Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

29 Temmuz 2008

Cengiz Aytmatov

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Oral Çalışlar”ı Anlamak Na-mümkün!”


-Bedri Baykam-


Meşhur “iddianame”nin yorumlarını haftaya bırakıyorum.

 

Geçen gün Oral Çalışlar’ı Haber Türk’te izlerken duyduklarım, o kadar abartılıydı ki, şu soru geldi aklıma: Bizim gazetenin 15 yıl tozunu yutmak da mı hiç işe yaramamıştı?

 

Tabii ki çevreniz her açıdan tarafsızlığını, mantığını yitirerek, medya üstünden Cumhuriyet’e saldıran, Ergenekon’un hergün canavarvari bir resmini çizmek için çabalayan, tüm soğukkanlılığını kaybederek savaş tamtamları çalan köşe yazarcıkları tarafından kuşatılmış durumda. Yeni Şafak ta Yağmur Atsız yolladığım düzeltiyi koyacağına, yine sözlerimi alıntıyla çarpıtarak kimliğini kanıtlıyor. T. Korkmaz, PKK’yı Ergenekon’a bağlamaya çalışıyor; satır aralarında bile inandırıcı bir kırıntı bulamadım bu masala dair. Ama öte yandan Neşe Düzel her zamanki “çalışkanlığıyla” Diyarbakır barosu başkanı Sezgin Tanrıkulu ile sohbetinden manşetini üretiyor: “Kürtler Ergenekon’a Tarafsız Kalamaz”. Yani Ergenekon’la mücadele etmeliler diyor! Allah Allah, bu ne yaman çelişki! İsmet Berkan Radikal’de tam kontrolden çıktı: “Bu Cumhuriyet 1923 yılında ilk günden itibaren bir ‘halktan korkanlar partisi’ tarafından kuruldu” diyor.

 

Yani, Ergenekon’un, miting esprisiyle “elebaşısı” (!) da medya saldırılarından payını alıyor, hem de akıl almaz “yorumlarla”. Baykal’ın “o zaman ben de avukatıyım” demesini Berkan, “pervasızlığın daniskası” olarak niteliyor, aynı yazıda Erdoğan’ın “Milletin Savcısıyım” lafına gık yok! Onu aşmaya niyetli tek rakip, “Taraf”. Kışlalı, Özbilgin ve Hablemitoğlu için “Onları Ergenekon Öldürdü” gibi izan dışı bir manşeti sallayabiliyor “Eski Washington muhabiri” Çongar, atomik, kimyasal, biyolojik silah ve Hizbullah, IBDA-C, TİT iddialarını hep kopya çekerek iki gün önce okuyan ama bunları “tahmin ettiğini (!)” ima ederek (!) prim yapmaya çalışan biri. Onu ve tüm raydan çıkanları “Atmayın bu kadar, din kardeşiyiz” diye tiye alan ise, Ahmet Hakan.

 

Altan biraderler, Taşgetirenler, Şen Necdetler, Etyenler, Aközler; hiçbirinin hakkı ödenemez. Ama özellikle Oral’ın başını kuma gömmesi ve Ergenekon adına, mangalda kül bırakmaması bana pes dedirtiyor! Çalışlar “ne şeriat, ne darbe” tümcesine bile karşı çıkıyor: “Bu ikisi simetrik değil, biri, yani darbeciler, öldürüyor ve kalıcı diktalar oluşturmak istiyorlar”. Öyle mi acaba? Yazının sonunda isimlerini verdiklerin, sırayla tüm yobaz terör örgütlerince öldürülen aydınlarımız… Ayrıca Çalışlar, sürekli olarak 27 Mayıs’ı kötülerken, şu basit veriyi göremiyor: Bu ülkede adını andığı ve alçaklar tarafından öldürülen Atatürkçü aydınlarımızın en önemli ortak özellikleri, aynı zamanda 27 Mayısçı olmalarıydı… Mumcu, Aksoy, Üçok, Kışlalı… İnsan oportünist rüzgarlara yelken açarken, hiç olmazsa onca yıl ekmeğini yediği gazetenin şehit yazarlarına biraz saygı duyabilir.

 

Yani Çalışlar, şeriatçılığın demokrasiyi toptan yok etmek üzere yola çıktığını görememiş! Şu basit sorular geliyor mu hiç aklına: 27 Mayıs ve hatta 12 Mart ve 12 Eylül rejimlerini, Oral mı kılıç kalkanla kovalamayı başardı? Böyle bir durum varsa, hemen kendisine saygılarımızı sunalım. Yoksa, o zaman iş değişiyor: Demek bu “diktalar”, kalıcı olmak istememiş. Hemen heyecan yapmayın, bu cümlede askeri müdahaleler hakkında bir yargı getirmiyorum. Yalnız somut ve bilindik bir veriyi hatırlatıyorum: bunların her biri, birkaç yıl içinde tekrar tüm ülke idaresini demokrasiye ve sivil yapıya geri verdi. Şimdi bir de demokrasi içinde Çalışlar’ın “olağan” bulduğu siyasal İslam’a göz atalım: Dünyada kaç ülkede, siyasal İslam, rejimi değiştirmek için şiddete başvurmuş ve daha da önemlisi, o ülkede iktidarı elde ettikten sonra, bir ucundan bırakıp gitmeyi kabul etmiş? Bu sorulara makul ve objektif bir yanıt veren ve ne dediğini bilen herhangi bir insan kalkıp bu ülkede demokratik yapının anti-laik çevrelerce bu kadar örselenmesine kayıtsız kalamaz.

 

Çalışlar’ın dediği gibi “darbecilerin darbelenmesi”, tabii ki demokratikleşmeye kuvvet kazandırır. Şu farkla ki, bu ülkede zaten Cumhuriyet’e karşı fiili darbe her koldan son hızla yürüyor: Atama, yasama, yıldırma, sürme ve muhalefeti ne pahasına olursa olsun sindirme, susturma. İnsan kulaklarını tıkayıp, gözlerini de bağlayarak gezinse, yine de bu ülkede neler yaşandığı gerçeği, bir yolunu bulup burnundan girerdi. Demek Oral, grip olmuş, bu tozlardan bile korunmuş. Verdiği örneklerden, Dink ve Santoro’yu tam tersine dinci-faşist bir yapılanmanın öldürdüğünü, bunun yıllardır tüm ikazlarımıza karşın gencecik çocukların dini şiddet üstünden beyin yıkanmalarıyla gerçekleştiğini de anlaşılan “göremiyor”! Ayrıca olan biten tüm hukuksuzluğa direnen CHP’yi eleştirirken sonsuz bir keyif sergiliyor. Ama öte yandan kendisi gibi davranıp, liboşizme teslim olanlara Fetoculardan niye övgü, saygı akıveriyor, onu hiç sorgulamıyor! Daha söylenecek çok şey var. Mesela Hizbullahçılar “Ergenekon” bağlantı (!) iddialarına en sert cevabı vermişler “ne münasebet?” diye. Güler misiniz, ağlar mısınız?

 

Tüm kurumlarıyla işleyen total bir demokrasiye bu kadar önem verdiğini söyleyen insanların demokrasiyi toptan ve geri dönmemecesine yok edecek oluşumları görmezden gelmelerini veya kendilerini olan biteni anlayamayacak kadar saf göstermelerini komik olduğu kadar düşündürücü buluyorum. 

      

Bedri Baykam

29 Temmuz 2008



Bir Atatürkçüyü Yok Edebilirsiniz, Ama Asla Korkutamazsınız! -Bedri Baykam-


Tarihe, “ibret alınacak karanlık günler” olarak geçecek bir bataklık içindeyiz. En doğru özeti Baykal yaptı:“Siz Türk halkını toptan enayi mi sanıyorsunuz? Bunlar Aziz Nesinlik hikayeler” . Haddini aşan “Ergenekon” davasında herhalde 2004 ile ilgili fazla bir şey bulamadılar ki, kargaları bile güldürecek iddiaları, besleme basın, manşet yapmaya başladı: “Aynı anda 30 ilde izinsiz gösterilerde kanlı eylemler başlatacaklarmış” (!) Bre gafiller, ADD veya USTKB ne zaman izinsiz yürüyüş yaptı da, balonun en civcivli anında sizi mutlu edecek kanıtları yaratmak için bunu yapacak? Aranızda bu masala inananları, Bakırköy paklar.



Çağdaş Futbol Kültürü” Genç Kızlarımızı da İçine Alsın -Bedri Baykam-


Futbol kültürü, yine yüz milyonlarca kadına “Tanrım bu ne zevkli spormuş meğer” dedirterek hayatımıza girdi çıktı. Ben geçen hafta söylediklerimde haklı olduğumu kanıtladım. Hala milli takımımızı 30 yıl önceki seviyesinde sananlar, bayağı şaşırdılar. “Almanlar bize beş çeker” diyenler, acaba rakibimizin son saniyeye kadar korkuyla titrediği ve maçın sonunda Brezilya’yı yenmiş kadar sevindiği sahneleri görünce acaba ne hissettiler?



Paris'te Gençliğime Rastladım... -Bedri Baykam-


Paris’te Saint-German Bulvarı’nda, 3-2 lik büyük Euro 2008 zaferinin keyfiyle cafe alternatifleri arasında elimde gazetelerim kalakalmışken, karşı kaldırımda gençliğimi gördüm. Yarı hızlı, yarı aylak adımlarla yürüyordu. Yanında anımsayamadığım kumral bir kız vardı. Acaba 70’lerin modasına uygun olarak İskandinav mıydı, yoksa Amerikalı mı? Onu süzmekle yetindim önce, şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. O hala “şerefli mağlubiyetler” dönemini yaşıyordu... Futbol patlamamızdan bihaberdi...


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 
 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar