Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

27 Mayıs 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


27 Mayıs Coşkusu


-Bedri Baykam-


Bugün 27 Mayıs 2008. 1960 Devrimi’nin 48. yılını kutluyoruz. Ankara’daki 27 Mayıs Milli Demokratik Devrim Derneği Başkanı Sn. Hüseyin Avni Güler’in Anıtkabir’e çelenk bırakma davetine katılamadığım için çok üzgünüm. Bu akşam 1961 Anayasası Vakfı’nın da kutlama yemeği var. Bugün ve yarın saat 18.00’de Piramid Sanat’ta 68 kuşağının 27 Mayıs ve 12 Mart’la ilişkileri üzerine forumlar olacak. Yarınkinde ben de konuşmacıyım.

 

Bakın, bu satırlardan sonra nasıl panik olmuştur günümüzün “dönüştürülmüş” demokratları! Aklınız durur, nasıl kuyruğa girip, “bak, darbe şaakçılığı yapıyor” diye tepinmeye başlamışlardır!  Ben inandığım doğruları, dönekler ve karafatmalar ne söylerse söylesin savunurum, demagojik anlam kaydırmaları peşinde olanların baskısına pabuç bırakmam.

 

12 Eylül’ün başlattığı bir kampanyadır, 27 Mayıs’ı kötülemek… Evren’in ve özellikle Turgut Özal’ın senaryolarıdır. Ve ne yazık ki 2. Cumhuriyetçi yazarlar ve derinlikten yoksun demokratların gaflarıyla yayılabilmiştir bu tarih saptırması. Haydi konuyu hiç bilmeden “her darbe kötüdür” diye öne atlayan gençleri geçelim. Peki her rüzgarla eğilen olgun selvi ağaçlarına ne demeli? “Darbeci” gözükmemek için susan ya da celallenip sahte gözyaşlarıyla “demokrasiyi katlettiler” diyen sahtekarlardan söz ediyorum. 27 Mayıs demokrasiye yön veren, ivme kazandıran, tüm başarılarıyla o kadar “lök gibi” ortada duruyor ki, ben sevgili gazetemin, amacı 27 Mayıs’ın doğrusunu anlatmak bile olsa, koyduğu “27 Mayıs Öldü mü?” başlığı yerine özellikle bu başlığı seçtim!

 

Günümüzün iletişim imkanlarıyla, AKP medyası, artı 2. Cumhuriyetçiler, artı saf demokratlar ve rüzgar güllerinin oluşturduğu ortamda, 27 Mayıs Devrimi konusunda 20-50 yaş arası insanlarımızın çoğunluğunun beyni, yalan yanlış bilgi ve yorumlarla dolduruldu. Ama hiçbir gün aklıma şu gelmedi: “Aman 27 Mayıs’ı savunup bu kitleye antipatik görünmeyelim, ne gerek var?” Hayatta hep İnönü’nün “bu ülkede namuslu insanlar da en az namussuzlar kadar cesur olacaklar” sözünün önemini bildiğim için, bu oportünizme hiç düşmedim.

 

Şimdi doğruları birkaç cümleyle anlatalım: 27 Mayıs işleyen, hatta kötü bile olsa işleyen bir demokrasiye karşı değil, ağır bir baskıcı, faşist diktaya karşı yapılmıştır. Gazetecileri hapse attıran, basını sansür eden, yandaşı olmayanları fişleyen, kendisini desteklemeyen yargıç ve bürokratları “görülen lüzum üzerine” emekliye sevk eden, kendisine oy vermeyen yöreleri cezalandıran, üniversitelere hakaret eden, dini duyguları sömüren, ana rakibi CHP’yi  kendi kurduğu “Tahkikat Komisyonu” ile kapatmaya çalışan, “siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diyen cümlelerin sahibi, demokrasi düşmanı bir Başbakan, bugün “demokrasi şehidi” olarak halka yutturuluyor.

 

Tabii ki Menderes ve iki baka asılmamalıydı ve bu 27 Mayıs’ı gölgeleyen bir gaftı. Son gün Milli Birlik Komitesi (MBK) toplantısında bir oy farkla bu karar çıkmasa, Ordu içinde yeni bir darbe olabilirdi. İnönü son ana kadar uğraştı, ama idamları durduramadı. Bu yüzden şimdi “27 Mayıs” deyince, o muhteşem özgürlükçü ruh ve 1961 Anayasa yerine, o korkunç idamlar hatırlanıyor.

