Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

1 Nisan 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


41 Milyon “Terörist”  İçin Suç Duyurusu!


-Bedri Baykam-


Gündem ve değişimin bu kadar at başı yarıştıkları başka bir ülke bulmak kolay değildir. Geçen hafta size pek yakında Atatürkçülerin hücre operasyonlarında “yakalanıp” nasıl sorgulanacaklarını, “ideolojik suçlu” haline nasıl getirileceklerini sözde mizahi bir dille anlatmıştım. Şimdi geçen Cumartesi Milliyet’in manşetten verdiği haberler, bu yorumlarımı bayatlattı bile: “Ulusalcılık, Terör Kapsamına Girdi”. Meğer Emniyet Genel Müdürlüğü, “Ergenekon” hikayesi Atatürkçü önderleri alakasız şekilde Ümraniye silahlarıyla ilişkilendirmeye çalışmadan önce, salt düşünsel anlamda, bu Atatürkçüleri şimdiden fişlemiş ve notlarını vermiş bile: “…Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır”. Yani öyle alakasız bomba seri numaraları araştırmalarına filan gerek yok. Atatürkçü, dernek, vakıf, veya site üyesiysen kuyruğu artık kaptırmış olacaksın “Emniyet”e!

 

O zaman hemen bu makaleyi savcılıklara suç duyurusu olarak yolluyorum: 41 milyon Türk adına, katıksız Atatürkçü olduğumuzu söyleyebilirim. Suçlarımız çok büyük. Vatanımız ve bayrağımızı severiz. Dinin siyasete alet edilmesinden nefret ederiz, yobazların sızdığı her kademedeki her anti-laik ve anti-Cumhuriyetçi uygulamayı yüksek sesle kınarız, bu konuları büyük bir inançla, konferanslara, internet sitelerine, makalelere, yürüyüşlere taşırız. Israrla, gittiğimiz her yerde yeni “örgüt elemanları” toparlamaya çalışırız, solun birleşip, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerine sahip çıkarak iktidar olmasını isteriz, tarikatlarla mücadele ederiz… Hepsinden önemlisi de, “bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal’in yolundan yürürüz. AB’nin kapı kolu olmak ilgi alanımıza girmez. Yani büyük ideolojik “suçları” (!) örgütlü olarak işleriz. Anlayacağınız Emniyet’te bu ucube raporu kim hazırladıysa baştan sonra haklıdır: Biz Atatürkçülükten hüküm giymeliyiz. Derhal 41 milyon kişi için soruşturma başlatılmalıdır! Ayrıca nezarethaneleri geniş tutun, çünkü size kötü bir haberimiz daha var: Bu milyonların ezici çoğunluğu, dönek değildir; sinmez, işkence bile görse yolundan dönmez, ödünsüz Kemalistlik ciğerlerine işlemiştir!

 

Bakın hemen detay vereyim: “Arşiv ve belge”mi dediniz? Bu “suç”ları da her birimiz fazlasıyla işliyoruz. Örneğin, arşivim 1940’ların öğrenci lideri Dr. Suphi Baykam’ın belgeleriyle başlar, 27 Mayıs, Ortanın Solu, derken benim üstümden Kemalizm, ADD, Yurtsever Hareket üstünden bugüne  uzanır! Yani her türlü gazete kupürü ve etrafta gezinen internet bilgileri (!) bizde de bolca vardır! Terör ve kavgadan anlamam. “Silahlarım”, fırça ve kalemdir, bu dünya düellosunda…

 

Eh, Selçuk, Alemdaroğlu ve daha nice ismin böyle pervasızca baskı altına alınabildikleri bir ortamda, elbet savcıların elinin altında onları böyle yönlendirebilecek “ihbar” ve bilgilendirme” raporları (!) olmalıydı. Ülkesini seven Kemalist-Sosyalist-merkez veya sağ vatandaşlarını “aşırı sağcı” diye fişleyebilecek bir tek zihniyet vardır: Şeriatçı mantık. Çünkü akılları hep ümmetçiliğin “Yeşil” bayrağındadır. Bu utanç verici yorumları başla türlü izah edemezsiniz.

 

Merak ediyorum, Ertuğrul Günay hemen devreye girip ulusalcıları da koruyucu kanatlarına alacak mı? “Bakın şeriatçı zihniyet nerelere sızmış da böyle gudubet raporlar yazabiliyor işte, pardon” diyecek mi, göreceğiz! Ortada bir gerçek var: Bir devlet düzeni bu iki başlı şizofreniyi uzun süre kaldıramaz. Kendinizi ülkenin hakimi, savcısı ve polisi yerine koyun. Yazılı hukuku ve Atatürk’ün çizdiği yolu, Anayasayı mı savunacaklar, yoksa raydan çıkmış ve ancak yobaz devletlerde görev yapabilecek Emniyetçilerin imza attıkları bu acınası raporların gereğini mi yapacaklar?

 

1996’nın “gözde” şeriatçı örgütü IBDA-C’nin dergisi “Taraf” vardı… Şu aksi tesadüfe bakın, günümüzün “Kemalizmi kökünden kazımak isteyen süper demokrat Ahmet Altan”ın gazetesinin adı da aynı! Şeriatçı Taraf’ı çıkaranlar 90’ların ortasında “bu ülkede kimse 2000 yılından itibaren açıkça Atatürkçülüğü savunamayacak, o dönem bitecek” diyorlardı. İşte bizim gibi münasebetsizlerin muhalefeti, 28 Şubat filan derken, biraz rötar yaptılar. Bakın işte oraya 2008’de gelmişiz! Emniyet müdürlüğümüz, Atatürk Cumhuriyeti’ni koruyan, kollayan, savunan, kendini bilmez “aşırı sağcı”lar için Allah’tan devreye girmiş ve bu tehlikeli kesitleri yakın mercek altına almış…

 

İşte böyle: “Taraf”ın şeriatçı ve kılıflı İslamcı 2. Cumhuriyetçi kanatları, artık aynı isimde buluştular. Hedefledikleri “ Atatürksüz anti-laik İslami Demokrasi (!)”yi işleme koyabilmek için, görüyoruz ki “içeri”de kendilerinden “taraf” organizasyonları şimdiden kurmuşlar…

 

Biraz ciddiyet lütfen: CHP yarından tezi yok, bu rezaleti kağıda dökmeye cesaret eden Emniyet birimleri hakkında Parlamento araştırması talep etmeli, herkese ülkenin kimliğini hatırlatmalıdır. Hatta Demirel in bile bu saçmalığı afişe etmek için, bir sağcı olarak bu verilere göre kendi kendini ihbar etmesi, bir nebze olsun günah çıkartması lazımdır! Emniyetimiz bu gafları kaldıramaz, herkes bilsin!!

 

Bedri Baykam

1 Nisan 2008



Pardon, Rejim Değişti de Haberimiz mi Olmadı? -Bedri Baykam-


İnsanlık onuru çiğnendi geçtiğimiz hafta sonu. Bu Cumhuriyetin, içinde yol aldığı geminin de artık her an kendi buzdağı ile bodoslama bir hesaplaşmaya doğru gittiği ortaya çıktı. Olay şu: Uyuyan (gizli tarikatçı) hücreler, birden ABD’den düğmeye basılınca hızı 5. vitese aldılar. Dinci-faşizmin nelere kadir olabileceği konusunda yalnız küçük bir prova yaşıyoruz, hepsi bu. Geçen hafta kapatma davaaçılmasaydı makalem “Sıra ne zaman yazar-çizerlere gelecek Sn Erdoğan” başlığını taşıyacaktı. Başbakan’ın dikensiz gül bahçesi isteyen tahammülsüzlüğünü işleyecektim. Tabii, parti kapatma gerekçelerinin yok sayılmasının istendiği kuralsız bir ortamda, kimin neden içeri alınacağına dair kural aramak, ahmaklık olur. Çünkü artık rejim “demokrasi ve hukuk devleti” ile ilişkilerini kaybetmektedir! Yani, Mc Carthy’ci gözaltılara hiç mi hiç şaşırmadım!



AKP Demokrasiden Sonra Yargıyı Yok Etme Peşinde... -Bedri Baykam-


Yaşanan hukuk saptırmaları apaçık ortada. İnönü’nün tarihi deyimiyle “Suçluların telaşı” içindeler. AKP kıvranarak sistemin tokadını haksız yere yemiş mazlumları oynadıktan sonra, şimdi de Anayasa nın 138. ve Türk Ceza Yasasının 277.maddelerini hiçe sayarak yürüyen davaya açık müdahale peşinde koşuyor. Dünya tarihinde görülmemiş sorumsuzlukla koca bir “açık suç” işliyorlar. Hükümet kendi davasını etkileyip Başsavcıyı engellemeye çalışarak, hukuku bitirme gayretinde... Tüm Avrupa, TÜSİAD, Memur-Sen, hepsi “fedakarca” öne atlayarak, kendilerini Türkiye de rejim ve Anayasa nın önünde görerek, ülkemizde demokrasinin simgesi (!) AKP’nin avukatı kesildiler. Bu ilginç çelişkili ittifak, İslamcı-liberal köşecik yazarları ile beslenerek bizi esir alacak.



Türk Çağdaş Sanatına Reva Görülen Karalamayı Kınıyorum -Bedri Baykam-


“Sanat piyasasının önde gelen isimlerine göre, Türk resmi son yıllarda epey yol kat etti ama henüz orijinal eser ortaya koyan pek yok! Sanatsal birikimimiz yok ve dünyayı epey geriden izliyoruz. Ülkemizde yılda ortalama 50 milyon dolarlık tablo satılıyor. Ama Türk ressamlarının eserleri uluslar arası piyasada değer taşımıyor. 15-20 büyük ailenin desteğiyle ayakta duran Türk resmine, hala dekoratif bir unsur muamelesi yapılıyor. Türk ressamlar da Batılı meslektaşlarının yaptıklarını taklit ediyor. Yapılan resimler uluslararası standartlarda sanat eseri muamelesi görmüyor”


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar