Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

27 Şubat 2008

III.Selim

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye


Şef


-Kürşad Kahramanoğlu-


2006'nın son yazılarımdan birini "Şark Kurnazlarına" ithaf etmiş, bunların uzun vadede hiç kimseyi kandırmadıklarını anlatmaya çalışmıştım.

 

Çok tatsızdır bu şark kurnazlığı, birazda eksikliğin verdiği bir aşağılık kompleksi ile akıllı olduklarını sandıkları bir zavallılık vardır şark kurnazlığında. Politikadan falan anlamak gerekmiyor; on bir gün bekleyip ordusunu yabancı bir ülkeye gönderdiği gün, ülkesinin gündemindeki 'en ihtilaflı kanun tasarısını' onaylayıveren bir cumhurbaşkanı, attığı imzayı ne kadar "başkalarının haklarını da verin, Avrupa Birliği'ni unutmayın", diye yumuşatmaya çalışsa da, nasıl bir kurnazlık hesabında olduğunu görmemek mümkün mü? Ortadaki anlaşmayı hepimiz görüyoruz, anlıyoruz: Ordu, ABD istihbaratı ile Irak'ta operasyon yapacak ve böylece iç politikada pasifize edilecek, muhalefetin milliyetçi kanadı 'Müslüman oyları kaçırmayım' korkusu ile yandaşlaştırılacak, ana muhalefet ise zaten Allahlık! Anayasa Mahkemesi "sadece şeklen inceleyebilirsiniz", diye baskı altına alınılacak. Taraftarlar "türban yegâne insan hakkıdır", diye bar bar bağıracak. Kuzu, "Eşcinseller de eşitlik istiyor, verecek miyiz? Tabii ki vermeyeceğiz!", diyecek. ABD'nin Kürt'lere verdiği devlet kurdurma sözü, fazla zarar görmeyecek. Büyük Ortadoğu Planları'na tam gaz devam.

 

Ve mükâfat: İktidar ülkeyi daha fazla Müslümanlaştırmak için, büyük bir adım daha atacak. Milyonlara mal olan bu operasyonun, Kürt sorununu çözmeyeceğini bilmeyen var mı? AKP'nin, insan hakları konusunda samimi olamadığını anlamayan kaldı mı? Altı senedir neredeydiler? Türkiye biraz daha sağa ve İslam'a kaysın, ABD'nin umurunda mı? Artık başka şeyler yazmak istiyorum, bile bile ladesten sıkıldım.

 

O zaman bu tehlikeli şark kurnazlarının tatsızlığını zaman zaman unutturabilen, hoş bir şeyden, müzikten bahsedeyim ve beni Türk olduğumla gurur duyuran bir müzik insanından. Geçtiğimiz perşembe akşamı, Cemal Reşit Rey Konser Salonu'na Cem Mansur'un şefliğini yaptığı Akbank Oda Orkest-rası'nı dinlemeye gittim. Programının adı "Çek Sanat Mafyası" idi.

 

Ben Cem'i ilk defa 17 Haziran 1993'te, "City of Oxford Orchestra'nın" (COO) başında dinlemiştim. 1990'da İstanbul Festivaline de gelen COO, Birleşik Krallığın en iyi orkestralarından biriydi, Cem'in buna katkısı büyüktür. Ben o gece, İngiltere'ye gelişimin 16. yılını kutluyordum, çok iyi hatırlıyorum Cem orkestrasına dört Handel, bir Bach ve birTe-lemann çaldırmıştı.

 

Türkler deyince, ya itilip kakılmış insanların avukatlığını yapmaya veya Papa katili olmaya çalışmış Türkler için hesap vermeye alışık olduğumdan, İngiltere'deki 16. yılımda, göğsümü kabartan bir Türk sanatçısının çaldırdığı müzikle mest olmuştum! "Oxford Prom 1993' deki bu ilk Cem konserimden sonra, onu değişik mekânlarda dinleme fırsatına sahip oldum ve ne mutlu bana ki, şimdi ikimiz de İstanbul'dayız ve ben sık sık Cem konserleri dinleme fırsatı buluyorum.

 

Cem bugünlerde konserlerine yarım saat önce çıkıyor ve programını dinleyicilerine anlatıyor. Klasik müziğin nasıl 'elitist' bir şey olmadığını ve müziğin universal bir güzellik olduğunu, hepimizin bu güzellikten nasıl nasiplenebileceğimiz! izah ediyor. Komik de bir adam; Perşembe akşamının programının adına bir baksanıza? Şimdi size uzun uzun "Çek Sanat Mafyası" da neydi, diye anlatamayacağım. Gelseydiniz, gelebil-seydiniz öğrenirdiniz.

