Yazar | 
Bedri Baykam |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |  | | |  | | |  | | |
| 
Pardon, Rejim Değişti de Haberimiz mi Olmadı?
-Bedri Baykam-
Bakın gittiğimiz istikamette hangi sesler yankılanıyor: -“Ne zamandan beri Atatürkçü faaliyetler içindesiniz?”, -“Başka Atatürkçü arkadaşınız var mı? Nerede oturuyorlar?”, -“Bir yürüyüşte ‘Yobazlar İran’a’ diye tempo tuttuğunuz doğru mu?” İnsanlık onuru çiğnendi geçtiğimiz hafta sonu. Bu Cumhuriyetin, içinde yol aldığı geminin de artık her an kendi buzdağı ile bodoslama bir hesaplaşmaya doğru gittiği ortaya çıktı. Olay şu: Uyuyan (gizli tarikatçı) hücreler, birden ABD’den düğmeye basılınca hızı 5. vitese aldılar. Dinci-faşizmin nelere kadir olabileceği konusunda yalnız küçük bir prova yaşıyoruz, hepsi bu. Bakın İlhan Selçuk neler yapmışmış: “Örgüte üye olmaksızın, örgütün amaçlarını bilerek örgüt adına vazife yüklenmek”. Vay, vay, vay, sen neymişsin be İlhan Ağabey! Böyle bir yoruma girecek olursanız, dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir ciddi siyasi makale yazılamaz! Gazeteler çiçek böcek yayını halini alır! Ne ilginçtir ki, o meşhur 2. Cumhuriyetçiler (Selçuk’un o yaşta gece yarısı götürülmesini protesto eder görünen birkaç gözü yaşlı timsah dışında) düşünce özgürlüğü kavramında bir dipsiz kuyu talep ederken, buna hiç ses çıkarmadılar! Böyle bir mantık var mı? Selçuk yazacak “ondan ‘esinlenen’lerin bir şey yapma olasılığı olabilir” diye, kendisi hakkında dava açılacak! Dünya hukuk literatürüne geçer bu olay! Yobazlar, yirmi yıldır her gün sövüyorlar bu Cumhuriyet’e… Bugüne kadar devlet bunlara gece 04.00 baskınları mı düzenledi!? Türkiye geçen hafta yeni bir kavramla ilk defa somut olarak tanıştı: Muhbir gazeteciler. İktidar sarhoşluğu ile ölçüyü kaçıran ve “Neden hepsi içeride değil? Bu yetmez, yeni medya tutuklamaları lazım” diye fetva veren gafiller! 2. Cumhuriyetçilerin sahte demokrat maskeleri düştü. O söylem hemen “susturun şunları”na dayandı. Ahmet Altan, açık açık “Kemalizmin kökünü kazımak lazım” diyerek, idam “şimdilik” kalkmış olduğu için, tüm azılı lider kadroları içeri tıkmayı önerdi!
İlginç olan, 8-9 aydır içeride tutuklu insanları olan bir “davanın”, dolaşan dedikodular dışında iddianamesi yok. Oluşturulan suni yağmur bombaları ile şişirilmiş bulutlar öyle saçma bir ilişkiler dizisi yaratıyor ki! Dinci-faşistler tarafından işlenmiş Rahip ve Dink cinayetlerinin kara bulutları bile “Ergenekon” üstünden “ulusalcı”ların sırtına yıkılabiliyor (!) Ben bu yöntemlerle Kutup Eskimoları ile Afrika’nın Zulu kabileleri arasında, size bol soslu bir ilişki kurabilirim! Üstelik burada “ağır” bir hatırlatma yapacağım: Yıllardır, bu ülkede Atatürkçü yazarlar teker teker öldürülürken, bu “ılımlı ve 2. Cumhuriyetçi” takım, hala her gün bu ülkenin üzerine oturduğu Atatürkçü düzeni acımasızca ve savunma hakkı vermeden yerle bir eden onbin yazı yazdılar. Demek ki bu mantıkla onların da IBDA-C ve İslami Hareket ile ilişkilendirilmeleri mi gerekirdi? Ya da Sivas’ta 37 can yoldaşımızın acı kaybına neden olan yobaz ayaklanmanın öncesinde ve sonrasında malum takımın yazdıkları ortada! Her sabah 04.00’da “zemin hazırlamak ve yön vermek” gerekçesiyle içeri alınmaları mı lazımdı? İşe bu nedenlerle, kamuoyunda yarattığı büyük bölünme, ülkede oluşturduğu huzursuzluk ve kargaşa yüzünden, “Ergenekon” davasını götüren Savcı Zekeriya Öz, elinde net metinler varsa, belgelerle ortaya koymalı, yoksa tek bir yeni hamle ile ülke yine krize girecek. Bu toplum dört gündür son tutuklamalara verdiği tepkiyi, bundan önceki yazarlara neden vermediğini de sorgulamalı. Örneğin Ergun Poyraz, Emin Gürses neden yatmaktadır? Ümraniye bombalarıyla nasıl ilişkilendirilmişlerdir? Kamuoyunun bunları bilme hakkı vardır.
“Cuma” tutuklamalarına dönersek… Yargıda “yeni filizlenen” acayip mantığa göre Atatürkçülüğü savunmak artık “yasaklı” ve “tehlikeli” olacaksa, AKP karşıtlığının adı “Ergenekon’a zemin hazırlamak”sa o zaman, ortada 30 milyon Ergenekon geziyor(!), siz ülkenin yarısına dikenli çit çekip gözaltına alın! Bir de şu önemli noktaya geliyoruz: Rejim değişti de bizim mi haberimiz olmadı? Ülkenin siyasal-hukuki-laik temel altyapısını savunmak artık “provokasyon” ve “suç” sayılıyorsa bunu bize tebliğ edin de, nerede durduğumuzu öğrenelim! Geçen hafta kapatma davası açılmasaydı makalem “Sıra ne zaman yazar-çizerlere gelecek Sn Erdoğan” başlığını taşıyacaktı. Başbakan’ın dikensiz gül bahçesi isteyen tahammülsüzlüğünü işleyecektim. Tabii, parti kapatma gerekçelerinin yok sayılmasının istendiği kuralsız bir ortamda, kimin neden içeri alınacağına dair kural aramak, ahmaklık olur. Çünkü artık rejim “demokrasi ve hukuk devleti” ile ilişkilerini kaybetmektedir! Yani, Mc Carthy’ci gözaltılara hiç mi hiç şaşırmadım! Bu korkunç hafta sonu başladığında, sergi ve söyleşim için Adana’daydım. Kendimi yedim bitirdim. Ama beni en çok etkileyen, günün sonunda omzumda ağlayan o genç Nazlı oldu, “Ne olacağız biz? Herkes sizi dinledi, ardından güle oynaya dizi izlemeye gitti” diye hıçkırıyordu. Dik dur Türkiye’m, bu karanlığı da yeneceğiz. İlhan Selçuklar’ına güven… Bedri Baykam 25 Mart 2008
|
AKP Demokrasiden Sonra Yargıyı Yok Etme Peşinde... -Bedri Baykam-
Yaşanan hukuk saptırmaları apaçık ortada. İnönü’nün tarihi deyimiyle “Suçluların telaşı” içindeler. AKP kıvranarak sistemin tokadını haksız yere yemiş mazlumları oynadıktan sonra, şimdi de Anayasa nın 138. ve Türk Ceza Yasasının 277.maddelerini hiçe sayarak yürüyen davaya açık müdahale peşinde koşuyor. Dünya tarihinde görülmemiş sorumsuzlukla koca bir “açık suç” işliyorlar. Hükümet kendi davasını etkileyip Başsavcıyı engellemeye çalışarak, hukuku bitirme gayretinde... Tüm Avrupa, TÜSİAD, Memur-Sen, hepsi “fedakarca” öne atlayarak, kendilerini Türkiye de rejim ve Anayasa nın önünde görerek, ülkemizde demokrasinin simgesi (!) AKP’nin avukatı kesildiler. Bu ilginç çelişkili ittifak, İslamcı-liberal köşecik yazarları ile beslenerek bizi esir alacak.
|
Türk Çağdaş Sanatına Reva Görülen Karalamayı Kınıyorum -Bedri Baykam-
“Sanat piyasasının önde gelen isimlerine göre, Türk resmi son yıllarda epey yol kat etti ama henüz orijinal eser ortaya koyan pek yok! Sanatsal birikimimiz yok ve dünyayı epey geriden izliyoruz. Ülkemizde yılda ortalama 50 milyon dolarlık tablo satılıyor. Ama Türk ressamlarının eserleri uluslar arası piyasada değer taşımıyor. 15-20 büyük ailenin desteğiyle ayakta duran Türk resmine, hala dekoratif bir unsur muamelesi yapılıyor. Türk ressamlar da Batılı meslektaşlarının yaptıklarını taklit ediyor. Yapılan resimler uluslararası standartlarda sanat eseri muamelesi görmüyor”
|
Ordu-CHP Gerginliği: Lütfen Dikkat! -Bedri Baykam-
Şahsen, geçen haftaki yorumum değişmedi: “…ABD dış işlerinin ziyaretinin hemen ertesinde çekilmemiz pek ‘şık’ olmadı” demiştim. Bu zaten yalnız bir iki kişinin değil, halkın çoğunluğunun ortak şaşkınlığı ve hayal kırıklığıydı. Sen ABD’ye “rest çek”, sonra o ziyaretin hemen ardından, ertesi gün eve dön… Demek ki Sn. Genelkurmay Başkanının en azından verilen ilk tepkiye şaşırmaması, ülkenin nabzını daha iyi tutması lazım. Tabii ki buna rağmen “çekilme kararı” tamamen Ordunun kendi kararı olabilir ve bu yine de değişmeyecek olabilirdi. Ama şaşırmak gereksizdi.
|
| | 
Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
|
|
| 
| Umumi Siyaset |
| 
| Dünya |
| 
| Kavram |

|
...
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|