 

Menderes’in üst üste demokrasiye karşı affedilmez suçlar işlediği o günlerde, tek doğru kararı “istifa”ydı. Ama onu da Celal Bayar reddetti ve gerilim, ipler kopuncaya kadar yükseldi. CHP o günlerdeki aktif muhalefetiyle, DP’nin toptan boğmaya çalıştığı demokrasiye nefes vermiştir. Şimdi kalkıp “her darbenin anası 27 Mayıs’tır” diye geriye dönük yorumlarla, ondan sonra yaşananların faturasını 27 Mayıs’a havale etmek, maskaralıktan başka bir şey değildir. Yaşanmış dönem ve olaylara, geri vitese takılmış güdümlü füzelerle yeni kader rotaları belirlenip, alakasız yorum ve varsayımlarla geçmişe don biçmek, mantıkla da, tarihle de uyuşamaz. “Bunu yaparsanız, 1789 Fransız Devrimine de ‘faşist darbe’ (!) demeniz gerekir”dediğim makalemi anımsatırım geçen aydan!

 

1990’da 27 Mayıs’ın 30. yılında, AKM’de, o yıllarda Özal’ın yaptığı tarihsel tahrifata karşı da çok etkili olan “555K” sergisini açmıştım. Serginin yayını olan gazetede dönemin birçok etkin ismi ile röportajlar vardı. Bakın 27 Mayıs öncesi günlerde DP’nin hapse attırdığı “genç muhalif gazeteci” Hilmi Yavuz bana neler söylemişti: “27 Mayıs, askeri görünümlü bir sivil darbeydi” dedikten ve o günlerde içinden taşan sevinci anlattıktan sonra: “Doğulu entelektüel 20 tane beyaz kuğu görürse, ‘bütün kuğular beyazdır’ der. Halbuki Batı kafası bir tek siyah kuğunun peşindedir. Eğer onu bulursa ‘bütün kuğular beyaz değil’ demektir amacı. 12 Mart ve 12 Eylül’le 27 Mayıs’ı bir tutmak, böyle bir Doğulu genelleyici anlayışın sonucudur”.

 

Ne güzel özetlemiş Hilmi Bey, bugün 27 Mayıs’ın hangi tutarsızlıklarla linç edilmeye çalışıldığını… Umarım bugünlerde bu konuda yeni gazetesi Zaman’da da güzel bir yazı patlatır, en özgürlükçü insanlara darbeci, en faşistlere de demokrat denilen bu komik ortamı analiz eder!

 

 

Bedri Baykam

27 Mayıs 2008



Filmin Sonunu Bilmeden Yaşamak! -Bedri Baykam-


Yorgunum. Listemin yeniden kazandığı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Genel Kurulu yeni bitmiş… Önümde Facebook açık. Listemdeki arkadaşlarımdan Elif Bengü’den şu sözlere bakıyorum: “Hem çok zor, hem çok kısa bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor”. Kim aksini söyleyebilir? Sabah saat 02:00, televizyonda Lig TV açık. Ama konu futbol değil. “Gökkubbede Gezinti” isimli, nefis bir belgesel yayınlanıyor. Dünya, Güneş, Samanyolu, rakamlar uçuşuyor…



AKP, Yargı, “Ergenekon” ve Ordu… -Bedri Baykam-


AKP kendini köşeye sıkışmış hissediyor ve besleme basınıyla beraber şaşkınlığını saldırganlığıyla harmanlayıp Türkiye ile hesaplaşma içine girmeye çalışıyor. Şu anda “hukuk”tan fazla medet ummadıkları için umutlarını Avrupa’ya yöneltmiş durumdalar. Hani şu aylardır kendi haline terk ettikleri “AB” var ya? Gün geçmiyor ki AB’li patavatsız bir raportör ya da siyasetçi, kalkıp “hiç böyle saçmalık görülmüş müdür?” diye gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyor. Her gün yazıldı çizildi: Avusturya’da Haider, Almanya’da Nazi Partiler, ABD’de Nixon’un istifaya mecbur kalması…



41 Milyon “Terörist”  İçin Suç Duyurusu! -Bedri Baykam-


Gündem ve değişimin bu kadar at başı yarıştıkları başka bir ülke bulmak kolay değildir. Geçen hafta size pek yakında Atatürkçülerin hücre operasyonlarında “yakalanıp” nasıl sorgulanacaklarını, “ideolojik suçlu” haline nasıl getirileceklerini sözde mizahi bir dille anlatmıştım. Şimdi geçen Cumartesi Milliyet’in manşetten verdiği haberler, bu yorumlarımı bayatlattı bile: “Ulusalcılık, Terör Kapsamına Girdi”. Meğer Emniyet Genel Müdürlüğü, “Ergenekon” hikayesi Atatürkçü önderleri alakasız şekilde Ümraniye silahlarıyla ilişkilendirmeye çalışmadan önce, salt düşünsel anlamda, bu Atatürkçüleri şimdiden fişlemiş ve notlarını vermiş bile: “…Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır”. Yani öyle alakasız bomba seri numaraları araştırmalarına filan gerek yok. Atatürkçü, dernek, vakıf, veya site üyesiysen kuyruğu artık kaptırmış olacaksın “Emniyet”e!


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar