Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

12 Mart 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Ordu-CHP Gerginliği: Lütfen Dikkat!


-Bedri Baykam-


Ordu ve CHP arasında yaşanmaya devam eden sert tartışmalar, gerçekten gerekli mi ve bunların yaşanması iyi mi oluyor? Bu soruların yanıtı belli: Talihsizden öte, basiretsiz ve önlenebilir bir kazaydı bu… Bırakın iki kurumun bu kavgayı ülkeye yaşatmasını, olayın zamanlama yanlışlığını hatırladığımızda verdiği zararın boyutu ters sinerjiyle üçe katlanıyor!


Şahsen, geçen haftaki yorumum değişmedi: “…ABD dış işlerinin ziyaretinin hemen ertesinde çekilmemiz pek ‘şık’ olmadı” demiştim. Bu zaten yalnız bir iki kişinin değil, halkın çoğunluğunun ortak şaşkınlığı ve hayal kırıklığıydı. Sen ABD’ye “rest çek”, sonra o ziyaretin hemen ardından, ertesi gün eve dön… Demek ki Sn. Genelkurmay Başkanının en azından verilen ilk tepkiye şaşırmaması, ülkenin nabzını daha iyi tutması lazım. Tabii ki buna rağmen “çekilme kararı” tamamen Ordunun kendi kararı olabilir ve bu yine de değişmeyecek olabilirdi. Ama şaşırmak gereksizdi.


Kaç tane atasözü biliyorsunuz, bir cümleyi sarfetmeden önce üç kere düşünüp, beş kere yutkunmanızı öneren? Herhalde bu konuda farklı kültürlerden üç dört tanesini duymuşsunuzdur! İşte bu yüzden, Sn. Genelkurmay Başkanının demeçlerini yadırgadım. Sn. Büyükanıt’ın CHP ve MHP’ye yönelik ağır sözlerini burada tekrarlayıp işi uzatmak istemiyorum. Keşke Yaşar Paşa bu kadar aceleci davranmayıp, kelimelerini tartsaydı. Belki, şehitlerimizin üzüntüsü veya operasyon yorgunluğu neden oldu buna, bilinmez.


Sonuçta tabii ki bu partilerden de yanıt geldi, iş uzadı… Bu karşılıklı sertleşmeler çok yanlış. Yaşar Paşa belki, Baykal’ın çekilme kararı eleştirilerini kendi üzerine alarak sert bir tepki göstermişti. Halbuki o sözlerin muhatabı kendisi değil, başbakandı. Bu sert polemikler kamuoyu önünde yaşanınca Orduyu “savunmak” Tayyip Erdoğan’a düştü (!), o da bu beklenmedik fırsatı büyük bir iştahla değerlendirdi! Buna kimler sevindi, kimler üzüldü tahmin etmek zor değil. Dün Sn. Büyükanıt’ın aynı konuya dönmesine ve CHP’nin hemen akabinde yanıt yetiştirme telaşına çok şaşırdım!


Türk Silahlı Kuvvetleri ve CHP’nin bence artık bu polemiği hiç uzatmamaları lazım. Bu olaydan bir ders çıkarıp, bunu bir daha tekrarlamamaları ise “olmazsa olmaz” bir gereklilik! Bakın, Türkiye’de 20 yıl önce, bizler dincilik tehlikesini “teorik” olarak işaret ediyorduk. Evet iktidarda Özal vardı ama o ve “prensleri” yobazlara altyapı hazırlamakla meşguldüler, olayın bugünkü boyutlarla alakası pek yoktu. Şimdi ise artık sırayla kaybettiğimiz kaleleri sayar hale geldik! Karşı devrim sürecinde, sırayla TBMM, belediyeler, Çankaya, YÖK Başkanlığı ve bunlara bağlı tüm atama noktalarını kaybettik. Böyle bir ortamda “sağ” kalan son birkaç kaleyi, birbirine tokuşturduklarında, bundan ABD ve malum iç odaklar ne kadar mutlu oluyorlar bir düşünün lütfen!


İşte böyle anlarda halk, daha da büyük bir umutsuzluğun ortasına düşüyor. Buna kimsenin hakkı yok. Bu son derece tehlikeli bir boşluk olur: Halk, “kendinden başka tutunacak bir dalı kalmadığını hissettiğinde” ortaya daha vahim tablolar çıkar! Ordu ve CHP’nin ortak noktası, ebedi şeflerinin Mustafa Kemal Atatürk olmasıdır. Bu Cumhuriyetin temelinde her ikisinin de harcı vardır. Zaten her köşeden Cumhuriyetin temel niteliklerine küstah ve çirkin saldırılar yapılan şu günlerde, bu harç fazlasıyla sulandırılmaktadır. Bu iki kurum, halkın özgüvenini ve Cumhuriyeti ayakta tutacak olan en önemli yapıtaşları arasındadır. İşte bu ortamda tartışmanın çekildiği boyutlar us dışıdır.


Kavga hangi zamanlamada yapıldı? Anayasa değişikliklerinin, Irak operasyonuyla aynı güne getirilmesinin ardından, tam CHP bu maddeleri Anayasa Mahkemesine taşıma hazırlığı yaparken…


Karşınızda ister eşiniz, patronunuz, ortağınız olsun fark etmez. Hayatta istisnasız her şeyi söyleyebilirsiniz ama mühim olan, hangi üslupta söylediğinizdir. Sn. Büyükanıt, aynı içeriği, “Bazı siyasi partilerimiz yanılıyorlar. Onları ve sizi temin ederim ki, operasyonu bitirme kararını TSK tek başına almıştır, lütfen dikkat” dese, olaylar bu raddeye varmayacaktı…


Günümüz Türkiye’sinde kamuoyu, Ordu her ağzını açtığında, yirmi roketatar, elli el bombası ve bin beş yüz satılmışla saldırıya geçen (!) saçma sapan medya artıklarının tahakkümü altındadır. Din siyasete girdiğinde susmayı tercih eden bu zevat, Ordudan tek söz duyduklarında savcı kesilmektedirler. Böyle bir şizofrenik yapıda, TSK attığı her adımı ölçüp biçmeli, 27 Nisan


“e-muhtırası” gibi, ya da son kritik sözler gibi çıkışları frenleyip, kendi gücünü iyi saklamalıdır.


8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Çağlayan Meydanı’nı dolduran on binlerce insanın, ortak bir temennileri vardı: Umutlarını canlı tutmak, üzerlerine çökertilmek istenen kara perdeyi yırtmak, bir dayanışma sağlamak… Ne Türk Silahlı Kuvvetlerinin, ne de CHP’nin, kendi halkının bu arzularını görmezden gelme hakları var! Kanımca, Baykal ve Yaşar Paşa’nın acilen bir kahve molası vermeleri şart. Umarım bugün Sn Baykal grup konuşmasında gerginliği yükseltmez, aksine bitirir...

 

Bedri Baykam

12 Mart 2008



Irak, Özcan ve… Gerçek Gündem! -Bedri Baykam-


Irak’a sekiz gün girip çıkmış olmamızın, askeri operasyon kapsamı ve sonuçları bakımından bize tam olarak neler kazandırdığını, beklenilen başarının elde edilip edilmediğini bir tek Genelkurmay bilir. Umarım terörü püskürtmeyi, ona gözdağı vermeyi başarmışızdır. Ama tabii gerçek gerekçe ne olursa olsun ABD dış işlerinin ziyaretinin hemen ertesinde çekilmemiz pek “şık” olmadı. Ne halkımızın gözünde, ne de uluslararası planda… Bir de yeri gelmişken hemen söyleyeyim: Umarım Bülent Ersoy’un demecinden yola çıkıp, ilginç hukuk sistemimizle, yeni bir yapay uluslararası gündem, yeni bir Orhan Pamuk davası yaratmayız!



Ergenekon”, Dink, Pamuk ve… AKP Davaları! -Bedri Baykam-


Gaziantep’te geçen hafta yaşanan El Kaide operasyonundan sonra, bir “ulusalcı” yazar, çıkıp hükümete veya “ılımlı” İslamcılara “gördünüz mü, siz türbancılar işte böyle teröristmişsiniz, maskeniz düştü” dedi mi? Hayır. Ama “Ergenekon” operasyonunun ardından, medyanın “İslamcı liberal” kanadı ince-kalın saldırılarla hemen tüm Cumhuriyetçilere yönelik kampanyasını başlattı. “Terör ve Çete” başlıklarıyla oklarını “derin devlet” üstünden Atatürkçülüğe yönelttiler.



1996’da “Hadi Çocuk Yapalım” Demiştim… -Bedri Baykam-


Neyse, belki bu konuyu da gereksiz uzatıyorum. Bu gözü kör denetimsiz gidişiyle, Erdoğan’ı 20 yıl sonra gelecek yeni kuşaklarla mı durduracaksınız? Beyefendi, kendileri, hali hazırda devlet kurumlarını İstanbul’a taşımakla meşguller. Başta türban ve kadrolaşma, her konuda açıkça yobazlaşma, tüm uygar demokratik insanlara meydan okuyorlar. Bazen bir okşama iki tokat, bazen iki okşama bir tokat da olsa, adım adım deniz bitiyor ve ucundaki nihai uçuruma yaklaşıyoruz. Çünkü bu dünya “yuvarlak” değil. İki cambaz aynı anda bu ipte daha fazla düello edemeyecekler.


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar