Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

27 Kasım 2007

III.Selim

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye


Kansere İpotekli, Uluslararası Şirketlere Bağımlı


-Kürşad Kahramanoğlu-


Sizleri bilemiyorum ama benim çevremde sadece geçtiğimiz yıl içinde kanser mücadelesi veren birçok yakınım var. Bu konuda istatistikler var mıdır, bilmiyorum ama kanserin ülkemizde gözle görülür bir şekilde arttığını hepimiz görmüyor muyuz? Bu kanser artışının birçok nedenleri vardır tabii ama Çemobil nükleer kazasının yarattığı ve Türkiye üzerinde de henüz bütün uzun dönem etkilerini bilemediğimiz katkısı kolektif belleğimizde. 1995'in sonlarına doğru yayınlanan bir Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) Raporu çocuk ve gençler arasında ki yaklaşık 700 tiroid kanser vakasını ve radyasyona bağlı 10 çocuk ölümünden direkt olarak Çernobil felaketini sorumlu tutuyor. Bu sadece buzdağının suyun üstünde kalan görünen kısmı çünkü uzun dönem sonuçları daha onlarca yıl bilemeyeceğiz.

 

Hâlâ Rize çayı içerken benim boğazıma takılıyor! Bir de işin Türkiye'nin sırtına yükleyeceği mali yönü var: Türkiye'nin nükleer santral kuracak teknolojisi ve bilgi birikimi yok ve bu santradan kurmak çok pahalı. Demek ki bu işi yabancı, uluslararası şirketlere yaptıracağız. Bayılarak yaparlar. Bu para ve güce tapan şirketlerin Türkiye'de ki çocuklar, gençler umurunda mı? Türkiye dünyanın kanser merkezlerinden biri olsa onlara ne? Hatta artık dünyamızı idare eden uluslararası sermaye o kadar yüzsüzdür ki kurdukları nükleer santralın yanında bir de kanser hastanesi hibe ederler!

 

Yalnız Türkiye'den ufak bir ricaları olacaktır! Türk hükümetleri üretilen elektriği 20, 25, hatta daha uzun bir süre onların belirleyeceği miktar ve ücretten satın almayı taahhüt etmelidir. Yoksa bu kadar büyük bir yatırımı ve kapital transferini Türkiye'ye gerçekleştirmeye-ceklerdir. Kâr edecekler ki ölüm saçan merkezlerini kurabilsinler! Ülkeyi orta vadede kendilerine enerji ve ekonomik anlamda bağımlı kılacaklar ki teknolojilerini bizimle paylaşsınlar.

 

Şimdi bir propaganda inisiyatifi başlatılmış durumda: "Korkacak bir şey yok. Biz teknolojisi güvenilir firma ve ülkelerle işbirliği yapacağız" diyecekler. Ben bu işi biraz bilirim. Birleşik Krallıkta da okul öğrencilerini nükleer santrallara günlük gezilere davet edip nükleer enerjinin ne kadar güvenilir, ne kadar ekonomik olduğunu anlattılar yıllarca. Ne var ki bu nükleer santralların kurulduğu yerlerde ki bir türlü izah edilemeyen kanser artışlarını durduramadı!

 

Aslında sorun Türkiye'nin bir enerji stratejisi olmamasında. "10, 20, 30 sene sonra ne kadar enerjiye ihtiyacımız olacak? Ne kadar dışarıya bağımlı olacağız? İç üretimimiz ne olacak?" m rakamlarını çıkarmak bir strateji değil. Bu ülkenin insanlarının üzerine bindirilmek istenen bu kamburun vebali bizi temsil ettiklerini söyleyen ve Nükleer Enerji Yasa-sı'nı çıkaran bugün ki TBMM'de oturan insanların. Sadece iktidar partisi AKP değil ama bireyi ön plana çıkarması gereken sosyal demokrat(!) CHP ve bizleri sevip koruduğunu iddia eden milliyetçi(!) MHP'nin de bir enerji stratejileri yok! Bana inanmıyorsanız son seçimlerde ki programlarına, Meclis'te Nükleer Enerji Yasası tartışmaları sırasında ki yaptıkları - veya yapamadıkları - konuşmalara bakın. İş "vatan elden gidiyor" hamaseti konuşmaları yapmakta değil, vatan asıl işte böyle elden gider.

 

Ben son oylama sırasında TBMM'nin bir üyesi olsaydım; Nükleer Enerji Yasası'na evet diyen bütün milletvekillerinin, onlara bu enerji güvenilirdir, insan sağlığına zararsızdır diyen bütün bürokratların kurulacak nükleer enerji santralları yakınlarında oturmaları koşulunu getiren bir öneri sunardım!

 

Kendi adaylarını cumhurbaşkanı seçtire-meyecekleri korkusu bacayı sardığında gözlerini kırpmadan milyarlar harcayarak halk oylamasına giden AKP hükümeti asıl şimdi halk oylamasına gitmeli. Bizlere sorulmalı: "Etrafı zehirli bir nükleer çöplükle çevrilmiş bu şahane toprak parçasını biz de yok etme yolunda bir adım daha atalım mı? Biri Sinop, diğeri Mersin kıyılarımıza uluslararası sermayeyi daha zengin edecek ölüm santralları kuralım mı?" diye.

 

Tabiî ki böyle bir halk oylaması yapılmayacak. Halk oylamaları bu topraklar üzerinde oturan insanlara istemedikleri anayasaları kabul ettirmek, türbanlı eşi olan cumhurbaşkanı seçtirmek için yapılır. Geleceğimizin ipotek edilip, uluslararası şirketlere peşkeş çekilme işleri KRİTER® TA-EK.GOV.TR sitesine göndereceğiniz itirazlarınız ile halledilir!

 

Vatan elden gidiyor! AKP, CHP ve MHP'den umut yok. KRİTER® TAEK.GOV.TR'ye protestolarınızı gönderin Greenpeace'a üye olun. http://www.greenpeace.org/turkey/

 

Kürşad Kahramanoğlu

27 Kasım 2007



İskoçya ve Galler -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye'de Kürt sorununa yurt dışından benzerlik gösteren örnekler arandığında genellikle Kuzey İrlanda veya Bask örnek gösteriliyor. Nedeni ise medyada bu soruna çoğunlukla terörizm açısından yaklaşılması. Gerek IRA'nın ve ETA'nın gerekse de PKK'nın eylemleriyle ses getirip hassas dengelerdeki sinir noktalarını harekete geçirebilme özellikleri. Hâlbuki daha doğru örnek İskoçya ve Galler'dir.



Parasız, Cahil, Sessiz, Ezik Ama Türbanlı Olsunlar! -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye'de kadın partneri olan her üç erkekden biri beraber olduğu kadını dövüyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) yayınladığı 2007 Cinsiyet Eşitsizliği Raporu'na göre de 128 ülke arsında kadın erkek eşitsizliğinde 121. olduk! Sakın ha "aman canım sende burası Türkiye, zaten hep böyleydi" gibi en kızdığım şeyi söylemeyin. WEF Raporu'na göre geçen seneden beri 16 sıra birden düşerek rekor kırdık!



AKP'nin Erkekleri -Kürşad Kahramanoğlu-


Türban sadece bir bez parçası değil. Dünyanın her köşesinde değişik mesajlar veren bir simge. ABD'ki 12 Eylül saldırılarından sonra Batı'da artan İslamafobi genellikle kendine türbanı hedef seçti. Örneğin Birleşik Krallık'ta ve diğer Hıristiyan ülkelerde türbanlı kadınlara karşı gerek sözlü gerekse de fiziki saldırılar arttı. Bunun ana nedeni görünürlük, yani başı kapalı olduğu için Müslüman bir kadını teşhis etmek bir erkeğin Müslüman olduğunu anlamaktan daha kolay. Aynı zamanda kapanmak, kapattırılmak Batı demokrasilerinde gizlilik, zorlama, farklılaştırarak ayrımcılık yapmak olarak görüldüğünden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Leyla Şahin davasında "türbanın Cumhuriyetin temel prensipleri ile uyuşmadığı" yolundaki görüşüne şaşmamak lazım. Batılı Cumhuriyet anlayışı şeffaflık ve seçim özgürlüğü öngörüyor.


 

Kürşad Kahramanoğlu


Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.


 İran Türklüğü



 


.


 İran Türklüğü



 


 


 İran Türklüğü



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar