Türkiye bölünmüş bir ülke. Kabul etmesi hoş değil ve bu bölünmüşlük hiç kimseyi mutlu etmiyor ama yanlış veya eksik teşhis koymak veya hiç teşhis koyamamak veya koymamak sadece hastayı iyileştirmeyi güçleştirir ve geciktirir. Bu bölünmüşlüğün simgesi ise türban. Bunda şaşacak bir şey yok.
Türban sadece bir bez parçası değil. Dünyanın her köşesinde değişik mesajlar veren bir simge. ABD'ki 12 Eylül saldırılarından sonra Ba-tı'da artan İslamafobi genellikle kendine türbanı hedef seçti. Örneğin Birleşik Krallık'ta ve diğer Hıristiyan ülkelerde türbanlı kadınlara karşı gerek sözlü gerekse de fiziki saldırılar arttı. Bunun ana nedeni görünürlük, yani başı kapalı olduğu için Müslüman bir kadını teşhis etmek bir erkeğin Müslüman olduğunu anlamaktan daha kolay. Aynı zamanda kapanmak, kapattırılmak Batı demokrasilerinde gizlilik, zorlama, farklılaştırarak ayrımcılık yapmak olarak görüldüğünden Avrupa İnsan Hakları Mahkeme-si'nin (AİHM) Leyla Şahin davasında "türbanın Cumhuriyetin temel prensipleri ile uyuşmadığı" yolundaki görüşüne şaşmamak lazım. Batılı Cumhuriyet anlayışı şeffaflık ve seçim özgürlüğü öngörüyor.
Cumhurbaşkanı Gül "Türkiye'de mahalle baskısı olmaz. Düşünün ki aynı mahallede ya da aynı yerde, başı örtülü bir kızımızla başı açık bir kızımız kol kola yürüyorlar. Bir ailede hem başı örtülü hem başı açık kızlar olabiliyor" diyor. Başbakan kadınlarımızı kast ederek "Hiç endişe etmesinler. 5 yıllık iktidarımızda nerede, hangi sıkıntı doğdu? Birbirimize güvenmek zorundayız" diyorsa da bu güveni duymak zor. Hem de çok zor çünkü Türkiye'de başı kapalı olduğu için okuyamayan kızlara duyulan geniş kesimlere yayılmış bir sempati var ama bu iki beyefendi Türkiye'nin direksiyonuna geçer geçmez ilk icraatları olarak bu kızların sorunlarına eğilmediler ama devletin başına eşi türbanlı bir insanı geçirme işlemini her türlü muhalefete karşı gerçekleştirdiler!
İnsanın birisi Başbakan diğeri Cumhurbaşkanı iki insana güvensizlik göstermek ağırına gidiyor ama durum ortada: Hadi diyelim bu insanların eşleri kendi istek ve iradeleri ile kapandı... Ya ikinci jenerasyon kadın ve kızlar? Erdoğan, Gül, Erbakan gibi erkeklerin kızlarının gelinlerinin başları açık olabilir mi? Bunu bütün AKP ve Türkiye'deki "dinci", "İslami", "tarikatçı", hangi terminolojiyi kullanırsanız kullanın erkekleri için soruyorum. Bu erkekler arasında eşi kapalı olup da hangisinin başı açık bir kızı, gelini var?
Sorun AKP erkeklerinde. Sadece türban konusunda değil ama her konuda tutucu olan, mesela hakaret etmek dışında "eşcinsel" kelimesini ağızlarına alamayan bu erkeklerin bütün icraatları ortadayken nasıl kadınları zorla kapattırmak istemediklerine inanalım? Herkesi kucaklamak için Çankaya'ya davet eden ama bütün LGBT'leri dışlayan Cumhurbaşkanının sözleri nasıl bize güven versin? Bir yandan "itham değil katkı istiyoruz" diyen başbakan yardımcısının geçmiş icraatlarını biliyoruz, ortaya çıkmış katkılara ilgi bile göstermeyişine şaşmadık. Demokrasi, insan hakları, kadın-erkek eşitliğine inanan milyonlarca insanın, kadınların başını örttürmenin, bu ortamı yaratan şartları yaratmanın AKP erkeklerinin samimiyetsizliği olduğuna inanmaları doğal değil midir?
Umarım erkek egemen AKP liderliği bu konuda da askeri öcü göstererek yine yan çizmez. Türkiye bölünmüş bir ülke ve bu bölünmüşlüğün simgesi de türban. Benim gördüğüm kadar bunu en çok istismar eden de şu anki erkek egemen AKP liderliği. Bu konuda maalesef en büyük destekçileri de bazı başı açık(!) kadın köşe yazarları. Tam Türkiye'ye yaraşan bir durum: Artık bu konudan bıktık usandık deyip en çok türban konusunu yazan bu hatun kişilerin hiç utanması yok. Burun kıvırdıkları Atatürk Devrimlerinin direkt sonucu olarak onlar okuyup yırtmışlar ya onlar için şimdi önemli olan iktidar olmak. Parti liderinin lütufuna maruz olup milletvekili falan seçilemedilerse; bu yeterince iktidar yalakalığı yapmadılar demektir. Öyleyse AKP'nin her yaptığı doğrudur demek gerekiyor! Sıradan kadınlarımız, kızlarımız onların beslendiği imtiyaz ve ayrıcalıklardan faydalanacak değiller ya! Kapansınlar!
Not: Yüzünde bakan olabilmenin verdiği o kocaman gülümseme ile ne kadar Müslüman olduğunu ispatlarcasına kameralara doğru kocaman bir Bismillah ile işe başlayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a sinemalarda bugünlerde gösterimde bulunan "Go-ya'nın Hayaletlerini" mutlaka izlemesini tavsiye ederim. Umarım "Lorenzo" karakterini içine sindirmez!
Kürşad Kahramanoğlu
25 Eylül 2007