Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

23 Ocak 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


1996’da “Hadi Çocuk Yapalım” Demiştim…


-Bedri Baykam-


Gerçekten isyan ediyorum, bize bu yaşamı reva gören kadere. Bir haftadır Berlin, Paris ve Monaco’dayım. Sanatsal işlerim ve sergi hazırlıklarımla ilgili bir gezi. Kültür, sanat, heykel, resim, ve felsefeden oluşmuş okyanusta yaşayan bir dünya burası. Türkiye’de, kişiliksiz beton direkler gibi alıştırılmaya çalışıldığımız, o çağdaşlıktan uzak, sergi, dans, muzik,  tiyatro ve kitapların topluma gereksiz birer züppe faaliyet olarak gösterildiği yoz ortamı hatırladıkça, yaşamdan nefret ediyor insan.

 

Ülkeden her kısa bir süre uzaklaştığımda, hem kendime hem de Türkiye’ye uzaktan bakma, nesnel bir değerlendirme yapma şansı buluyorum. Kendime ve hatta tüm sanatçı arkadaşlarıma baktığımda, şanssız, içinde boğdurulmaya çalışıldıkları o sahte kefeni yırtmaya çalışıp kör talihe lanetler yağdıran ve farkında olmadan herkesle aynı anda mücadele etmekten bitap düşmüş bir insan profili görüyorum.

 

Hangisiyle başa çıkacaksınız? Yobazlarla mı? Medya satılmışlığıyla mı? Mesleğin zaten her yerde var olan geleneksel/doğal bitmez tükenmez sorunlarıyla mı? Halkla sanat arasına yerleştirilen köprüsüz uçurumlarla mı? “Aydın” ihanetiyle mi? Her düzeyde sanat girişiminin yaşadığı kaçınılmaz mali sorunlarla mı?

 

Bir de tabii bu meslekleri Batı ülkelerinde yapan şanslı insanları görüyorum. Arkalarında milyarlarca dolarlık bütçelerle dönen şatafatlı kariyerleri, vakıflarını, bankalarını, dolup taşan müzelerini… Yusuf, İsmet, Komet, Balkan, Kemal, Alaattin! Dinleyin beni, hata yaptık! Futbol takımı kurup olsa olsa kendi bacağımızdan asılmalıydık! İnanın ciddi söylüyorum bunları! Nasıl kıskanmazsın futbolcuları? Bir penaltıları verilmezse bile arkalarında UEFA var, FIFA var, naklen yayınlar var, paranın gücü var, aşırı halk ilgisi var, devleti tarafından fazlasıyla ciddiye alınma var(!)

 

Ülke, bacaklarına dolandırılmış türban sorunu ile kıvranıyor. Kenan Evren doğru bir laf etmiş: “Tanrı, saçın ayıp olduğunu düşünseydi, kadını saçsız yaratırdı”. Gerçi Evren’in pasiflerini biliyoruz. Ama haksız mı bu cümlede?  Tabii arada aynaya bakıp neden olduğu çöküşten rahatsız olup olmadığını merak ediyorum. Ama tabii ki onun bu cümlesi de Erdoğan’ı dindirmez: Meydanı boş bulduğu için şehir içinde saatte 200’le gaza basmış gidiyor. “Velev ki türbanı simge olarak takıyor olsunlar, simgeleri yasaklayabilir misiniz?”. Ne kadar hoş bir cümle değil mi? Ne demokrat bir adam, bravo doğrusu, bütün “radikal” gençlik ona bayılıyor; yasakların düşmanı (!) Erdoğan! Ama bu arada kültür merkezleri kapatılmış, ödenekler kesilmiş, milli eğitim gericilere devredilmiş, alkol vergilere boğulmuş, her ellerine fırsat geçen yerde açık saçlı kadınları ve hatta ailelerini dışlamışlar, özgür kıyafetini yasaklamışlar!.. Ne gam? Ne önemi var? Türbana özgürlük (!) mücadelesi var mı yok mu?

 

Türkiye her saniye çöküyor. İstediğiniz kadar dizi seyredip “shopping mall” gezin, fark etmez. Bir de bu işin geleceği var. “Onlar” 5-6 çocuk yapıyorlar, biz ise spor-toto oynar gibi 0,1 veya en çok 2 çocuk yapıyoruz. 1996’da bunları düşünüp “Hadi Çocuk Yapalım” diye bir resim yapmıştım. İnsanlar bu yapıtın ciddi yönünü anlamayıp, önünden, mahçup tavırlarla eğlenip, geçip gidiyorlardı. Hiç düşünmüyor musunuz, 15 yıl sonra bu sosyo-demo-grafik göçüş bizi nerelere götürecek? Matematiğiniz iyi midir? Biraz projeksiyonlu logaritmik hesap yapabiliyorsanız, vallahi eliniz ayağınız felç olur. Bence hemen bugün işi gücü bırakın eve ya da bir motele gidip çocuk yapın. Sonra bir tane daha yapın! Oooh! Sesinizi, itirazını duyar gibi oluyorum. Olabilir. O zaman da acilen sizin somut öneriniz neyse söyleyin, onu yapalım! Rakamların şakası yoktur da...

 

Neyse, belki bu konuyu da gereksiz uzatıyorum. Bu gözü kör denetimsiz gidişiyle, Erdoğan’ı 20 yıl sonra gelecek yeni kuşaklarla mı durduracaksınız? Beyefendi, kendileri, hali hazırda devlet kurumlarını İstanbul’a taşımakla meşguller. Başta türban ve kadrolaşma, her konuda açıkça yobazlaşma, tüm uygar demokratik insanlara meydan okuyorlar. Bazen bir okşama iki tokat, bazen iki okşama bir tokat da olsa, adım adım deniz bitiyor ve ucundaki nihai uçuruma yaklaşıyoruz. Çünkü bu dünya “yuvarlak” değil. İki cambaz aynı anda bu ipte daha fazla düello edemeyecekler. Bizler de ne yazık ki, elimizin ayağımızın Baykal tarafından bağlandığı bir ortamda, homurdana homurdana mezbaha şeritlerinde kaçınılmaz sonuna yürüyen ineklere benziyoruz. Ağır mı konuştum? Durum çok ağır da ondan!

 

Her yerde aynı anda mantar gibi biten birleşme çağrıları ise, aslında ne yazık ki olsa olsa gülünç bir çaresizliği işaret ediyor. Bu çıkmaz sokağın mimarı Baykal, Erdoğan’ın gözü kara gidişatı hakkında “Allah Türkiye’yi korusun” derken, aslında acizliğini gösteriyor. Erman Toroğlu’nun sesini duyar gibi oluyorum: “Sizi yasa korur kardeşim”. Ama CHP, lider kadrosunun suni pompasıyla yaratılan boşlukta ve aalternatifsizlikte, bizim artık yasa filan çıkarmamız “na-mümkün!!”. Baykal’ın sözde rakipleri ise ne yazık ki inandırıcılıktan çok uzaklar. Geçmişleri ve çelişkileri ortada!

 

Bedri Baykam

23 Ocak 2008



Dinleme Bandı -Bedri Baykam-


-Abi nasılsın? Tebrikler, her şey mükemmel gidiyor.

-Sağol Ragıpcığım, sağol, nasıl herkes mahallede valide, çocuklar, senin işler…

-Abi sağol, her şey iyi bizim takım hariç.

-Yahu haklısın, halbuki o kadar sevinmiştik geçen sene!

-Neyse abi, sen onu bunu boşver, esas bizim “büyük maç” iyi gidiyor, mühim olan da o!

-Haklısın Ragıp, daha fethetmemizi istediğin sıfat ne kaldı geride? Bak bütün kaleleri teker teker düşürdük, on beş yıl önce rüyanda görsen inanmazdın değil mi? Bak ne acınacak hallere düştüler!



Bugün Anayasayı Tartışma Zamanı! -Bedri Baykam-


Diyarbakır’da patlatılan o aak bombanın katlettiği vatandaşlarımızdan Cengiz Kaya’nın kızı Merve’nin babasının mezarı başındaki haykırışlarını unutmama imkan yok. “Benim biricik babacığım senin yerine ben ölseydim” diye hıçkırarak ağlayan ve toprağa kapanan bir kız… Bu acı hepimizin, evet biliyorum, ama o kızın hayatı ne olacak bundan sonra? Ömür boyu bu yara iyileşir mi hiç? Buna benzer cümleleri fazla sıraladığımız zaman bizi “şehit edebiyatı” yapmakla ve “aşırı milliyetçi” olmakla suçlayan alçaklar arasında yaşıyoruz. Sınırlarımızı bekleyip, rahat uyumamız için teröristlerle her gün çarpışan Mehmetçik’i küçümsemeyi “aydın” geçinme gerekçesi sayan ayrı bir vaka bunlar.



YÖK, Say Olayı ve Siyah Bulutlar -Bedri Baykam-


Güvendiğimiz dağlara her gün kar yağmaya devam ediyor. Göz göre göre her geçen saniye daha kötüye gidiyoruz. Üstelik ne CHP, ne medya, ne başkası; bu yuvarlanışa dur diyen de yok ortada…  Yeni YÖK Başkaatandığı gün, inanın onun geçmişini öğrenmeme gerek yoktu. Daha sonra gazetelerden ve TÜMÖD’ün, Alpaslan Işıklı ve Suay Karaman imzalı bildirisinden okuduğum detayların hepsini zaten tahmin ediyordum. Ne “ılımlı” İslam merkezi sayılan Malezya Üniversitesi’nde bu konuda iki yıl staj (!) yapmış olması, ne türban yasağını kaldıracağını hukuka karşı gelme pahasına söylemiş olması beni şaşırttı…


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar