Adı terörle mücadele sırasında efsaneleşmiş olan Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, “Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok” adlı kitabını yayınladığından bu yana da yeni bir şey yoktur, değişen bir şey yoktur ve dolayısıyla da “terörle mücadele” artık bir masaldır.
Masaldır, çünkü Osman Pamukoğlu ve onun gibi terörle mücadelede efsaneleşmiş isimlerin hiçbiri tümgenerallikten daha yukarıya çıkamamıştır. O halde, bugün terörle mücadelede başladığımız noktanın bile gerisine düşmemizin birinci derecede müsebbibi konumunda bulunanlar, terörle mücadelede başarılı olmayı askeri hiyerarşide yükselme ölçütü olarak dahi görmeyenlerdir. Eğer terörle mücadelede başarılı olmuş generallerin hiçbiri tümgeneral rütbesinden daha yukarıya çıkamamışsa, bunun sebepleri sorgulanmalı ve hesabı sorulmalıdır. Ancak belirtmek gerekir ki, bu konuda birinci derecede sorumluluk, siyasal yetke sahibi olanların değildir. Tayin ve terfilerin yapıldığı dönemlerde siyasal yetkeyi daima Türk Ordusunun komuta kademesi yönlendirmiştir. Türk Ordusunun komuta kademesinin başında ise 2006 Ağustos ayına kadar dört yıl boyunca Hilmi Özkök bulunuyordu. Hilmi Özkök tarzıyla da terörle ancak bu kadar mücadele edilebilirdi.
Sözgelimi bir orgeneral, emekli olduktan sonra çıktığı bir televizyon kanalında, hem o bölgede asayiş kolordu komutanı iken Barzani’nin kendisine parlamento binasını gezdirdiğini anlatıyor, hem de bugün Kürtlerin Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet ilan edecek noktaya geldiklerinden yakınıyordu. Peki ama böyle birinin bundan ötürü yakınmaya hakkı var mıydı? İyi de, sormazlar mı adama? Senin döneminde Barzani’ye silah, para ve hatta eğitim (zirai mücadele değil terörle mücadele yani savaş eğitimi) yardımı kimin tarafından yapıldı? O zaman aklın neredeydi? Görülüyor ki, bu meselede en yüksek sorumluluk makamlarında bulunmuş rütbelilerde dahi, kendi alanlarını en çok ilgilendiren bir konuda yani terörün sebep ve saikleri hakkında algılama zaafı vardır. Bu zaafın nelere yol açtığını ise hep birlikte yaşayarak görüyoruz.
Daha da korkunç olanı, Harp Akademileri Komutanlığı da yapmış olan bu emekli orgeneralin bundan iki yıl kadar önce yine Kuzey Irak, Irak Türkleri ve Kerkük’ün statüsünün konuşulduğu bir televizyon programında sergilediği tutumdu. Sözümona Irak Türklerinin haklarını savunurmuş gibi yapıyor ama, Kuzey Irak’lı Kürtlerle Irak Türkleri arasında bir ayrım yapmadığını sık sık vurgulamak gereği duyuyordu bu orgeneral. Peki ama, birinci Körfez Savaşından bu yana Türkiye’nin yarısının Kürdistan olarak gösterildiği haritaların Kuzey Irak’taki Kürt berberlerin dükkanlarında bile asılı olduğunu bu adam bilmiyor muydu? Saddam’ın oğlu Uday’ın başında bulunduğu bir futbol takımının Erbil’de yaptığı maç sırasında stadyumda toplanmış Kürtlerin hep bir ağızdan biz Türklere ana avrat küfrettiğinden de mi haberi yoktu bu sayın komutanın? Demek ki bu sayın komutan, askerliğin en temel iki kavramından, dost-düşman kavramından dahi habersizdi. Üstelik aralarında ayrım yapmadığından söz ettiği taraflardan biri yani Irak Türkleri dost ne kelime bizim öz be öz kardeşlerimizdi. Bu derece miyopluk ve kafa karışıklığı, Harp Akademileri Komutanlığı da yapmış bu orgeneral için söz konusu değildi yalnızca. Onların en üst konumundaki, bundan bir yıl önce, Atina’nın Emperyal Otelinde ”biz bu Cumhuriyeti Rumlarla da kurduk, Araplarla da kurduk, Çerkezlerle de kurduk” gibi inciler saçtıktan sonra gerisini varın hesap edin!… *
***
Kara Kuvvetleri Komutanı ise çok yakın bir tarihte bölücü terör konusunda şöyle diyordu: “Biz bir yıl içinde 750 teröristi etkisiz hale getirmişiz. Ne var ki aynı yıl 1.500 kişi terör örgütüne katılmış.” Bu, üzerinde çok durulması gereken bir tespittir ve fakat söylediklerinin gerçekte ne anlama geldiğini Sayın Komutan da etraflıca düşünmüş müdür acaba?
Gerçekte ne anlama geldiğini düşünmüş müdür diye sordum. Çünkü hala gözlerini örten bir takım perdelerden sıyrılmadan doğru düşünmenin ve gerçeği kavramanın bazıları için imkansız olduğu anlaşılıyor.
Oysa meselenin esası çok basit aslında. Meselenin sosyal-psikoloji ve propaganda boyutu bir yana, bu basit ve yalın gerçeği gören ve bunu yüreklice ifade eden bir tek komutan çıkmıştı bugüne kadar. Emekli Korgeneral İsmail Selen’di o komutan. Asayiş bölge komutanı olarak ancak üç ay sürdürebildiği görevinden alınmasını müteakip kendi isteğiyle emekliye ayrıldıktan iki yıl sonra, 23 Mayıs 1991 tarihinde terörist bir saldırı sonucu katledilmişti. Üstelik onu öldürmekle görevlendirilen taşeron terör örgütü hücresine infaz emri paket program halinde yani en yukarıdan(?) gelmişti. Hücrenin önceden keşif, gözetleme ve sair planlama faaliyetinde bulunması gerekmiyordu. (O işi örgüt dışındaki başka birileri yapmıştı besbelli) Belirlenen gün ve saatte işi bitirilecekti.
Ne diyordu merhum Selen?
“15-20 sene sonra demokratik yolla bile Türkiye’yi ele geçirir adamlar”
Haksız mı idi? Dedikleri çıkmıyor mu bugün?
Peki kimdi bu adamlar?
Geçmişte Apo’nun bugün ise hem onun hem de Barzani’nin yörüngesindeki adamlardı bu adamlar:… Nitekim 1 Mart (2003) tezkeresi Mecliste görüşülürken Barzani’ye bağlı en az 75 adet milletvekilinden söz ediliyordu? Kuzey Irak parlamentosunda değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinde!
“Bu adamlar”ın her biri on çocuk, on beş çocuk yapmayı kendilerine görev bilen adamlardı. Zaten bu görevi Abdullah Öcalan yıllar önce vermişti onlara: “her bir Kürt karısının elinde, karnında, kucağında çocuk olmalıdır!” diye buyurmuştu! **
Türkiye Cumhuriyetinin atadığı Diyarbakır Valisini Diyarbakır’ın sözde DTP’li (Çünkü gerçekte böyle bir parti yoktur; Partiya Karkera Kurdistan yani kısa adıyla PKK vardır) Belediye Başkanının emrindeki bir kukla konumuna düşüren, Şemdinli’deki isyandan sonra isyancıların direktiflerine boyun eğerek Hakkari Valisini görevden almakla yetinmeyip onları rahatlatmak üzere Türk jetlerinin alçaktan uçmalarını yasaklayan Hükümet ise adı üzerinde Arap-Kürt Partisinin hükümetidir. O Diyarbakır’ın sözde valisi de, aynı siyasi iktidarın son kabinesi kurulduktan sonra ödüllendirilerek Başbakanlık müsteşarı yapılmıştır.
Arap-Kürt Partisi iktidarının, hergün çocuklarını Kürtçü-bölücü teröre kurban veren Türklerin haberinin bile olmadığı bir uygulaması daha vardır ki tüyler ürperticidir. Bu hükümet, eğitim yardımı adı altında her ay çocuk başına doğu ve güneydoğu’daki vatandaşlara 75 ila 125 YTL arasında değişen tutarlarda yardım yapmaktadır. Bu yardımdan nasiplenen on çocuk sahibi her bir Kürt, kendisine verilen bu parayla hayat standartını derhal yükseltmekte, bunu da bir karı daha alıp on çocuk daha doğurtarak yapmaktadır.
Yalnızca adı Türk olan Devlet doğum kontrolü için ise Şırnak’ı, Hakkari’yi değil, Tokat’ı pilot bölge olarak seçmektedir ne hikmetse! Ve Yunanlı Hekimler Birliği, Orta Anadolu’da Türk soyunu kurutacak derecede yoğunlaştırılan doğum kontrolü çalışmalarına olan büyük katkısından ötürü Rahmi Koç’a ödül vermektedir.. .
Ama bu arada başka birileri de, -seleflerinin kahvesine konulan zehirden ders almayı dahi bilmeyen birileri de- hiç şüphesiz yeni bir madalyayı hak etmektedirler!
Hanifi Altaş
29 Ekim 2007
*Bir yıl kadar önce yazdıklarım için şu Web adreslerine bakınız.
http://www.turkdirlik.com/Bilgimece/Siyaset/Turkiye/HAltas0037.htm
http://www.turkdirlik.com/Bilgimece/Siyaset/Turkiye/HAltas0038.htm
* *Bu konuda on üç yıl önce müstear adla yazdıklarım için şu ağ adresine bakabilirsiniz:
http://www.yenihayatdergisi.net/sayi2-kurtcu.htm