 Türk Milliyetçiliği ve Halkçılık




Türk Milliyetçiliğinin Özünde Halkçılık Vardır

-Kürşat Karacabey-


Bilindiği üzere Osmanlı’nın son dört asrında Türkler’in çok büyük bir çoğunluğu; karın tokluğuna çalışan, sarayın sunduğu nimetlere asla yaklaşamayan, ancak sıra vatan savunmasına geldiğinde ilk akla gelen ve en önde savaşa sürülen “tımarlı sipahiler”den oluşmaktaydı. Kurucu/aslî unsur olan Türk’e yönelik devşirme kini ve öfkesini yansıtan bu olgu; Türklerin uzunca bir süre eğitimsiz, mesleksiz ve meteliksiz kalması gibi bir konumun sağlayıcısı oldu. Aynı süreçte bu geniş kitlenin yoğunlaştığı Anadolu; Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Balkanlar’a bol kepçe sunulan hanlar, hamamlar, kervansaraylar, medreseler gibi alt yapı yatırımlarından da tamamen yoksun bırakıldı...


 Toplumculuk



Ulusçu Toplumculuk ve Türkiye  -Kürşat Karacabey-


Ulusçuluk kavramını anlamlandırma ve onu teorik-sembolik dünyasından alıp ayaklarını yere bastırma noktasında, özellikle şu gerçek, en temel olgu ve bir öz olarak kendini hissettirir: Ulusçuluk; ulusal tarihe, kültüre, geleneğe sahip çıkmak kadar, yaşamakta olan ulusa, yani ulusu oluşturan bireyler topluluğunun tamamına da sahip çıkmayı gerektirir. Hem de öyle ki, özellikle ulusun en zayıf, en savunmasız ve en yoksul kesitine sahip çıkıp onları mutlu kılmaya çalışmak, ulusçuluğun en önemli gereği olmalıdır. Çünkü her insan dünyaya bir kere gelir, yaşar ve ölür.


Arayış


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Aradığını Bulanlar


Rahmetli Nejdet Sancar Hocamız, bir çok konuşmasına, “Atı erken ehlileştiren Türkler, dünyada farklı milletlerin bulunduğunu da erken kavradılar. Bu yüzden Türk destanına göre insanlar, bir ağacın dokuz dalında dokuz ayrı millet olarak yaratılmıştır.” diye başlardı. Göktürk kitabelerindeki milliyet duygusunun, o çağın dünyasının her yerinde yaşanmadığına şüphe yok. Yerleşik toplumlarda milletten önce aile, klan, kabile bağlarının oluştuğu ve bunların uzun sürdüğü gerçektir. Başka milletleri tanımayan, kendisininde bir millet olduğunu fark edemez. Milliyetçilik ve millet, ancak toplumların bir biriyle yoğun temasının başladığı asırlarda ortaya çıktı. Türkler muhakkak ki erken milletleşmede bir istisnadır. Çünkü insanlık tarihinin dört atlı medeniyetinden bir buçuğudur


 

Başsayfa

Kürşat Karacabey

Yazarlar