Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

18 Mart 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


AKP Demokrasiden Sonra Yargıyı Yok Etme Peşinde...


-Bedri Baykam-


Yaşanan hukuk saptırmaları apaçık ortada. İnönü’nün tarihi deyimiyle “Suçluların telaşı” içindeler. AKP kıvranarak sistemin tokadını haksız yere yemiş mazlumları oynadıktan sonra, şimdi de Anayasa nın 138. ve Türk Ceza Yasasının 277.maddelerini hiçe sayarak yürüyen davaya açık müdahale peşinde koşuyor. Dünya tarihinde görülmemiş sorumsuzlukla koca bir “açık suç” işliyorlar. Hükümet kendi davasını etkileyip Başsavcıyı engellemeye çalışarak, hukuku bitirme gayretinde... Tüm Avrupa, TÜSİAD, Memur-Sen, hepsi “fedakarca” öne atlayarak, kendilerini Türkiye de rejim ve Anayasa nın önünde görerek, ülkemizde demokrasinin simgesi (!) AKP’nin avukatı kesildiler. Bu ilginç çelişkili ittifak, İslamcı-liberal köşecik yazarları ile beslenerek bizi esir alacak.

 

Gözlerim yaşarıyor! Erdoğan da Toptan gibi Yargıtay’ın, “AKP’nin Atatürkçü gidişatını” (!)durdurmak için devreye girdiğini söylüyor, milletle el ele olduklarını tekrarlıyor. Arınç, “bildiğiniz gibi”! Bu “temelsiz” davayı “gurur vesilesi” yapıyor! ABD Dışişleri, “Ilımlı İslam” kaftanı kayıp gitmesin diye hemen 22 Temmuz seçim sonuçlarını hatırlatıyor! Bir sen eksiktin özverili Sam Amca…    Herkesin görmezden geldiği gerçek şu: Parlamenter laik demokratik bir hukuk devleti, ancak içinde yer aldığı Anayasal ve hukuksal yapı ile beraber bütünleşerek geçerlilik kazanır, salt seçim sonuçları ile değil. “Güçler Ayrılığı” diye bir kavramı ve o unutulan “Milletvekili Yemini”ni biz mi uydurduk? Her devletin siyasal yapısı, kendi demokratik gelenekleri ve kurduğu sistem ile geçerlidir. Adı ister Kraliyet, ister laik Cumhuriyet, ister şeriatçılık olsun, hiçbir rejim kendi intiharına koşmaz.

 

Demokrasi, aklıevvellerin iddia ettiği gibi, ne kuralsızlık kuralı, ne de çoğunluğun tahakkümü üzerine kuruludur. Peki “demokrasi” olduğunu iddia eden rejimlerde, faşizme kayma çabası hiç olmaz mı? Tabii ki olur. Bunu bu ülke de defalarca Mendereslerle, Özallarla, Erbakanlarla yaşadı. Ama bu isimlerin hiçbiri AKP iktidarı kadar sistemi kendi çiftliğine çevirmeye kalkışmadı!

 

Neydi AKP’nin vurdumduymazlığı biliyor musunuz? Bir futbol maçı düşünün. Seyircisi cazgır ve kalabalık olan bir takım, bir yandan hakemin zorla gözlerini bağlıyor, bir yandan rakip kaleciye diz darbeleri indirip onu yerlere seriyor, sonra da seyircisi “gooool” diye inliyor! Tam her şey istedikleri gibi gidip, tezgah şaşkın bakışlar arasında sürerken biri çıkıp “maçı iptal ediyorum, hadi evinize” dediğinde de çok şaşırmış görünüp, ağlamaya başlıyorlar. Bakalım abartıyor muyum?

 

Demokrasilerde vatandaşlar devletten eşit muamele görür: AKP bu en önemli kuralı hiçe sayarak, yalnız kendi takımına iş ve rant fırsatı sağladığı, türbanlıların egemen olduğu ve tüm kadrolaşmaların, bürokratların, dini yaşam tarzını öne çıkaran, eşi türbanlılardan seçilmesini sağlıyor. Örneğin, binlerce sanat eğitimcisi kadro beklerken, imam kadrosu enflasyonu ile ülkeyi pompalıyor.

 

Demokrasilerde, devletin ileri gelenleri ve aileleri rant ilişkilerine giremez, çıkar ilişkileri dağıtımını kendi akrabalarına, damatlarına, ortaklarına ve yandaş-yakınlarına yapamazlar. AKP ister SEKA, ister Sabah-ATV örneği olsun, bu kuralı çiğnemeyi olmazsa olmaz şartı haline getiriyor, ancak muz cumhuriyetlerinde görülebilecek bir peşkeş çekmenin başaktörü oluyor.