 

Bugünlerde Cem'in her konserinin bir öyküsü var! Onun yerine ben size, perşembe geceki konserin solistinden biraz bahsedeyim. Cem dünyanın ancak müzik merkezi olan şehirlerinde dinleyebileceğiniz solistleri Türkiye'ye getirtiyor. İşte Chen Halevi de öyle bir solist. İsrail'in adı duyulmamış bir çöl köyünde doğan, Halevi bir klarnet dâhisi. "Tanrısal klarnet..." gibi övgüler almış Halevi, bizleri önce bütün klasik müzik severler arasında popüler olan Mozart'ın Klarnet Konçertosu ile mest ettikten sonra; Papua Gine'de başlayıp, Kuzey Kutbu, İran, Makedonya, Avustralya, Fas, Moldavya, Yunanistan, Türkmenistan, Senegal'i turlatıp Yeni Kaledonya'da bıraktı!

 

Cem Mansur, aynı zamanda çok da iyi bir aşçı. Cem'in pişirdiği bir yemeği yemek herkese nasip olmayabilir ama bırakın, Mansur size "bir kasabın oğlunun nasıl dünyanın en büyük bestecilerinden biri olabileceğini" anlatsın, kulaklarınıza hitap ederek dünyayı dolaştırsın. Hazır Cem Türkiye'deyken ve türban yüzünden yurtdışına falan taşınmaya düşünmediğinden; Cem'i dinlemeyi, özellikle gençlere hararetle tavsiye ederim!

 

Kürşad Kahramanoğlu

27 Şubat 2008



Öf! -Kürşad Kahramanoğlu-


Yaz yaz insana gına geliyor. Ama ne yapalım, mintan dikmek için elimizdeki malzemeler bunlar. Türkiye'nin hiç değişmeyen kaderi tutucu bir ülke olması. Oyların yüzde 47.5'i ile iktidar olmuş dinci bir hükümet iş başında. Ona muhalefet etmesi beklenen, Meclis'teki muhalefet partileri ya 'biz bu dincilerden daha tutucuyuz' iddiasındalar ya da milyonların umudunu söndürmüş politik hayatımızda, devamlı muhalefete mahkûm, etkisiz ve politik olarak ne olduğu pek belirsiz bir grup işe yaramaz temsilciler! Meclis dışındaki muhalefet olmasını beklediğiniz entelektüel, aydın, solcu insanlar ise asker, Kemalist korkusunu bahane ederek 6 yıldır İslamcı iktidara destek veriyor.



Türban İnsan Hakkı mı? -Kürşad Kahramanoğlu-


Bugünlerde, Türkiye'de yaşayıp da, bu soruyla yüz yüze gelmemek mümkün değil. Bu yıllardır tartışılan soruya akıllıca cevap veren birkaç kişiden -mesela Ayşe Böhürler bunlardan biri- benim duyduğum şu: "Ben ve benim gibi kadınlar inancımız gereği başımızı örtüyoruz. Bu politik bir simge değil. Başımızı erkek, mahalle, tarikat, parti falan baskısı nedenleriyle değil, kendi irademizle kapattık. Modern kent hayatında yer almak isteyen biz inançlı kadınlar, kitabımızın böyle emrettiğine inandığımız için kapandık. " Tartışma burada bitmeli, çünkü 'ben inanıyorum', diyen insanın inancının doğruluğu veya yanlışlığı bilimsel olarak tartışılamaz. Bilimsel tartışma, "inanıyorum" ifadesi karşısında çaresizdir.

Tarkan-Who? -Kürşad Kahramanoğlu-


Popüler müzik yapan bir sanatçı, bu müziği yaptığı toplumdan kopmuş olarak nasıl yaratıcılığını, inandırıcılığını devam ettirebilir? Aşklarının bilinmediği, söylediklerini yaşamış olduğunu ve böylece paylaşabileceğimizi hissetmediğimiz bir Sezen Aksu, Miami'den yüreklerimizi bu kadar hoplatabilir mi? Tarkan yanlış yönlendiriliyor ve git gide, içi kof karton bir levhaya dönüşüyor. Bütün bu yazdıklarımın uzun bir süre Tarkan'a mali bir sorun çıkaracağını zannetmiyorum.' Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler' hesabı bugüne kadar biriktirdiği ünle uzun bir süre Tarkan Türkiye'de para kazanır, yılbaşlarında TRT'ye çıkar ama Türkiye popüler kültümde, jenerasyonun en umut veren yıldızının hiçbir yere varamadığını görür.


 

Kürşad Kahramanoğlu


Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.


 İran Türklüğü



 


.


 İran Türklüğü



 


 


 İran Türklüğü



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar