
AKP Demokrasiden Sonra Yargıyı Yok Etme Peşinde...
-Bedri Baykam-
Yaşanan hukuk saptırmaları apaçık ortada. İnönü’nün tarihi deyimiyle “Suçluların telaşı” içindeler. AKP kıvranarak sistemin tokadını haksız yere yemiş mazlumları oynadıktan sonra, şimdi de Anayasa nın 138. ve Türk Ceza Yasasının 277.maddelerini hiçe sayarak yürüyen davaya açık müdahale peşinde koşuyor. Dünya tarihinde görülmemiş sorumsuzlukla koca bir “açık suç” işliyorlar. Hükümet kendi davasını etkileyip Başsavcıyı engellemeye çalışarak, hukuku bitirme gayretinde... Tüm Avrupa, TÜSİAD, Memur-Sen, hepsi “fedakarca” öne atlayarak, kendilerini Türkiye de rejim ve Anayasa nın önünde görerek, ülkemizde demokrasinin simgesi (!) AKP’nin avukatı kesildiler. Bu ilginç çelişkili ittifak, İslamcı-liberal köşecik yazarları ile beslenerek bizi esir alacak. Gözlerim yaşarıyor! Erdoğan da Toptan gibi Yargıtay’ın, “AKP’nin Atatürkçü gidişatını” (!)durdurmak için devreye girdiğini söylüyor, milletle el ele olduklarını tekrarlıyor. Arınç, “bildiğiniz gibi”! Bu “temelsiz” davayı “gurur vesilesi” yapıyor! ABD Dışişleri, “Ilımlı İslam” kaftanı kayıp gitmesin diye hemen 22 Temmuz seçim sonuçlarını hatırlatıyor! Bir sen eksiktin özverili Sam Amca… Herkesin görmezden geldiği gerçek şu: Parlamenter laik demokratik bir hukuk devleti, ancak içinde yer aldığı Anayasal ve hukuksal yapı ile beraber bütünleşerek geçerlilik kazanır, salt seçim sonuçları ile değil. “Güçler Ayrılığı” diye bir kavramı ve o unutulan “Milletvekili Yemini”ni biz mi uydurduk? Her devletin siyasal yapısı, kendi demokratik gelenekleri ve kurduğu sistem ile geçerlidir. Adı ister Kraliyet, ister laik Cumhuriyet, ister şeriatçılık olsun, hiçbir rejim kendi intiharına koşmaz. Demokrasi, aklıevvellerin iddia ettiği gibi, ne kuralsızlık kuralı, ne de çoğunluğun tahakkümü üzerine kuruludur. Peki “demokrasi” olduğunu iddia eden rejimlerde, faşizme kayma çabası hiç olmaz mı? Tabii ki olur. Bunu bu ülke de defalarca Mendereslerle, Özallarla, Erbakanlarla yaşadı. Ama bu isimlerin hiçbiri AKP iktidarı kadar sistemi kendi çiftliğine çevirmeye kalkışmadı! Neydi AKP’nin vurdumduymazlığı biliyor musunuz? Bir futbol maçı düşünün. Seyircisi cazgır ve kalabalık olan bir takım, bir yandan hakemin zorla gözlerini bağlıyor, bir yandan rakip kaleciye diz darbeleri indirip onu yerlere seriyor, sonra da seyircisi “gooool” diye inliyor! Tam her şey istedikleri gibi gidip, tezgah şaşkın bakışlar arasında sürerken biri çıkıp “maçı iptal ediyorum, hadi evinize” dediğinde de çok şaşırmış görünüp, ağlamaya başlıyorlar. Bakalım abartıyor muyum? Demokrasilerde vatandaşlar devletten eşit muamele görür: AKP bu en önemli kuralı hiçe sayarak, yalnız kendi takımına iş ve rant fırsatı sağladığı, türbanlıların egemen olduğu ve tüm kadrolaşmaların, bürokratların, dini yaşam tarzını öne çıkaran, eşi türbanlılardan seçilmesini sağlıyor. Örneğin, binlerce sanat eğitimcisi kadro beklerken, imam kadrosu enflasyonu ile ülkeyi pompalıyor. Demokrasilerde, devletin ileri gelenleri ve aileleri rant ilişkilerine giremez, çıkar ilişkileri dağıtımını kendi akrabalarına, damatlarına, ortaklarına ve yandaş-yakınlarına yapamazlar. AKP ister SEKA, ister Sabah-ATV örneği olsun, bu kuralı çiğnemeyi olmazsa olmaz şartı haline getiriyor, ancak muz cumhuriyetlerinde görülebilecek bir peşkeş çekmenin başaktörü oluyor. Demokrasilerde rejim şeffaftır: Türkiye’de ise güç kaydırmalarıyla medyanın %60’ı AKP’nin resmi-gazetesi gibi yayın yapmaktadır. Diğerlerin çoğunluğu ise, rehin alınmış olup, AKP baskılarıyla muhalefet sesini fazla yükselten Emin Çölaşan ve Cihat Hazardağlı gibi isimlerini, kovmak durumundadırlar. Türkiye’de medya iflas ettirilmiş, denetim mekanizması ortadan kaldırılmıştır. Demokrasiler, ancak laik bir hukuksal ve parlamenter rejim üzerine inşa edilebilirler: AKP’nin lider kadrosu ve vekilleri laiklikle alay eden, dini kuralları zorlayarak halkın yaşam tarzına yerleştiren, başörtüsünün üniversite ve hastaneler başta olmak üzere, Çankaya ve protokole sızmasını sağlayan, alkol, mayo yasağı, eğlence yerlerine baskı gibi yöntemlerle kendilerinden farklı yaşam tarzlarına saldıran, hoşgörüsüz, dinci-faşist bir tutumu açıkça, sergilemişlerdir. Sonuç: “Demokrasi” kelimesini bu kadar sık ağzına alan insanlarda, minimum bir utanma olmalıdır. Tüm Türkiye vatandaşlarını, itaatkar YÖK Başkanı “Yusuf Ziya Özcan”cıklara dönüştürmeye yeminli, ikazlara kulak vermeden “dümdüz” giden ve ülkeyi kendileri adına “dikensiz gül bahçesi”ne çevirmeye kalkan, demokrasinin eşitlik ilkelerini dinamitleyen bir siyasal yapı, “demokratik” ortama daha fazla saldırmaz, olsa olsa özür dileyip kaderine razı olabilir! Bir çift söz de liberal ve milliyetçi “demokrat”lara: Bir siyasal sistemi bu kadar göz göre göre hukuku hiçe sayarak pas pas eden bir iktidara karşı, “demokrasi kesintiye uğramasın, darbe olmasın” diyorsunuz. Peki haklısınız, doğru söylüyorsunuz. İyi de, şimdi bir de ne ekliyorsunuz? : “Yargı da bu işlere karışmasın”(!). Ben onlara, Radikal’in Başsavcının haklı tarihi hamlesine reva gördüğü düşüncesiz manşetle yanıt vereceğim: “Yok artık, daha neler”. Bedri Baykam 18 Mart 2008 Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı
|