 

Demokrasilerde rejim şeffaftır: Türkiye’de ise güç kaydırmalarıyla medyanın %60’ı AKP’nin resmi-gazetesi gibi yayın yapmaktadır. Diğerlerin çoğunluğu ise, rehin alınmış olup, AKP baskılarıyla muhalefet sesini fazla yükselten Emin Çölaşan ve Cihat Hazardağlı gibi isimlerini, kovmak durumundadırlar. Türkiye’de medya iflas ettirilmiş, denetim mekanizması ortadan kaldırılmıştır.

 

Demokrasiler, ancak laik bir hukuksal ve parlamenter rejim üzerine inşa edilebilirler: AKP’nin lider kadrosu ve vekilleri laiklikle alay eden, dini kuralları zorlayarak halkın yaşam tarzına yerleştiren, başörtüsünün üniversite ve hastaneler başta olmak üzere, Çankaya ve protokole sızmasını sağlayan, alkol, mayo yasağı, eğlence yerlerine baskı gibi yöntemlerle kendilerinden farklı yaşam tarzlarına saldıran, hoşgörüsüz, dinci-faşist bir tutumu açıkça, sergilemişlerdir.

 

Sonuç: “Demokrasi” kelimesini bu kadar sık ağzına alan insanlarda, minimum bir utanma olmalıdır. Tüm Türkiye vatandaşlarını, itaatkar YÖK Başkanı “Yusuf Ziya Özcan”cıklara dönüştürmeye yeminli, ikazlara kulak vermeden “dümdüz” giden ve ülkeyi kendileri adına “dikensiz gül bahçesi”ne çevirmeye kalkan, demokrasinin eşitlik ilkelerini dinamitleyen bir siyasal yapı, “demokratik” ortama daha fazla saldırmaz, olsa olsa özür dileyip kaderine razı olabilir!

 

Bir çift söz de liberal ve milliyetçi “demokrat”lara: Bir siyasal sistemi bu kadar göz göre göre hukuku hiçe sayarak pas pas eden bir iktidara karşı, “demokrasi kesintiye uğramasın, darbe olmasın” diyorsunuz. Peki haklısınız, doğru söylüyorsunuz. İyi de, şimdi bir de ne ekliyorsunuz? : “Yargı da bu işlere karışmasın”(!). Ben onlara, Radikal’in Başsavcının haklı tarihi hamlesine reva gördüğü düşüncesiz manşetle yanıt vereceğim: “Yok artık, daha neler”.

 

Bedri Baykam

18 Mart 2008

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı



Türk Çağdaş Sanatına Reva Görülen Karalamayı Kınıyorum -Bedri Baykam-


“Sanat piyasasının önde gelen isimlerine göre, Türk resmi son yıllarda epey yol kat etti ama henüz orijinal eser ortaya koyan pek yok! Sanatsal birikimimiz yok ve dünyayı epey geriden izliyoruz. Ülkemizde yılda ortalama 50 milyon dolarlık tablo satılıyor. Ama Türk ressamlarının eserleri uluslar arası piyasada değer taşımıyor. 15-20 büyük ailenin desteğiyle ayakta duran Türk resmine, hala dekoratif bir unsur muamelesi yapılıyor. Türk ressamlar da Batılı meslektaşlarının yaptıklarını taklit ediyor. Yapılan resimler uluslararası standartlarda sanat eseri muamelesi görmüyor”



Ordu-CHP Gerginliği: Lütfen Dikkat! -Bedri Baykam-


Şahsen, geçen haftaki yorumum değişmedi: “…ABD dış işlerinin ziyaretinin hemen ertesinde çekilmemiz pek ‘şık’ olmadı” demiştim. Bu zaten yalnız bir iki kişinin değil, halkın çoğunluğunun ortak şaşkınlığı ve hayal kırıklığıydı. Sen ABD’ye “rest çek”, sonra o ziyaretin hemen ardından, ertesi gün eve dön… Demek ki Sn. Genelkurmay Başkanının en azından verilen ilk tepkiye şaşırmaması, ülkenin nabzını daha iyi tutması lazım. Tabii ki buna rağmen “çekilme kararı” tamamen Ordunun kendi kararı olabilir ve bu yine de değişmeyecek olabilirdi. Ama şaşırmak gereksizdi.



Irak, Özcan ve… Gerçek Gündem! -Bedri Baykam-


Irak’a sekiz gün girip çıkmış olmamızın, askeri operasyon kapsamı ve sonuçları bakımından bize tam olarak neler kazandırdığını, beklenilen başarının elde edilip edilmediğini bir tek Genelkurmay bilir. Umarım terörü püskürtmeyi, ona gözdağı vermeyi başarmışızdır. Ama tabii gerçek gerekçe ne olursa olsun ABD dış işlerinin ziyaretinin hemen ertesinde çekilmemiz pek “şık” olmadı. Ne halkımızın gözünde, ne de uluslararası planda… Bir de yeri gelmişken hemen söyleyeyim: Umarım Bülent Ersoy’un demecinden yola çıkıp, ilginç hukuk sistemimizle, yeni bir yapay uluslararası gündem, yeni bir Orhan Pamuk davası yaratmayız!


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar