Yazar |

Bedri Baykam |
 | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |
 | | |
 | | |
 | | |
|

27
Mayıs Coşkusu
-Bedri Baykam-
Bugün 27 Mayıs 2008. 1960 Devrimi’nin
48. yılını kutluyoruz. Ankara’daki 27 Mayıs Milli Demokratik
Devrim Derneği Başkanı Sn. Hüseyin Avni Güler’in
Anıtkabir’e çelenk bırakma davetine katılamadığım için çok üzgünüm. Bu
akşam 1961 Anayasası Vakfı’nın da kutlama yemeği var. Bugün
ve yarın saat 18.00’de Piramid Sanat’ta 68 kuşağının 27 Mayıs ve 12
Mart’la ilişkileri üzerine forumlar olacak. Yarınkinde ben de
konuşmacıyım.
Bakın,
bu satırlardan
sonra nasıl
panik olmuştur günümüzün
“dönüştürülmüş” demokratları!
Aklınız durur, nasıl kuyruğa
girip, “bak, darbe
şakşakçılığı
yapıyor” diye tepinmeye başlamışlardır!
Ben inandığım
doğruları, dönekler ve karafatmalar
ne söylerse söylesin savunurum,
demagojik
anlam kaydırmaları
peşinde olanların
baskısına
pabuç bırakmam.
12 Eylül’ün başlattığı
bir kampanyadır,
27 Mayıs’ı kötülemek…
Evren’in ve özellikle Turgut Özal’ın
senaryolarıdır.
Ve ne yazık ki 2.
Cumhuriyetçi yazarlar
ve derinlikten yoksun demokratların
gaflarıyla
yayılabilmiştir
bu tarih saptırması.
Haydi konuyu hiç bilmeden
“her darbe kötüdür”
diye öne atlayan
gençleri geçelim. Peki her rüzgarla
eğilen olgun selvi ağaçlarına
ne demeli? “Darbeci”
gözükmemek için susan ya
da celallenip
sahte gözyaşlarıyla
“demokrasiyi katlettiler”
diyen sahtekarlardan
söz ediyorum. 27 Mayıs demokrasiye
yön veren, ivme kazandıran,
tüm başarılarıyla
o kadar
“lök gibi” ortada
duruyor ki, ben sevgili gazetemin,
amacı
27 Mayıs’ın doğrusunu
anlatmak
bile olsa, koyduğu
“27 Mayıs Öldü mü?”
başlığı yerine özellikle bu başlığı
seçtim!
Günümüzün iletişim imkanlarıyla, AKP
medyası, artı 2. Cumhuriyetçiler, artı saf demokratlar ve rüzgar
güllerinin oluşturduğu ortamda, 27 Mayıs Devrimi konusunda 20-50 yaş
arası insanlarımızın çoğunluğunun beyni, yalan yanlış bilgi ve
yorumlarla dolduruldu. Ama hiçbir gün aklıma şu gelmedi: “Aman
27 Mayıs’ı savunup bu kitleye antipatik görünmeyelim, ne gerek var?”
Hayatta hep İnönü’nün “bu ülkede namuslu insanlar da en az
namussuzlar kadar cesur olacaklar” sözünün önemini bildiğim için, bu
oportünizme hiç düşmedim.
Şimdi doğruları birkaç cümleyle
anlatalım: 27 Mayıs işleyen, hatta kötü bile olsa işleyen bir
demokrasiye karşı değil, ağır bir baskıcı, faşist diktaya karşı
yapılmıştır. Gazetecileri hapse attıran, basını sansür eden, yandaşı
olmayanları fişleyen, kendisini desteklemeyen yargıç ve bürokratları
“görülen lüzum üzerine” emekliye sevk eden, kendisine oy
vermeyen yöreleri cezalandıran, üniversitelere hakaret eden, dini
duyguları sömüren, ana rakibi CHP’yi kendi kurduğu
“Tahkikat Komisyonu” ile kapatmaya çalışan, “siz
isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diyen cümlelerin sahibi,
demokrasi düşmanı bir Başbakan, bugün “demokrasi şehidi”
olarak halka yutturuluyor.
Tabii
ki Menderes ve iki bakanı
asılmamalıydı
ve bu 27 Mayıs’ı gölgeleyen
bir gaftı. Son gün
Milli Birlik Komitesi (MBK) toplantısında
bir oy farkla
bu karar
çıkmasa,
Ordu içinde yeni bir darbe olabilirdi.
İnönü son ana
kadar
uğraştı,
ama
idamları
durduramadı.
Bu yüzden şimdi “27 Mayıs”
deyince, o muhteşem özgürlükçü ruh ve 1961 Anayasası
yerine, o korkunç idamlar
hatırlanıyor.
Menderes’in üst üste demokrasiye karşı
affedilmez suçlar işlediği o günlerde, tek doğru kararı
“istifa”ydı. Ama onu da Celal Bayar reddetti ve
gerilim, ipler kopuncaya kadar yükseldi. CHP o günlerdeki aktif
muhalefetiyle, DP’nin toptan boğmaya çalıştığı demokrasiye nefes
vermiştir. Şimdi kalkıp “her darbenin anası 27 Mayıs’tır”
diye geriye dönük yorumlarla, ondan sonra yaşananların faturasını 27
Mayıs’a havale etmek, maskaralıktan başka bir şey değildir. Yaşanmış
dönem ve olaylara, geri vitese takılmış güdümlü füzelerle yeni kader
rotaları belirlenip, alakasız yorum ve varsayımlarla geçmişe don biçmek,
mantıkla da, tarihle de uyuşamaz. “Bunu yaparsanız, 1789
Fransız Devrimine de ‘faşist darbe’ (!) demeniz gerekir”dediğim
makalemi anımsatırım geçen aydan!
1990’da
27 Mayıs’ın 30. yılında,
AKM’de, o yıllarda
Özal’ın yaptığı
tarihsel tahrifata
karşı da
çok etkili olan
“555K” sergisini açmıştım.
Serginin yayını olan
gazetede dönemin birçok etkin
ismi ile röportajlar
vardı. Bakın
27 Mayıs öncesi günlerde
DP’nin hapse
attırdığı “genç muhalif
gazeteci” Hilmi
Yavuz bana
neler söylemişti: “27 Mayıs,
askeri görünümlü bir sivil darbeydi”
dedikten ve o günlerde içinden taşan
sevinci anlattıktan
sonra: “Doğulu
entelektüel 20 tane beyaz
kuğu görürse, ‘bütün kuğular
beyazdır’ der. Halbuki
Batı kafası
bir tek siyah kuğunun
peşindedir. Eğer onu bulursa
‘bütün kuğular beyaz
değil’ demektir amacı.
12 Mart ve 12 Eylül’le 27 Mayıs’ı
bir tutmak, böyle bir Doğulu
genelleyici anlayışın
sonucudur”.
Ne güzel
özetlemiş Hilmi Bey, bugün 27 Mayıs’ın hangi tutarsızlıklarla linç
edilmeye çalışıldığını… Umarım bugünlerde bu konuda yeni gazetesi
Zaman’da da güzel bir yazı patlatır, en özgürlükçü
insanlara darbeci, en faşistlere de demokrat denilen bu komik ortamı
analiz eder!
Bedri Baykam
27
Mayıs 2008
|
Filmin
Sonunu Bilmeden Yaşamak!
-Bedri Baykam-
Yorgunum.
Listemin yeniden kazandığı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Genel
Kurulu yeni bitmiş… Önümde Facebook açık. Listemdeki arkadaşlarımdan Elif Bengü’den şu sözlere bakıyorum: “Hem çok zor, hem çok kısa bir
macera ömür, ömür imtihanla geçiyor”. Kim aksini söyleyebilir? Sabah
saat 02:00, televizyonda Lig TV açık. Ama konu futbol değil.
“Gökkubbede Gezinti” isimli, nefis bir belgesel yayınlanıyor. Dünya,
Güneş, Samanyolu, rakamlar uçuşuyor…
|
AKP, Yargı, “Ergenekon” ve Ordu…
-Bedri Baykam-
AKP kendini köşeye sıkışmış hissediyor ve besleme basınıyla beraber şaşkınlığını saldırganlığıyla harmanlayıp Türkiye ile hesaplaşma içine girmeye çalışıyor. Şu anda “hukuk”tan fazla medet ummadıkları için umutlarını Avrupa’ya yöneltmiş durumdalar. Hani şu aylardır kendi haline terk ettikleri “AB” var ya? Gün geçmiyor ki AB’li patavatsız bir raportör ya da siyasetçi, kalkıp “hiç böyle saçmalık görülmüş müdür?” diye gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyor. Her gün yazıldı çizildi: Avusturya’da Haider, Almanya’da Nazi Partiler, ABD’de Nixon’un istifaya mecbur kalması…
|
41 Milyon “Terörist” İçin Suç Duyurusu!
-Bedri Baykam-
Gündem ve değişimin bu kadar at başı yarıştıkları başka bir ülke bulmak kolay değildir. Geçen hafta size pek yakında Atatürkçülerin hücre operasyonlarında “yakalanıp” nasıl sorgulanacaklarını, “ideolojik suçlu” haline nasıl getirileceklerini sözde mizahi bir dille anlatmıştım. Şimdi geçen Cumartesi Milliyet’in manşetten verdiği haberler, bu yorumlarımı bayatlattı bile: “Ulusalcılık, Terör Kapsamına Girdi”. Meğer Emniyet Genel Müdürlüğü, “Ergenekon” hikayesi Atatürkçü önderleri alakasız şekilde Ümraniye silahlarıyla ilişkilendirmeye çalışmadan önce, salt düşünsel anlamda, bu Atatürkçüleri şimdiden fişlemiş ve notlarını vermiş bile: “…Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır”. Yani öyle alakasız bomba seri numaraları araştırmalarına filan gerek yok. Atatürkçü, dernek, vakıf, veya site üyesiysen kuyruğu artık kaptırmış olacaksın “Emniyet”e!
|
|
|
|
 Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
|
|
|
 | Umumi Siyaset |
|
 | Dünya |
|
 | Kavram |

|
...
|
|
 |
 | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
 | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|